Düşünsel devrimden muaf bir toplum
Çok eskilere gider bizim hikayemiz. Ne kadar eskiye gidebiliriz ya da ne kadar eskiye gitmeye gerek var bilmiyorum. Binlerce yıl önce yerleşik yaşamın, tarımın başladığı bu toprakların bizden önceki sahipleri tarafından bilimin, sanatın, felsefenin ve aklın merkezi yapıldığını biliyoruz. Sonraki dönemlerde gerek bu coğrafyada yetişmiş, gerekse de başka yerlerden göçüp gelmiş çokça düşünür yaşamış Anadolu’da.
Selçuklu İmparatorluğu ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren sanat, Anadolu’yu da kapsayacak şekilde sadece cami, medrese, külliye, köprü vs. yapımında, mimari de yoğunlaşmıştı. Hat, ebru, musiki vs. sanat alanlarında ise İstanbul’a sıkışmış bir sanat anlayışı söz konusuydu. Halkın içinden nadiren çıkan ozan, şair ve düşünürler dışında Anadolu’ya yayılmış, devlet tarafından önemsenen ve desteklenen bir bilim, sanat, felsefe, mantık vs. politikası olmamıştır.
Bu toplum, yüzyıllar boyunca düşünsel alanlarda bir mesafe kat edemezken, ortaçağ karanlığından çıkış süreci sonunda bilimin, sanatın ve dolayısı ile de akılcı düşüncenin yeni merkezi Avrupa coğrafyası olmuştu. Sosyologlar, felsefe ve mantık insanları, bilimsel icatlar, müzik, resim, heykel, edebiyat ve daha pek çok alanda üretkenlik artık bu coğrafya da gerçekleşiyordu.
Biz ise saray ve çevresine sıkışmış, Anadolu’ya yayılmamış bilim ve sanat anlayışımızla, üreten dünyadan hızla geri kaldık. O kadar geri kaldık ki bir birinin devamı ve basmağı olan sanayi devriminin, bilişim ve dijital sıçramaların da doğal olarak dışında, gerisinde kaldık.
O günlerden bugüne bu düşünsel süreçlerin dışında, gerisinde kalışımızın faturasını ödemeye devam ediyoruz.
Hemen akla şu soru geliyor.
Bu bilgi temelli, koşup giden dünyayı bir şekilde yakalayamaz mıyız?
Cevap çok net.
Olmaz. Yakalayamazsınız.
Bin yıla yakın süre akılcı düşünce tarzının uzağında kalmışsınız.
Bin yıla yakın süre bilim ve sanat dünyasının seyircisi olmuşsunuz.
Bin yıla yakın süre bir eğitim politikanız olmadan nesiller yetiştirmişsiniz.
Bin yıla yakın süre cehaletle değil, düşünen kitlelerle mücadele etmişsiniz.
Öyle hadi yapalım demekle olmaz düşünsel devrim, toplumsal dönüşüm uzun bir yoldur. Bizimse ne niyetimiz, ne de buna uygun bir nüfus yapımız var.