Yalnızlıklar üzerine
Yalnızlık öyle apansız gelmez. Adım adım gelir. Çok alametler belirir ama görmezden geliriz. Gitgide yaklaşan ayrılık saati, savaş tamtamları gibi kulağımızda çalar ama duymazdan geliriz.
Kasabada düzen nasıl değişti ?
Buz. İki gündür önce tipi, sonra kuşbaşı, derken lapa lapa yağan kar dindi ve hemen ardından baş gösteren dondurucu bir rüzgar, her şeyi bembeyaz, buğulu ve çıngıraklı bir buzla kapladı.
Galiba başka bir gezegenden gelmişti
Adam; eskimiş, asıl rengini çoktan kaybetmiş yeşil kadifeden bir örtüyle kaplı büyücek ceviz karyolada öylece yatıyordu. Yüzündeki renk, pencereden içeriye giren güneş ışığının açısına bağlı olarak, soluk bir fildişi beyazıyla, donuk bir kehribar sarısı arasında değişiyordu.
Ya barbarlar gelmezse?
Öylece oturup bekliyoruz. Sessiz. Kımıltısız. O kadar uzun bir zamandır bekliyoruz ki, korkuyu da unuttuk artık. Bundan daha korkutucu ne olabilir ki? Hiçbir şey yapamadan onları beklemek.
Erguvan renkli kadınlar ve hayallerim
Şairin dediği gibi “Hayat Kısa, Kuşlar, Uçuyor“. Onca telaşın ve koşuşturmanın arasında ben fark edemeden bir ilkbahar daha gelmiş. Avarelik ve firar günleri için biçilmiş kaftan ama dışarıya çıkamadığım için ancak pencereden seyredebiliyorum ortalığı…Ağaçlara bakıyorum.