Ara Seçimler Üzerine
Uzun zamandır hem dünya hem de Türkiye kamuoyunu işgal eden bir seçimi nihayet geride bıraktık. Özellikle otoriterleşme eğilimindeki iktidarların arttığı, çatışmaların giderek görünür hale geldiği ve popülist sağ akımların karşılık bulduğu bugünün şartları içerisinde, sanıyorum ABD’deki ara seçimler bütün dünyada özel bir ilgi ve alakayla takip edildi.
Bu ilginin bizlere ne söylediği elbette başka bir konu ancak önce Macaristan’da sonra Brezilya ve Sırbistan’da gözlemlediğimiz bir çıktı var hepimizin önünde. Her seçimin kendi dinamiği olduğu ve bu dinamikler göz önüne alınarak birbirleriyle kıyaslanması gerektiği bilincinin haricinde, söz konusu “popülist” sağ veya “otoriter” sağ iktidarlar ve akımlar hiç de yenilmez, engellenemez görünmüyor.
Her ara seçimde Amerikan seçmeninin tarihsel davranışı, genellikle görevdeki başkanı cezalandırma eğiliminde olsa da bugün Demokratlar nasıl bu kadar ezici bir zaferi elde etti? 2024’te Donald Trump’a oy veren bazı anahtar seçmen grupları, bugün neden Demokrat adayları destekledi? Ve bu sonuç dünyayı, MAGA hareketinin geleceğini ve 2028 seçimini nasıl etkileyebilir?
Buraya Nasıl Gelindi?
ABD Kongresi’nin iki kanadından biri olan Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesi dar bölge usulüyle iki senede bir gerçekleştirilen seçimlerle seçiliyor. Senato’da ise her eyalet kendisini temsil edecek iki senatörü altı yıllığına seçiyor. Bu aritmetiğe göre iki senede bir Senato üyelerinin yaklaşık üçte biri, Temsilciler Meclisi üyelerinin de tamamı için ABD’de kasım ayında seçimler gerçekleştiriliyor. Başkanın görev süresinin dört yıl olduğu düşünüldüğünde; başkanın seçilmediği ancak Senato, Temsilciler Meclisi, eyalet meclisleri ve bazı çevrelerdeki belediye başkanları ve valilerin seçildiği seçimler, “midterms” Türkçesiyle “ara seçimler” olarak anılıyor.
Senatörlerin altı seneliğine göreve gelmesi nedeniyle her seçim döneminde farklı eyaletlerde senato seçimleri gerçekleştiriliyor. Bu nedenle iki yılda bir seçimleri yapılan Temsilciler Meclisi’ndeki dengeler politik konjonktüre karşı daha hassasken, Senato’daki dengelerin değişmesi biraz daha hangi eyaletlerde seçimlerin yapılacağına bağlı olarak değişiyor. Örneğin, 2018 ara seçimlerinde Demokratlar Temsilciler Meclisi’ndeki sandalye sayısını kırk bir artırmasına rağmen, partinin seçim yapılan eyaletlerdeki demografik dezavantajı nedeniyle Senato’da iki sandalye kaybetmişti.
Bütün bu bilgi selinin ardından sanıyorum bu seçimi analiz etmeye başlayabiliriz. Zira bugünden üç ay önce de Demokratların bu ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nde üstünlük sağlaması bekleniyor ancak Senato’da işinin oldukça zor olacağı hatta kayıplar yaşayabileceği tahmin ediliyordu.
Son haftalardaki kamuoyu araştırmaları, seçimi Demokratların rahat bir şekilde kazanacağını, hatta 2024’te Trump’ın çift puanlık farkla kazandığı Ohio, Teksas, Alaska ve Kansas’ta sürpriz yapabileceğini söylüyordu.
Naçizane ben de seçimlere giderken geçen senelerde anketlerin oldukça yanıldığını ve bazı kamuoyu araştırmacılarının “MAGA seçmeni” olarak sınıflandırılan Trump’a bağlı seçmenlerin özellikle taşrada yaşayan kısmının telefon anketlerine katılmaktan çekinmesi nedeniyle, gelen verilerin Demokratlar için yanıltıcı olabileceğini düşünüyordum. Michigan’da El Sayed’in, North Carolina’da Roy Cooper’ın ve Georgia’da Jon Ossoff’un güçlü adaylar olduğunu ve seçimi kazanacaklarını; Maine’de ise beş kez senatör seçilmiş Cumhuriyetçi Susan Collins’in kamuoyu araştırmalarından genellikle daha iyi performans göstermesini ve Troy Jackson’ın adaylaşma sürecini dikkate alarak yarışın başa baş geçeceğini tahmin ediyordum. Son olarak Ohio’da iki sene önce koltuğunu kaybeden Sherrod Brown’un Trump’la beraber kızaran eyalette Demokratların son şansı olduğuna inanıyordum.
