Ölmüş bir kadının evrak-ı metrukesi
Mektubun devamını okuyamadı. Boğazı kuruyor, kalbi göğsünden fırlayacakmış gibi hızla çarpıyordu. Lavanta kokulu ipek mendiliyle gözyaşlarını kuruladı. Pencereye doğru yürüdü. Kadife perdeyi biraz aralayıp, gümüş tozuna bürünmüş yeşillikler içinde sessizce yükselen Çamlıca tepesine baktı.
Yalnızlıklar üzerine
Yalnızlık öyle apansız gelmez. Adım adım gelir. Çok alametler belirir ama görmezden geliriz. Gitgide yaklaşan ayrılık saati, savaş tamtamları gibi kulağımızda çalar ama duymazdan geliriz.
Kasabada düzen nasıl değişti ?
Buz. İki gündür önce tipi, sonra kuşbaşı, derken lapa lapa yağan kar dindi ve hemen ardından baş gösteren dondurucu bir rüzgar, her şeyi bembeyaz, buğulu ve çıngıraklı bir buzla kapladı.
Galiba başka bir gezegenden gelmişti
Adam; eskimiş, asıl rengini çoktan kaybetmiş yeşil kadifeden bir örtüyle kaplı büyücek ceviz karyolada öylece yatıyordu. Yüzündeki renk, pencereden içeriye giren güneş ışığının açısına bağlı olarak, soluk bir fildişi beyazıyla, donuk bir kehribar sarısı arasında değişiyordu.
Ya barbarlar gelmezse?
Öylece oturup bekliyoruz. Sessiz. Kımıltısız. O kadar uzun bir zamandır bekliyoruz ki, korkuyu da unuttuk artık. Bundan daha korkutucu ne olabilir ki? Hiçbir şey yapamadan onları beklemek.