İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,0434 %0.2
53,7187 %-0.12
6.225,55 % 0,12
63.967,02 %-0.301

Avrupa’nın Göbeğinde Bir İnsanlık Avı: 11 Temmuz Srebrenitsa

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Avrupa’nın Göbeğinde Bir İnsanlık Avı: 11 Temmuz Srebrenitsa

Takvimler 11 Temmuz 1995’i gösterdiğinde, insanlık tarihi en karanlık, en utanç verici sayfalarından birini yazmaya başladı. Bugün, Avrupa’nın ortasında, modern dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Srebrenitsa Katliamı’nın yıl dönümü. Birkaç gün içinde 8 binden fazla Boşnak erkeğin, çocuğun, yaşlının sadece Müslüman oldukları için vahşice katledildiği, Boşnak kadınların sistemli bir şekilde işkence ve tecavüze uğradığı o meşum günler, hafızalarımızda ilk günkü gibi taze ve can yakıcı.

Bu katliam, anlık bir cinnet hali değildi; planlı, programlı bir insan avıydı. Kendilerini medeniyetin beşiği sayan Avrupalı devletlerin, Birleşmiş Milletler’in "güvenli bölge" ilan ettiği topraklarda, gözlemci Hollanda askerlerinin sığınmacıları bizzat cellatlarına teslim ettiği bir ihanet çemberiydi. Bosna kasabı Ratko Mladiç ve yandaşları, adeta av partisine çıkar gibi silahsız, çaresiz Boşnak kardeşlerimizin peşine düştüler. Srebrenitsa, adaleti ve insan haklarını dilinden düşürmeyen Batı’nın maskesinin düştüğü, ikiyüzlülüğünün tescillendiği yerdir.

Bitmeyen Yas ,Toplu Mezarlardan Sonsuz Huzura

Srebrenitsa'nın acısı sadece geçmişte kalmış bir anı değil, her yıl yeniden kanayan canlı bir yaradır. Katliamın üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, ormanlık alanlarda ve ücra köşelerde bulunan toplu mezarlardan hâlâ yeni bedenler çıkarılıyor. Bugün, uzun yıllar boyunca "kimliği belirsiz" olarak toplu mezarlarda yatan ve yürütülen titiz DNA çalışmaları neticesinde nihayet kimlikleri tespit edilen Boşnak vatandaşlarımız, ebedi istirahatgahlarına uğurlanıyorlar.

Yıllarca sevdiklerinin bir izini, bir kemiğini arayan aileler, o yeşil çuhaya sarılı tabutların başında nihayet sevdiklerinin adının yazılı olduğu bir mezar taşına sarılabilecekler. Saraybosna ve Potoçari, kimliği nihayet bulunan evlatlarını sonsuz huzura uğurlarken, tüm dünya bu dinmeyen acıya bir kez daha şahitlik ediyor.

Sanatın Sesi….

Savaşın Soldurduğu Hayatlar ve Hafıza

Savaş ve soykırım sadece şehirleri değil, bir halkın hafızasını, kültürünü ve geleceğini de hedef alır. Bosna direnişinin ve acısının içinde, sanatı bir kalkan gibi kullanan ama bu vahşette aramızdan ayrılan kıymetli değerlerimiz oldu.

Saraybosna Kuşatması ve katliamlar sırasında, ruhunu ve sanatını halkına siper eden isimleri anmak boynumuzun borcudur. Kuşatma altındaki Saraybosna'da tiyatroları kapatmayan, havan topları altında bile halka moral vermek için sahnede olan, meşhur aktris Ines Fančović gibi isimlerin mücadelesi unutulamaz. Savaşın tam ortasında, keskin nişancıların hedefinde kalan şairler, tiyatrocular ve ressamlar, sadece canlarını değil, Avrupa'nın ortasındaki bu vahşeti dünyaya haykırma misyonunu da taşıyorlardı. Onların solan hayatları, bugün Bosna kültürünün en hüzünlü ve en asil sayfalarını oluşturuyor.

Beyaz Perdede Bosna’nın Çığlığı

Yaşanan bu trajedi, sinema dünyasında da yankı buldu. Unutmamak ve unutturmamak adına çekilen yapımlar, insanlığın vicdanına bırakılmış birer manifesto niteliğindedir.

Bu filmlerin başında, Penelope Cruz’un başrolünde oynadığı "Twice Born" (Sen Doğmadan Önce) gelir. Film, Saraybosna’nın o huzurlu, sanatsal geçmişinden savaşın cehennemine dönüşen sürecini, bir aşk hikayesi ve annelik arzusu üzerinden muazzam bir dramla anlatır. Penelope Cruz’un hayat verdiği Gemma karakterinin gözünden, Bosna’da kadınların uğradığı sistemli zulmü, parçalanan hayatları ve savaşın insan ruhunda bıraktığı o silinmez izleri izlerken, adaletsizliğin boyutu bir kez daha yüreğimize oturur.

Srebrenitsa katliamını doğrudan ve en çıplak haliyle anlatan diğer önemli yapımları da zikretmek gerekir:

 Quo Vadis, Aida? (Nereye Gidiyorsun, Aida?): Jasmila Žbanić imzalı bu film, BM kampında tercümanlık yapan bir annenin, eşini ve oğullarını katliamdan kurtarmak için çırpınışını anlatır. Srebrenitsa’daki o son saatlerin çaresizliğini ve Batı’nın vurdumduymazlığını yüzümüze bir tokat gibi çarpar.

 No Man's Land (Tarafsız Bölge): Danis Tanović’in Oscar ödüllü bu başyapıtı, savaşın absürtlüğünü ve uluslararası toplumun ikiyüzlülüğünü iki düşman askerin aynı siperde mahsur kalması üzerinden anlatır.

 Srebrenica Belgeselleri: O günlerin canlı şahitleri, toplu mezarlardan çıkarılan bedenlerin kimliklendirilme süreçleri ve geride kalan "Srebrenitsa Anneleri"nin adalet arayışını belgeleyen yapımlar, tarihe düşülmüş en somut kayıtlardır.

Bugün Srebrenitsa’yı anarken, sadece geçmişteki bir acıyı yâd etmiyoruz; aynı zamanda bugün hâlâ dünyanın gözü önünde devam eden zulümlere karşı bir duruş sergiliyoruz. Dün Saraybosna’da, Srebrenitsa’da insan avına çıkan zihniyet, bugün ne yazık ki dünyanın farklı coğrafyalarında yine sahnede.

Bu vesileyle; Srebrenitsa’da ve tüm Bosna’da hunharca katledilen, vefat eden bütün Boşnak kardeşlerimize Allah'tan rahmet diler; ruhlarını Peygamber Efendimizin ruhu kudsiyelerine aşina eylesin, ruhları şad olsun diyoruz. Allah bir daha hiçbir ülkede, hiçbir Müslümana bu katliamı yaşatmasın. Dualarımız ve kalbimizle temenni ediyoruz ki, en kısa sürede Filistin de gün yüzüne, özgürlüğüne ve huzuruna kavuşsun. İnsanlığın sustuğu yerde, bizim sesimiz gür çıkmaya devam edecek.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız