İstanbul
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,0104 %0.01
53,7100 %0.01
6.138,93 % -1,39
62.795,82 %-1.829

NATO Kafa, NATO Mermer

YAYINLAMA:
NATO Kafa, NATO Mermer

1960 lı 1970 li yıllarda halkımız arasında yaygınlaşan bu deyim aslında o yıllarda düşünmeyen, değişmeyen, sorgulamadan benimseyen manasında kullanılmış olsa da genelde ne kadar anlatırsan anlat laf dinlemeyen, inatçı, değişimlere direnç gösteren ve hatta kafası çalışmayan kişiler için kullanırız. Birkaç gündür de Dünyayı ülkemizde buluşturan NATO toplantısına katılanları düşündüğüm zaman, hiç beklemediğim kadar anlamlı geliyor bu deyim bana.

Türkiye bu yıl dünyanın en kritik iki uluslararası zirvesine ev sahipliği yapıyor. Önce Ankara’da NATO liderleri buluştu. Birkaç ay sonra ise dünyanın gözü Antalya’da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi’ne çevrilecek.

İlk bakışta biri güvenliği, diğeri çevreyi konuşuyor gibi görünüyor.

Oysa ikisinin de cevabını aradığı soru aynı: İnsanlığın geleceğini en çok ne tehdit ediyor?

Bu sorunun peşine düşünce NATO Zirvesi’nin ardından yayımlanan resmi sonuç bildirgesi *“The Ankara Summit Declaration” incelediğimde gördüm ki; NATO’nun gündeminde,

Ukrayna vardı. Rusya vardı. İran vardı. Savunma sanayii vardı. Yapay zekâ destekli savunma sistemleri vardı. Enerji güvenliği vardı. Silahlanma vardı.

Ama NATO’nun yıllardır kendi belgelerinde “güvenlik tehdidi” olarak tanımladığı iklim değişikliği  yoktu.

Bu beni şaşırttı. Çünkü NATO iklim krizini yeni keşfetmiş bir kurum değil.

2021’de kabul edilen “Climate Change and Security Action Plan” ile iklim değişikliğini güvenlik planlamasının içine aldı.

“2022 Stratejik Konsepti”’nde iklim değişikliğini ittifakın karşı karşıya olduğu temel tehditlerden biri olarak tanımladı.

Daha birkaç ay önce yayımlanan “The Effects of Climate Change on Security Raporu” ise çok daha açık konuşuyordu: İklim değişikliği artık yalnızca çevrecilerin konusu değil; askeri üsleri, lojistik hatları, gıda ve su güvenliğini, göç hareketlerini ve ülkelerin istikrarını doğrudan etkileyen stratejik bir güvenlik riski.

Yani NATO’nun kendi uzmanları, geleceğin değil bugünün güvenlik sorunundan söz ediyor.

Peki Ankara’da neden bu başlık neredeyse hiç konuşulmadı?

Çünkü savaşların sesi daha yüksekti.

  • Rusya-Ukrayna savaşı…
  • İran-Amerika gerilimi…
  • Avrupa’nın yeniden silahlanması…
  • Savunma harcamaları…
  • Yapay zekânın askeri kullanımı…

Jeopolitik krizler, iklim güvenliğinin önüne geçti. Tam da burada “NATO kafa, NATO mermer” diyorum. Çünkü savaşlar gündemi değiştirebilir. Manşetleri değiştirebilir. Liderlerin önceliklerini değiştirebilir. Ama iklim krizinin takvimini değiştiremez.

İklim değişikliği, NATO’nun gündeminde olsaydı harikaydı ama konu NATO’nun gündeminde yok diye başka masalarda konuşulmuyor değil elbette. Çünkü bu sorunun çözümü var ve geç kalmadan bu çözümler uygulanmalı. NATO’ya katılan ülke yetkililerinin belki kendileri bizzat etkilenmeyecek aşırı sıcaklardan, gıda yoksunluğunda, yeniden hortlayan sıtma hastalığından ya da su bulmak için fuhuş yapmak zorunda kalanlardan olmayacaklar. Ama çocukları ve torunları için benzer tehlikelerden kaçınmak çok zor olacak eğer çözümler uygulanmaz ise.

Umutsuz değiliz çünkü,  NATO’da konuşulmayan bu konu Türkiye’de başka masalarda yer alıyor.

Geçtiğimiz günlerde katıldığım Türk-Alman İklim Değişikliği Azaltım Stratejileri Paydaş Çalıştayında Türkiye’nin COP31’e yeni iklim azaltım stratejileriyle hazırlanmasına tanıklık ettim. Hedef, Türkiye’nin COP31’e yalnızca ev sahibi olarak değil, yeni politika belgeleri ve azaltım stratejileriyle çıkmasıydı.

Şimdi bu hazırlıkların önemli bir halkasını daha burada kısaca anlatmak istiyorum.

Sıfır Atık Vakfı 81 ilden gelen önerileri toplamayı planlıyor.  COP31’e giderken “yerelden ulusala” politika üretme yaklaşımının benimsendiğini bu çalıştayların ortak teması “Yerelden Ulusala İsraf, Atık ve Kaynak Yönetimi”.

Önümüzdeki günlerde Van’da yapılacak olan çalıştaya ben de katılacağım. “COP31 Süreci Perspektifiyle Van Gölü Havzası Sürdürülebilir Gelecek Çalıştayı” nda iklim değişikliğine uyum, su güvenliği, kaynak verimliliği, sıfır atık, döngüsel ekonomi, doğa temelli çözümler ve dayanıklı şehirler gibi COP31’in ana gündem maddeleri yerel ölçekte değerlendirilecek.  Kamu, üniversite, özel sektör ve sivil toplumun aynı masada buluşacağı bu çalışma, Van Gölü Havzası için 2050 vizyonunu oluşturmayı amaçlıyor.

İşte bu nedenle Sıfır Atık Vakfı’nın yürüttüğü çalışmalar yalnızca atıkları azaltmaya yönelik projeler olarak görülmemeli. Aslında COP31’in ruhunu sahaya taşıyan, iklim diplomasisini somut uygulamalara dönüştüren önemli adımlar bunlar.

Bu nedenle birkaç ay sonra Antalya’da yapılacak COP31’in, bugün Ankara’da yapılan NATO Zirvesi’nden çok daha uzun süre konuşulacağını düşünüyorum.

Çünkü savaşlar tarihin akışını değiştirir. Ama iklim krizi, yaşadığımız gezegenin geleceğini değiştiriyor. Ve güvenlik denildiğinde artık yalnızca sınırları değil; suyu, toprağı, havayı ve yaşamı da korumak zorundayız.

Bazen en büyük tehlike, kafanın çalışmaması değil; gözümüzün önündeki tehdidin görmezden gelinmesidir. Üzerinde yaşadığımız gezegenin korunması gerektiğini  “NATO kafa, NATO mermer”  lerin bile anlamış olduğunu düşünerek, NATO’dakilerin anlamamış olmaları mümkün değil diyorum. Ama şu mümkün; çıkarlar, hesaplar ne olursa olsun yaşanabilir bir dünya olmaz ise ne çıkar kalır ortada ne hesap.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız