Kısacık bir hayattan kısa hikayeler
Hava karardı. Çamurlu küçük meydanda subaylar önde, erler arkada toplandılar. Her akşam olduğu gibi tek tek sayıldılar. Sesi fazla çıkmayan bir borazan, hüzünlü bir yat borusu çaldı. Öteki esir subaylarla birlikte, kendilerine ayrılmış tahta barakadan içeri girip yer yatağına uzandı.
Ayaşlı’nın “Gizli Görevli” kiracısı
Büyükelçi her zamanki gibi saat tam sekizbuçukta odasına girip, sedir ağacından yapılmış büyük çalışma masasına oturdu. Arkasına yaslanıp, iki yıldır elçilik yapmakta olduğu bu şehre, Afganistan’ın başkenti Kabil’e baktı.
Gece konuştu
İkisi de ter ve kir kokuyordu. Gecenin bu ilerlemiş saatinde iyice karanlıklaşmış olan ara sokaktan geçip, ışıklı dükkanların sıralandığı Tarlabaşı’na çıktılar. Ara sıra birbirlerinin kirden tarazlanmış saçlarını çekiştirerek, kaba el şakaları yaparak, yokuş aşağı inmeye koyuldular.
Asmalımescit 74
Sabah saat altı, Beyoğlu sisli. İstiklal Caddesi’nin Karaköy ve Tünel’e doğru yokuş aşağı yuvarlanmaya hazırlandığı yerdeki mahalle ise hem sis hem de güneş ışıklarının bir türlü ulaşamaması yüzünden, loş bir aydınlık içinde yüzüyor. Birbirinin içine geçmiş, dolambaçlı ve yapış yapış ıslak sokaklar.
Cebimde Saklı Şarkılar
Sakin, sıcak ve nedense sıkıntılı bir yaz akşamı. Tarih 17 Ağustos 1999. Babacığını kaybettiği günün tam 16’ıncı yıldönümü. O gecenin böyle bilinmez bir nedenle sıkıntılı olmasının nedeni belki de bu. Ansızın dipten,çok derinlerden gelen bir uğultu başlıyor.