Benim bütün bu düşünce ve tahminlerimin ötesine geçerek Demokratlar, oldukça rahat ve hatta ezici bir galibiyet elde etmeyi başardı ve özellikle Senato’da kendilerini 2028 ve 2030 seçimleri için avantajlı bir konuma getirdi. Peki bu nasıl oldu? Trump 2024’te kendisine seçimi kazandıran hangi seçmen gruplarının desteğini kaybetti? Seçmen ikinci Trump döneminin ilk iki senesini neden onaylamadı?
Buraya Neden Gelindi?
“Seçmenimiz sandığa gitti. Örneğin Florida’daki Cumhuriyetçi seçmen, Demokratlar’dan 9 puan daha fazlaydı ki bu 2024’ten sadece birkaç puan kötü. Kuşkusuz bazı seçim çevrelerinde daha iyi katılım sağlamalıydık. Ancak burada ana sorun seçime katılım değil, 2024’te bize oy veren çoğu seçmen 2026’da Demokratlar’a oy verdi.” – Başkan Yardımcısı JD Vance
Seçimleri anlamlandırmaya çalışırken oylar sayılmaya başlamadan gelen sandık çıkış anketleri, gecenin nasıl şekilleneceğine dair harika bir projeksiyon sunarken aynı zamanda seçimin kaderini hangi etmenlerin belirlediğini bizzat ortaya koyuyor. Örneğin 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilerin beklenenin altında kalacağını, Demokratların seçim kampanyasında öncelediği temaların ve sorunların sandık çıkış anketlerinde yüksek çıkmasıyla öngörülebilmişti. Yine bu seçimde de sandık çıkış anketleri, kimin neden kazandığını veya neden kaybettiğini göstermenin ötesinde, buradan sonrası için Demokratları ve Cumhuriyetçileri bekleyen risklere dair oldukça önemli ipuçları veriyor.
Sözgelimi çıkış anketlerine göre seçmenin %39’u ekonomiyi en büyük sorun olarak görüyor, ekonomiyi %32’yle demokrasi, %14’le sığınmacı ve %8’le sağlık sistemi takip ediyordu. Ayrıca seçmenin %75’i ülkenin gidişini “memnuniyetsiz” ve “sinirli” bir ruh haliyle takip ettiğini belirtirken sadece %25’i gidişata dair müspet hislere sahip olduğunu ifade ediyordu. Son olarak seçmenin %66’sı Trump hükümetinin ekonomik durumu kötüleştirdiğini düşünürken %63’ü hayat pahalılığındaki artışı bizzat Trump’ın ekonomi politikalarına bağlıyordu.
“Başka bir anketçi -kendisi siyasette tanıdığım en zeki insanlardan- bana genel oyda 13 puan farkla kaybedeceğimizi söyledi. Seçim gününe negatif hislerle girmeme rağmen bunu duyduğumda şaşkına döndüm. Anketinde 2024’te Trump’a oy vermiş seçmenin öfkeli hissettiğini ve Demokratlara oy vereceğini öngördüğünü söyledi. Bizden Demokratlara kayan bu seçmene, ne olursa tekrardan Cumhuriyetçilere oy verebileceklerini sordu ve gelen geri dönüşlerin neredeyse hepsi bu dört cevapla ilintiliydi; 1) Savaşı bitirin. 2) Enflasyona ve hayat pahalılığına odaklanın. 3) Amerika’yı önceleyin. 4) İsrail’le ilişkileri değiştirin.” – Başkan Yardımcısı JD Vance
Elbette her seçim gibi bu ara seçimlerin kaderini belirleyen pek çok farklı değişkenden bahsedilebilir. Bu noktada Teksas’ta yaşanan demografik değişimi örnekleyerek, bölgede Demokratların bir süredir güçlendiğini ifade edebiliriz. Veya Teksas’ın senatör adayı Ken Paxton ve South Carolina’nın senatör adayı Darline Graham’ın ne kadar kötü tercihler olduğunu altını çizebiliriz. Veya Trump hükümetinin göçmen politikalarındaki aşırı hamlelerin kendisini 2024’te desteklemiş Latin ve Orta Amerika kökenli göçmen gruplarını ürküttüğünü de söyleyebiliriz…
Doğrusu nedenler bir merdiven olsa, buradan uzaya doğru yol alırız. Ancak belki de geride bırakmakta olduğumuz 2026 yılında yaşanan diğer seçimleri de göz önüne aldığımızda, bazı analizleri yaparak yarını yeniden düşleyebiliriz:
1) Trump’ı 2024’te seçen seçmen gruplarının bugün kendisini terk ediyor olması; MAGA ve benzeri hareketlerin, statüko karşıtı tavrıyla destek kazanıp iktidara gelmesinin ardından seçmenlerinin beklediği dönüşümü ortaya koyabilecek ekonomik ve siyasi yeterliliğe sahip olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Bir otoriterleşme dalgasının içerisindeyiz muhakkak, ancak bu dalga ne göründüğü kadar yenilmez ne de göründüğü kadar kaçınılmaz.
