Yazık, Çok Yazık
Aslında dünya gündeminde konuşulması gereken pek çok şey yaşandı geride bıraktığımız haftada. Türkiye’nin bugünkü rejimiyle benzeştirebileceğimiz Macaristan’da, Orban’ın on altı yıllık iktidarı son buldu. Diğer taraftan üzerimizde geniş bir tesire sahip ABD’nin önündeki iki seneyi şekillendirecek bir ara seçimler yaklaşıyor. Ama şu noktada bütün bunları konuşmak anlamsız ve manasız geliyor.
Salı günü telefonuma bir bildiri düştü. ABD menşeli basın kuruluşu CNN’den gelen bu bildiri, Siverek’te bir “school shooting” olayının yaşandığını aktarıyordu. İlk gördüğümde bu bildiriyi anlayamadım, gerçekten bizim bildiğimiz Siverek’ten mi bahsediliyor yoksa ben bir şeyleri yanlış okuyorum da ABD’de yeni bir okul basma vakası mı oldu diyerek ilgili haberi açtım. Daha sonra da boş boş ekrana baktım. Gerçekten Türkiye’de bir okul basma vakasını, ABD menşeli bir basın kuruluşundan okudum ve ne düşünmem gerektiğini bilemedim.
Ertesi günse rastgele Twitter’ı açtığım esnada yine benzer bir olayın gerçekleştiğini, bu sefer can kayıplarının da yaşandığını gördüm. Haberin servis ediliş biçiminden Kahramanmaraş’ta yaşananın çok daha ciddi olduğunu hissettim ve uzun süre olayla ilgili haberlerde takılı kaldım. Sanki içimde bir şeyler kırılıyor, bir şeyler eziliyor gibiydi ama kime nasıl kızacağımı veya birine kızmam gerekip gerekmediğini anlamlandıramadım.
Bu adını koyamadığım, bir yere yönlendirmekten de çekindiğim sinir ve üzüntü hali beni bu yazıyı yazmaya itti. Gerçekten nereye gidiyoruz?
Bu ülkede on yıldır güvenlik eksenli politikalar ve söylemler üretiliyor, bunun üzerine bürokrasi bina ediliyor, seçim kampanyaları tertip ediliyor ve hatta bu seçim kampanyaları büyük bir teveccühle ödüllendiriliyor. Ancak bugün gelinen noktada toplumun hiçbir zümresi canını ve geleceğini güvende hissetmiyor. Geniş bir ailenin emeklisi maaşını yetiştiremiyor; yetişkini insani bir muamele görmek için çırpınıyor; genç yetişkini işsizlik içerisinde nereye savrulacağını bilemeden yaşıyor. Bugün bu kırılımın son halkasını da sanırım olabilecek en sert şekilde tecrübe ediyoruz, artık bu ülkenin çocuklarının da can veya zihin güvenliğinden endişe ediyoruz.
Peki bu kriz nasıl yönetilecek? Çok basit, ülkenin bütün gündemine bir ateş düşmüşken, ülkenin Cumhurbaşkanı olay anında yapılacak bir açıklamayı halka çok görecek, kendisinin atadığı bakanlar ne diyeceğini bilemez halde eline tutuşturulan metinleri okuyacak, olay münferittir denilecek, muhalefetin hiçbir eleştirisi cevaplanmayacak hatta bu eleştiriler yapıldığı için kendileri “ahlaksızlıkla” suçlanılacak, acının siyaseti olmaz denilecek, geçilecek ve gidilecek.
Birbirimizi kandırmayalım, bu ülkede nerede yaşadığımız, nereye gittiğimiz, nerede eğlendiğimiz, kimi takip ettiğimiz, ne giydiğimiz, ne okuduğumuz, nelerle ilgilendiğimiz bile politik hale gelmiş. Herkes birbirini “bu şucudur, şu bucudur” diyerek yaftalamaya başlamış. Nefes almak siyasi hale gelmiş bu ülkede. Ama öyle bir şekilde yönetiliyoruz ki bu politik kutuplaşma ve bilinç; iş gerçekten siyaset üretmeye, politika üretmeye geldiğinde ansızın sönümleniyor. Birbirimize duyduğumuz kinle, öfkeyle ortada kalıyoruz sadece. Bu öfkeden ne bir dönüşüm ne de bir politika çıkıyor. Sadece popülist retorikler üzerinden, anlamsızca birbirimizle kavga ediyoruz.
