Mutlak Mukavemet Gerek
Şu ana kadar yayımlatma fırsatını bulduğum metinlerin bazılarında duygularımı ve hislerimi, bilinçli bir şekilde kırpmadan kaleme aldım. Belki de ilk kez bu metni yazarken içimde biriken “öfke” duygusundan arınmaya çabalıyorum. Zira bu öfke dalgasının bütün muhalif seçmene yayılarak karamsarlığa dönüşmesinden endişeleniyorum.
Ne yalan olsun, şaşırdım da diyemiyorum. Kararla beraber Türkiye’de otoriterleşmenin yeni bir eşiği de aştığını düşünmüyorum doğrusu. 19 Mart 2025’ten sonra rejim, sonraki seçimlerden sağ çıkabilmek için ülke siyasetini yargı yoluyla şekillendireceğini açık bir şekilde göstermişti. Nitekim butlan hadisesi de 19 Mart’ta kırılamayan direnci dağıtmak için oluşturulmuş yeni bir girişim. Uzun zamandır köpürtülen, ana muhalefetin üzerine sallandırılan ve belki de bugüne kadar iktidarın en güçlü kozu olarak görünen en sert darbeydi bu “butlan”. İçten içe belki temmuz ayındaki NATO zirvesini takip eden sonbahara bırakılır diye düşünüyordum ancak bugünümüze nasipmiş.
Kararı bekliyordum çünkü 19 Mart’ta aşılan eşik, bu hamleyi iktidar için oldukça rasyonel kılıyordu. Bu kadar çok belediye başkanı, bürokrat ve siyasiyi tutuklayabilen mevcut iklimin mutlak butlana da cesaret edebilmesi bana şaşırtıcı gelmiyor.
Belki iddialı olacak ama bu karar, CHP’yi kapatmaktan beter hale getirdi. Tabanda veya örgütte ciddi bir bölünme görünmese de altı sene önceye dönen kadroların bir kısmı süreç içerisinde tasfiye olmanın verdiği intikam güdüsüyle hareket edecektir. Açıkçası parti, içerisinden uzlaşma çıkaramayacak -çıkarsa da seçmenini mutlu etmeyecek- bir kaosa sürüklendi. Ek olarak kayyım Genel Başkan’ın ekibinin ülkenin kurucu partisinin genel merkezine polisle basacak kadar kontrolü kaybetmiş olması, motivasyonlarının ne kadar kötücül ve parti tabanından kopuk olduğunu anlatıyor.
Ne Olacak Sonumuz?
Şahsen çok karamsar değilim ancak iyimser olduğum da söylenemez. Kayyım ekibinin mahkemedeki “tedbir” kararını bahane ederek görevlerinden ayrılmayacağını, kurultaya da yakın bir zamanda gitmeyeceği yönündeki tahminlere katılıyorum. Öte yandan seçmenin ezici çoğunluğu kayyım Genel Başkan’ın iktidardan apardığı söylemlere ikna olmayacaktır. Siyaseten bitmiş bir figür olan kayyım Genel Başkan’ı taban, ne kadar zaman geçerse geçsin kendisini bir daha affetmeyecek, mirasını da lanetleyecektir.
İktidarın son kozunun butlan kararı olduğuna da inanmıyorum. Butlan iktidar açısından en işlevsel ve kendi seçmen tabanında maliyeti görece en düşük hamleydi belki. Yine de seçmeni için “persona non grata” konumundaki kayyım Genel Başkan’ın tek başına CHP’deki %30’dan düşmeyen seçmen kümelenmesini yeterince bölebileceğine inanmıyorum. Özgür Özel’in liderliğinde oluşan bu kümelenmenin yekpare kalması halinde iktidarın çeşitli davalar gündeme getirerek, Özgür Özel dahil çeşitli milletvekillerinin dokunulmazlığını sorgulamaya başlaması da muhtemel.
En kötü senaryoyu konuşacaksak eğer, CHP’nin iktidar tarafından esaret altında olduğu bir dönemde Özgür Özel’in yargı yoluyla saf dışı bırakılma ihtimali, kurumsal muhalefeti tamamen sindirerek muhalefetteki tabanla elit arasındaki gevşek bağı tamamen koparabilir. Bu ihtimalin bilincinde hareket ederek parti içi girişimlerden sonuç alınmadığı senaryoda sürecin çok fazla uzatılmadan kesin bir aksiyon alınmasının doğru olabileceğine inanıyorum.
