İstanbul
Parçalı az bulutlu
20°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,6598 %-0.00
56,4947 %-0.30
6.784,88 %0.72
77.240,00 %0.01

Neden Eskisi Kadar Heyecanlanamıyoruz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Neden Eskisi Kadar Heyecanlanamıyoruz?

Bugünlerde beni en çok düşündüren sorulardan biri sanırım siyasi gelişmelere karşı neden eskisi kadar heyecanlanamadığımız. Acaba bu heyecansızlık hali ben ve benim küçük çevremle mi sınırlı sadece diye düşünmeden de edemiyorum. Belki bu bir denk geliştir, bilemiyorum. Ama bu aralar kiminle görüşsem büsbütün bir karamsarlık, halsizlik, yılgınlık ve eylemsizlik hissini tarif ediyor, siyasete ve ülkenin geleceğine dair. İnsanların tünelin ucundaki ışığa veya şafağın en karanlık anından sonra gelecek ilk ışık hüzmelerine dair duydukları inanç giderek yok oluyor. Sanki kendilerini karanlığın kalıcılığına teslim etmiş gibi bu ülkenin insanları.  

Dünyanın şu dönemecinde bir şeylere dair heyecanlanmak zor iş, kabul ediyorum. Bugüne kadar kanıksanmış düzen ve düzenlere dair ulusal ve uluslararası ölçekte çok fazla şey değişiyor. Gelir eşitsizliği artıyor, toplumsal huzursuzluklar artıyor, ana akımın dışından gelen marjinalize edilmiş partiler yükseliyor… Bütün bunların içerisinde de Türkiye, kendi sınırları içerisinde oldukça bulantılı günlerden geçiyor. Seçilmiş iradeye saygısızlıkla sınırlı değil bence bütün bunlar; toplumun bütün zümrelerinin hissettiği, giderek ağırlaşan ve yavaş yavaş özümsenmeye başlanmış bir yükü taşıyoruz hep beraber. Kimisinin yükü fukaralık, kiminin yükü korku, kimisinin yükü ezilmişlik, kimisinin de hepsi birden.  

Neden Gençlerin Eski Heyecanından Eser Yok? 

Yaşımdan ötürü 20’li yaşlardaki insanların dertlerini, sıkıntılarını ekseriyetle vurguluyorum yazılarımda. Ancak ister istemez mevcut siyasi şartların içerisinde düşünmeye çalışırken, biraz sloganlaştırarak aktarıyorum meramımızın özünü. Velhasıl, bugün bir partinin üyesi olmayan veya kendi içerisinde ideolojik bir kavgayı özümseyememiş olan gençlerin gerçek çoğunluğu; yoksulluk, eğitimsizlik ve işsizlik sarkacının içerisinde kendisini hapsolmuş hissediyor. Lisansı tamamladıktan sonra lisansüstü alanda kalıcı olamıyor çünkü yakın gelecekte ne gerçekçi bir kadro şansının var olabileceğini görüyor ne de kendisini döndürebilecek bir bursa sırtını dayayabiliyor. Mezun olduktan sonra kendi alanına dair bir iş içinse kendisinden yüzlercesiyle mücadele etmeye çalışıyor, çoğu zaman ortada kalıyor.  

Öte yandan, bir toplumun şuurunun oluşumundaki en hayati kurumlardan biri olduğunu sandığım üniversitelerin durumu için üzücüden başka tarif edebilecek ne bir tamlama ne de başka bir sözcük bulabiliyorum. Rektörleri merkezi idarenin bizzat atadığı ve akademisyenlerin kamusal alandaki tartışmalardan uzaklaştırılmaya çalışıldığı bir ortamda; on yedi yaşını doldurmuş veya doldurmak üzere olan bir genç bu ülkenin neden bu halde olduğunu, dünyada nelerin olup bittiğini, ülkenin nereye savrulduğunu ve kendisinin bütün bu kavgada nerede durduğunu nasıl anlamlandıracak? Bu gence hiçbir entelektüel alan açılmazsa, bu gencin başka insanlarla sosyalleşmesine vesile olacak öğrenci kulüpleri politik saiklerle kapatılırsa veya işlevsiz hale getirilirse, bu gencin kendisinden tamamen farklı bir ideolojik kimliğe sahip birisiyle olumlu veya olumsuz etkileşim kurmasına izin verilmezse, sadece tek bir düşüncenin ve siyasi geleneğin onayladığı çevreler üzerinden kendisine bir Türkiye fotoğrafı çekilirse; bu gençten insani olarak sağlıklı bir gelişim bekleyebilir miyiz? Ve kendisinin bu ülkenin sorunlarına ve yarınına duyarlı bir vatandaş olmasını nasıl sağlarız? 

Sadece bunu üniversiteler ölçeğinde de görmemek lazım elbette, üniversitenin dışında kalmış gençlerin de durumu oldukça karanlık. Düzensiz bir üniversiteleşmenin ardından işsiz kalmış mezunlar belki de buzdağının görünen yüzünü oluşturuyor. Nitekim, 20’li yaşlarındaki gence bu ülke hiçbir şekilde sahip çıkmadığı gibi, mevcut düzen kendisine asla bir yarın da tasavvur edemiyor.  