Üzerine konuşmanın bile içimi ürperttiği bu hadisenin bile ardından, yaşananların münferit olmadığını söyleyerek konuyu gündemde tutmaya çalışan ve yaşananların göründüğünden daha vahim olduğuna dikkat çekmeye çalışan öğretmen sendikalarının protestosu polislerce engellenmeye çalışıldı. Sormak lazım, çok değerli Milli Eğitim Bakanı sağda solda Atatürk düşmanlığıyla övünen radikal tiplerle fotoğraflar çekinip kitaplar imzalayacağına gerçekten işini yapsa da retorikte kutsal görüp on yıllardır içini boşalttıkları şu “Gazi Meclis’ten” gelen soru önergelerini cevaplasa fena mı olurdu? Veya iki iktidar partisi, mecliste grubu bulunan muhalefet partilerinden gelen önergelere içeriğine bakmaksızın reddetmese de otursa ve beraber bir çözüm yolu üretmeye çabalasa, bir kez olsun toplumsal grupları kutuplaştırmadan politika üretmeye çalışsa fena mı olurdu? Ne demeli? Milli Eğitim Bakanı bu yaşananlardan sonra bile eleştiri kaldıramayacaksa, sorumluluk alıp kimseyi hedef göstermeden insanlara iki kelam söz söylemekten aciz kalacaksa, aksiyona geçmek için böyle krizlerin yaşanmasını bekleyecekse o görevinden adabıyla “affını” istesin.
Her krizde, olayda aynı şeyleri dön dolaş yaşamaktan inanın sıkıldım, sıkıldık. Ergen erkek çocukları arasında çeteleşmenin olduğu; bu çeteleşmelerin sokakta ayrı, birtakım sosyal mecralarda ayrı şekilde örgütlendiği bilinmedik şeyler değil. Daha korkutucusu bu yaşanan ilk olay da değil. Ağır ağabeylerin “racon” kestiği mafya dizilerine güzellemeler dizip, zararı kendine kadar olan her şeye düşman kesilerek millete “ahlak” satmaya çalışırsanız, bozduğunuz o kafalar elbet çocuklara da sirayet eder. Değil ama mesele “kültürse” o kültür bu iktidarın döneminde çıktı. Mesele ahlaksa o da bu iktidarın döneminde palazlandı. Ek olarak Batı’dan bilakis ABD’den Türkiye’ye ithal edilmiş, kadın düşmanlığından palazlanarak radikalleşmiş cereyanlara karşı ne ahlakla ne de maneviyatla mücadele edilebilir. Aksine hassas davranılmazsa bu söylemlerle bu hastalıklı fikirlere istemeden de olsa alan açarsınız.
Cimer’den muhalif fişlemekle uğraşılacağına biraz bahsi geçilen Telegram veya Facebook gruplarında bu çocuklar ne yapıyor diye bakılsa, E-devlet verilerini ellerine oyuncak eden ergenlere karşı ciddi bir tavır alınsa fena mı olurdu? Bu kadar geniş yetkiler var, ağızdan düşmeyen bir güvenlik söylemi var, neredeyse hiçbir muhalif görüşü ciddiye almayacak kadar da kutsiyet var ama şu olaydan sonra bile insanların en ufak itirazına tahammül edilemiyor. O zaman söyleyiniz kime kızsın, kimden izahat beklesin bu insanlar?
Aslında daha dillendirilecek çok konu, söylenecek çok da söz var. Ama söyleyemiyoruz, bugün bile söyleyemiyoruz. Birilerini inciteceğiz diye mayınlı bir arazide yürüye yürüye, çocukların güvenliğini bile konuşamaz olmuşuz. Bazen insanın çıkıp; beceremedik bu işi, bu yüzden böyle oldu, gelecekte daha dikkatli olacağız; demesi gerekir tekrardan güven kazanabilmesi için. Ancak utanmak bile politikleşmiş. İktidardayken yanlış bir şey yaparsan en fazla susup geri çekilir, vakti geldiğinde de kumpas kuruldu diyerek ortaya fırlatılırsın. Muhalefetteysen doğru söylediğinde bile hedef gösterilir, cezalandırılırsın. Velhasıl ülkede insan olmak bile siyasi olmuş ama daha fazla konuşamıyoruz işte.
Yaşadığımız şu günler hakkında ne demeli artık seçemiyorum. Yazık bu ülkeye, gerçekten çok yazık.