Kayyım Üzerine
Sonu ne olur göreceğiz. Lakin kendisinin arkasından bırakacağı mirasın adalet yürüyüşüyle hatırlanmayacağı kesin. Kaybettiği on üç seçime rağmen partinin tabanı, politikalarına ve açılımlarına tolerans gösterdi, cumhurbaşkanı adaylığına sahip çıktı, destekledi. Mayıs 2023’teki o ağır düş kırıklığına rağmen, kendisinin mirasına karşı hiçbir saygısızlık yapmadı. Bunun dönüşü de iktidarla anlaşmalı bir yargı darbesiyle partisinin elinden alınması oldu.
Kendisi üzerine söylenecek çok söz var. Gelecekte de iktidarın kuyruğundan yapacağı açıklamalarla bizi çileden çıkarmaya devam edecektir, şüphesiz. Kaf dağına birikmiş politik çelişkileri, tabanını ve örgütünü umursamadan yaptığı elit siyasetinin sayısız kez muhalefetin kucağında patlaması, bugün de devam ettirdiği kendine zarar verecek hiçbir konuda sorumluluk almayan tavrı… 78 yaşında bir siyasetçinin, kendi seçmenine ve kendi tabanına bu kadar ters gitmesi ve 108 yıllık partisini tabeladan ibaret bırakabilecek kadar gözünün dönmesi…
Kendisinin bu trajik haline ne demeli, nasıl tarif etmeli günlerdir düşünüyorum. En nihayetinde hakkında söylenebilecek uygun bir izahatı eski bir sözlükten alıntılayarak aktarıyorum; “hıyanet içinde, doğrulukla hareket etmeyip gadr-i hile ile işleyen, emaneti suiistimal eden, gördüğü iyiliğe karşı küfran-ı nimet eden…”
Mutlak Mukavemet Gerek
Tanpınar’ın popülerliğini yitirmeyen “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor” sözü kadar sade ifade edilemezdi herhalde durumumuz. Ben de isterdim konuşulmasını değerli bulduğum başka bir konu hakkında yazmayı, yeni çıkmış albüm hakkında konuşmayı veya dış politika hakkında realist, ciddi bir politik analiz yapmayı. Lakin Türkiye, gerçekten de evlatlarına kendisinden başka bir işle meşgul olma imkanını pek vermiyor.
Dediğim gibi karamsar değilim. Geleceğe dair umutlu olduğum da söylenemez. Uzun bir süredir gündelik siyaset sinirlerimizi çeşitli açılardan yıpratıyor, görünen köyde kılavuz istemiyor; yarın neyi ne kadar yazabileceğimiz veya ne olacağımızı öngöremiyoruz. Ama bugün en azından bir yanlışı tanımlayabilecek ve öfkelenebilecek kadar hayattayız, bu da bir şeydir.
Nihayetinde mutlak butlan vakasına karşı, mutlak bir mukavemet gerek. Direnmek, yaşamak, sinmemek gerek. Gerekirse mevziyi biraz geri çekmek ancak hayatta kalabilmek, birbirimize bağlanarak sorunlarımızı haykırabileceğimiz yeni platformlar gerek.
Farkındayım, Cumhuriyet Halk Partisi’nin logosu ve ismi hemen silinip atılabilecek bir mirasa sahip değil. Seçmeni ülkedeki en yüksek parti aidiyetine sahip grup. Partinin varlıkları ve aldığı hazine yardımı muhalefet açısından oldukça hayati. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin gerçek mirası, sembollerinden ziyade kurduğu Cumhuriyet. Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti içerisinde kartelleşmiş toplumdan kopuk elit bagajlarından azade, rüzgâr arkasındayken Özgür Özel’in liderliğinde kurulacak yeni bir parti, belki de muhalefeti bölerek çoğaltacaktır, belli mi olur?
Cumhuriyet Halk Parti’si her şeyden önce emanettir. Ancak o emanetin, kurucu ilkelerinden su bulmamış bir Cumhuriyet’te var olacağına, hiç var olmaması daha iyidir. Gelecekteki hassas dönemlerde muhalefetin örgütlü bir platforma sahip olması, geri kalan her türlü sembolden ve maddi kaynaktan daha hayati olacaktır. Yarın kimin başına neyin geleceği, kime nasıl saldırılacağı, kime hangi davanın açılacağı belli değilken CHP seçmeni, bir grup kayyımın eline bırakılamaz.
Velhasıl bugünlerde en kötüsünü düşünerek hareket etmek gerek. Başka çare kalmamışsa da yok olmamak için geri çekilmek, mutlak bir mukavemet gösterebilmek ve gerekirse bölünürken de direnci büyütebilmek gerek.
Sonumuzun aydınlığa çıkması dileğiyle.