İşte bu karamsar tablonun bir tepkimesiydi belki de 19 Mart 2025’ten sonra görülen protestolar. Ancak şimdi yeniden kendi kabuğuna çekilmiş, siyasetin bir çözüm üretebileceğine dair inancı zayıflamış, pesimist bir öfkeyle kendini tüketen bir gruba dönüşmüş durumda gençler. Anlayacağınız, ülkenin geneline hâkim olan haletiruhiyeyle tepkimeye girmiş haldeler.    

Politikleşirken Siyasetsizleşmek 

Bakmayın arada sırada bazı gazetelerde gösterilen “muhalif olmak kültürel açıdan konforlu” reklamlarına. Hakikaten zor iş bu ülkede, mantığını yitirmeden bir şeylere muhalif kalabilmek. Partili bir mücadeleye atılırsın, parti içi demokrasinin esamesinin okunmadığı bir ortamda genel başkanını hür iradenle değiştirirsin, iki yıl sonra hükümet gelir partini seçimini iptal eder; belediye başkanı seçersin tutuklanır; belediye meclis üyesi seçersin ilk zorlukta dümeni iktidara kırar; bu olanların mizahını yapana gülersin tutuklanır… Bunca yaşanandan sonra inatla şaşıyorum, hala daha inatla iktidar medyasından bu ülkede muhalif olmanın bir tür “monşerlik” karikatürüyle aksettirilmesine. Ne de olsa siyasetimizin kendince bir gündemi var, halkın meramının o gündemi etkilemesinden de pek hazzetmiyor, anlaşılan. 

Netice itibariyle daha önce tarif etmeye çalıştığım gibi, bugün bana yamalı bir bohçayı andıran bir muhalefet hattı var elimizde. Bu hat iktidar müdahalesiyle ayrıştı ve uzaklaştı birbirinden, doğrudur. Ciddi baskıya karşı dirençli kalmaya ve sonraki seçimlere kadar var olmaya çalışıyor, doğrudur. Ancak iktidarın otoriterleşmesi nedeniyle yeterli bir direnç gösterilemiyor oluşunu söylemeden geçmek, bence bugün muhalefetin kendisine yapılacak en büyük kötülük olacaktır. Bu hassas dönemde insanların elinde kalanlara sarılması ve onları hassasiyetle korumaya çalışmasını insani bulmakla beraber; kurumsal muhalefetin daha fazla makul eleştiriye ve geri bildirime ihtiyacı olduğuna inanıyorum. 

Adını koymak gerek, muhalif seçmen bu yaşananları artık olağanlaştırmaya başladı. Seçmen YENİ Parti’sinden İYİ Parti’sine, bütün bir muhalefet bloğuna karşı kuşkulu bir umut besliyor, siyasi otoriterleşmenin yükünü kendi üzerinde hissediyor ve bütün bu olanlara karşı harekete geçme isteğini ve hevesini kaybediyor. Daha da açık olmak gerekirse, oyunu emanet ettiği belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri kendisine sürekli ihanet ederken, güvendiği ve desteklediği siyasetçilerin politik hatalarının sonucunu bizzat kendisi tecrübe ederken; doğal olarak politikleşirken siyasetsizleşmeyi tercih ediyor seçmen. 

Bu durumdan çıkmak gerekiyor artık. Kurumsal muhalefetin bir an evvel silkinmesi ve kendine gelmesi gerekiyor. Kendisi gibi seçmeninin de baskı altında olduğunu duyumsaması ve kendisinin cesur hareket etmeden seçmeninden de cesaret beklememesi gerektiğini anlaması gerekiyor artık.  

Siyasette bazı şeyler belki de geri dönüşü olmayacak şekilde değişiyor. Naçizane, bu değişimi bugünün karanlık ikliminden bakarak yorumlamanın doğru olmayacağını çünkü henüz bu değişimin içerisinde bulunduğumuzu ve bu nedenle bugün bir şeylerin yanlış olduğunu söyleme iradesini göstermenin her zamankinden daha önemli olduğuna inanıyorum.  

Siyasetteki bazı kırgınlıkların, ayrışmaların seçmen nezdinde çok derin olduğunu görüyorum ve bunu paylaşıyorum. Ancak bununla beraber, bu kaotik ahvalle devam edilir ve rejimin farklı bir görüngüsüyle muhatap olduğumuz bugünlerde aynı siyaset yapma biçimiyle politik kampanyalar bina edilirse; Erdoğan’a altın tepside bir beş sene daha hediye ederek kurmaya çalıştığı rejim tahayyülüne yeni alanlar açarız. 

Sonuç olarak, yeni bir parti yeni bir umut yeni bir heyecan arıyor seçmen demiştim, butlan kararını takip eden aylarda. O yeni parti kuruldu ancak ortada ne yeni bir umut ne de yeni bir heyecan görebiliyorum. Ne çevremde ne kendimde ne de İstanbul’un karmaşık sokaklarında. Herkeste kanıksanmış bir hüzün, herkeste önden kabullenilmiş bir mağlubiyetin tepkisizliği var.  

Nasılını belki daha detaylı tartışmadan nedeni kabul etmemiz lazım. Muhalefet, seçmenini yeniden siyasetin bir öznesi haline getirmeli. Ve bunu, kendisini dönüştürmeden yapamayacak gibi görünüyor.  

Son söz olarak hep vurguladığım şeyi tekrarlamak istiyorum; YENİ Parti, yeni bir umudun ilk adımıydı belki. Ancak o umudu yeni bir modelle örgütlemeden sonuç beklememek, sistemin bu kadar dışına itilmişken daha cesur kalmak ve insanlara yeniden cesaret aşılamak gerek. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız