Haluk Şahin
[email protected]
Durun bakalım.. Durun bir dakika.. Ayşe Böhürler’in eleştiri hakkı var mı?
Yeni çıkan anılarımda da anlattım. 1968 yılında UNESCO Bursu ile Gazetecilik dalında Yüksek Lisans yapmak üzere Indiana Üniversitesi’ne gittiğimde tez danışmanına, Amerikan dış politikası ile Amerikan basını arasındaki ilişkileri incelemek istediğimi söylemiştim.
Hayat dersleri: O gün hayır demeseydim, kimbilir şimdi neredeydim?
İnsan, hayatının son düzlüğüne varıp geriye baktığında, hele anılarını yazdığında, kendisiyle ve hayatla ilgili pek çok ders çıkarabiliyor. Karamsar bir günümüzde bunları, idam mahkumunun darağacında son sözü sorulduğunda “Bu bana iyi bir ders olacak! ” demesine benzetebiliriz.
Beni Boğaziçi’ne neden almadılar? Ya da Demirel’i bile özlemek..
“Bile” dememin nedenini benim kuşağımın solcu ve “ilerici” aydınları anlayabilirler. 1960 ve 70’lerde siyasal bilinç edinmiş olanlar için Süleyman Demirel “öteki” idi. Bir çeşit baş düşman, mitolojik deyişle “nemesis”! Bütün kötülüklerin anası! Morrison Süleyman!
Evet, o gün İsmail Cem’in başyazısını ben yazdım. Daha neler neler..
Gazetecilikte bu türden başlıklara “olta” ya da “yem” başlık denir. Amaç okurun dikkatini çekmek ve yazının tamamını okutmaktır. Bazen haberde o başlıktan başka dişe gelen bir şey yoktur. O zaman okur haklı olarak kızar. Sansasyon haberciliğinin numaralarından biridir.
Diyojen’in fenerinden niçin bu kadar korkuyoruz?
Tam bir curcuna içinde olan siyaset sahnesinde bence son günlerin en anlamlı olayı Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın ülkenin Cumhurbaşkanı’na, “gözlerinin içine baka baka” hukuki bir gerçeği söylemesiydi. Çünkü böyle şeyler sık olmuyor.