Shakespeare’ın esrarı
Masadan kalktı. Pencereye yaklaştı. Mor dumanlı tepelere doğru uzanan ıssız Stratford kırlarını seyretti. Aklından hiç çıkaramadığı sevgilisini yeniden düşünmeye koyuldu. O “esmer” kadın, o “karanlık” kadın, o “Sonelerin Kara Kadını”, yine tüm benliğini esir almıştı işte. Ne yapsa faydasızdı.
Nazım Hikmet’in yaldızlı, mor patlıcanları
“Patlıcanlar alacalı soyulur. Acısının giderilmesi için miktar-ı kafi tuz ile oğuşturulup, su dolu bir kapta makul bir müddet bekletilir. Bilahare kuşbaşı doğranır. Büyücek bir kuşaneye patlıcanlar nazikçe yayılıp, üzerlerine daha önceden hazırlanmış kıymalı harç konur ve kısık ateşe oturtulur…”Yok.
Sinderella, bir peri masalı
Saraydaki odasında dikilmiş, dışarıdaki manzarayı korkuyla izliyordu. Taç giydiği günden beri sarayda bitip tükenmek bilmeyen inşaat işlerine girişmiş olan ‘‘Güneş Kral’’ On dördüncü Louis, şimdi de Louvre’ın bu kanadında yeni bir inşaata başlamıştı.
Bir kadın yüzünden küstü Orhan Veli'ye...
Sonra Çubuk Gazinosu’na gece indi. Akşam hiç olmadı. Ankara bozkırında güneş hızla battı ve renkler akşamın yangın kızılında boy gösteremeden gecenin mutlak siyahında kayboldular. Gökte kandil sarısı yıldızlar belirdi.
Bekle beni döneceğim
Çatışmaya kısa bir ara verildi, silahlar sustu ve ortalık sessizleşti. Aylardır umutsuzca Stalingrad’ı savunan altmış ikinci ordunun yaralı, aç ve neredeyse donmuş Sovyet askerleri yere uzandılar.