“Kürk Mantolu Madonna” hiç ölmedi
Raif Efendi her zaman yaptığı gibi merdiven korkuluklarına tutunarak ikinci kata çıktı. Sabahın bu erken saatlerinde resim galerisi neredeyse boştu. Gerçi kalabalık olsa da Raif Efendi’nin bunu fark edecek, bundan tedirgin olacak bir hali de yoktu zaten.
Samanyolu’nun ortasında ahududu tadı
Ayıptır söylemesi, çocukluğumdan beri gökbilimlerine yoğun bir ilgi duydum. İlk ve orta öğrenim sırasındaki kahramanlarım, Galile, Bruno, Kopernik, Sagan, Kepler gibi ünlü gökbilimcilerdi. Johannes Kepler olmayı düşlerdim mesela.
“Seni Anlamak Öyle Zor ki”…
“Kızını iki saat kadar sürecek bir etkinliğe bıraktı. Eve gittiğine değmeyecek kadar kısa, kızını bekleyemeyecek kadar da uzun bir zaman vardı önünde. Yağmur çiselemeye başladı. Arabanın camına düşen yağmur damlalarını izliyordu. Minik bir damla.
İstanbul bir çiçek dürbünüdür
İstanbul, Frenklerin “kaladeiskop” adını verdikleri, güzelim Türkçemizde ise “çiçek dürbünü” dediğimiz bir oyuncağın canlanmış halidir. Hani şu uzun bir borudan baktığımız ve prizmasındaki cam parçacıklarının dönmesiyle bin bir renk ve şekle bürünen o büyülü oyuncak gibidir.
Shakespeare’ın esrarı
Masadan kalktı. Pencereye yaklaştı. Mor dumanlı tepelere doğru uzanan ıssız Stratford kırlarını seyretti. Aklından hiç çıkaramadığı sevgilisini yeniden düşünmeye koyuldu. O “esmer” kadın, o “karanlık” kadın, o “Sonelerin Kara Kadını”, yine tüm benliğini esir almıştı işte. Ne yapsa faydasızdı.