İran halkını anlamak
İran, modernleşme hareketlerine geçtiğimiz yüzyılın başında, Osmanlı’da İkinci Meşrutiyet henüz ilan edilmeden önce başladı. Modernleşme süreciyle paralel olarak, zengin yeraltı kaynaklarından dolayı ABD’nin gözü de hep İran’ın üzerinde oldu.
İran petrolünü millileştirmek isteyen Musaddık bu nedenle devrildi. Devrim öncesi İran’ın başında olan Şah Muhammed Rıza Pehlevi yine aynı nedenle ABD ile arasını iyi hep tutmaya çalıştı. 1979 yılı başında ABD’nin Ortadoğu’daki en sadık müttefiklerinden biri İran’dı.
ABD ile yakın olmaya büyük önem veren Pehlevi, aynı yakınlığı kendi halkına göstermedi. Şah ile İran halkının arasında başlayan kopukluk, toplumsal muhalefeti gün geçtikçe büyüttü. Yetmişli yılların ikinci yarısında İran’daki en güçlü muhalefet merkezlerinin başında İran Komünist Partisi (TUDEH) geliyordu.
1978 yılına kadar Humeyni, dünya genelinde neredeyse hiç tanınmayan, İran’a sokulan gizli ses kayıtlarıyla topluma seslenmeye çalışan ve yeterli desteğe sahip olmayan bir isimdi. Fakat ne olduysa bu yıldan sonra oldu. Fransa’da sürgün olan Humeyni’ye dünya basını büyük ilgi göstermeye başladı. Kendisiyle sık sık röportajlar yapılıyor, bu sayede İran toplumunu etkilemesi sağlanıyordu.
1979 devriminde ve Şah’ın kaçışında, özellikle Avrupa tarafından parlatılan Humeyni’nin ülkeye dönüşünün yanı sıra TUDEH’in de büyük katkısı vardı. Ancak Humeyni kısa sürede tüm yetkiyi kendisinde toplayarak, siyaset üstü ve her dediği kanun sayılan bir konuma oturdu. İran komünistleri içinse cezaevleriyle, sürgünlerle dolu yıllar başlıyordu. Bu da yetmemiş olacak ki, komünistlerin önemli bir bölümü yeni rejim tarafından 1988 yılındaki siyasi idamlar sürecinde katledildi.
Bugün İran, yaklaşık 50 yıldır şeriata dayalı, baskıcı, katı bir rejim tarafından yönetiliyor. Yukarıda bahsedildiği gibi, bizden önce modernleşme hareketlerine başlayan bu ülkenin insanlarının bu baskıcı rejime karşı protestolarda bulunmasını yalnızca ABD’nin veya İsrail’in kışkırtmalarıyla açıklamak imkânsızdır. Daha önce de defalarca görüldüğü gibi, İran toplumu şeriatçı, kadın haklarını yok sayan, birey hak ve özgürlüklerine düşman bu yönetim anlayışından bıkmıştır ve hakkını aramaktadır.
Yaşanan son olayları dış güçlerin oyunu olarak gören Türkiye’deki birtakım “solcu-sosyalist” isimler, aynı yönde konuşmaya devam ederlerse, bundan sonra Gezi direnişi üzerine övücü sözler söyleme haklarını kaybedeceklerini unutmamalıdırlar. Çünkü Gezi direnişini dış güçlerin oyunu olarak gören Erdoğan rejimi ile devam eden protestoları yine dış güçlerin oyunu olarak açıklamaya çalışan İran rejiminin bu açıdan aralarında bir fark yoktur.
Öte yandan Trump’ın, İran halkının son derece haklı protestoları üzerine yorum yapması, rejimin yıkılmasını değil aksine devamını istediğini gösterir. ABD başkanının burnunu soktuğu her işi mahvetme kapasitesi göz önüne alındığında söylediklerinin başka türlü bir açıklamasını bulmak mümkün değildir. Bu istek, ABD’nin bölgede kalmak için karşıt güçlerin varlığına duyduğu ihtiyaçla da paraleldir.
ABD’de mukim Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlunun ise rejim değişikliği için büyük bir istek duyduğu yadsınamaz. Ancak kendisi yerine halkını düşünen birinin bu durumda susup oturması beklenir. Rıza Pehlevi bunu yapmamaktadır ve ABD kontrolünde iktidara getirilmek için çabalamaktadır. Ancak Şah’ın İran’da ciddi bir karşılığı yoktur ve sadece kendisini düşünen Rıza Pehlevi’nin her konuşması rejime can suyu olmaktadır.
İran halkı, gösterdiği dirençle ne mevcut rejimi ne de eski düzeni istemediğini gösterebilecek ve İran’da demokratik, laik ve ilerici bir yönetimin kurulmasını sağlayacak kadar güçlüdür.