2) Ekonomik eşitsizlikten beslenen toplumsal huzursuzlukların bütün dünyayı sardığı bir iklimde seçmen, statükonun içerisine saplanmış ve gelenekselleşmiş politik kalıpların içerisinde karikatürleşmiş figürlere ilgi göstermiyor. Seçmenler siyasette yeni yüzler, öneriler, söylemler ve fikirler arıyor.
3) Seçmen gündelik siyasetin içerisine sıkışmış ideolojik söylemlere sanıldığı kadar itibar etmiyor. Kendisiyle bağ kurabilen, içerisinde bulunduğu ekonomik ve siyasi bunaltıyı anlamlandırabilen ve buna yönelik söylem geliştirebilen figürlere yöneliyor.
94 yıl sonra Kansas’tan seçilen ilk Demokrat Senatör Adam Hamilton, galibiyet konuşmasında bir seçmenle yaşadığı etkileşimi şöyle tarifliyor:
“Kampanya etkinliğimi bitirdikten sonra bir adam bana doğru yürüdü. Etkinlikte değildi. Bana “Sen Adam Hamilton’sun, değil mi?” diye sordu. Kendimi doğruladıktan sonra bana bugüne kadar 46 tane seçimde oy kullandığını ve hiçbirinde bir Demokrata oy vermediğini ancak bana oy verdiğini söyledi ve ekledi; “Sana oy verdim çünkü bugün Washington’da olanlar ahlaksız, kaba ve vahşi. Bu Cumhuriyetçilik değil. Biz böyle bir ülke değiliz. Sana oy verdim çünkü düzgün biri olduğunu düşünüyorum.”
Buradan Sonrası
Trump’ın Erdoğan’la olan ilişkisi magazinleştiği ve hatta bu iki liderin yakın görüntüsünün iç siyaseti bilfiil etkilediği kanaati yaygınlaştığı için sanıyorum 2026 ara seçimleri Türkiye’de de ayrı bir merak ve ilgiyle takip edildi.
Trump’ın bu mağlubiyeti önümüzdeki iki senenin biraz daha öngörülebilir geçmesini sağlar mı? Bana sorarsanız bunu konuşmak için erken. Ancak Trump’ın son iki senede hayata geçirdiği politikaların çoğunun ve İran savaşının seçmen tarafından onaylanmadığı aşikâr.
Amerika’daki siyasi teamüllerin aksine partisi üzerinde neredeyse tam kontrole sahip Trump’ın, bu mağlubiyetin ardından seçmenle inatlaşarak mevcut politikalarında ısrar etmesi, yasamayla zıtlaşması ve gerginlikleri tırmandırarak kendisine politika alanı açmaya çalışması; Trump’tan sonrasını hesaplayan çoğu Cumhuriyetçi tarafından hoş karşılanmayabilir. Ayrıca bu sonuçlar şüphesiz, son sekiz senede partinin çevresinde kalmış, daha ılımlı ve Trump’a nispeten mesafeli Cumhuriyetçilere parti içi yeni siyaset alanları açacaktır.
Öte yandan Demokratlar, 2024’teki hezimetin ardından bir şekilde toparlanarak geri gelmeyi başardı. Partinin genç seçmenine tutunan “Demokratik Sosyalist” akım güçlenmeye devam ederken, partinin merkez ve ılımlı kanadı da bu ara seçimlerdeki mavi dalganın içerisinde kendisine yeni alanlar buldu. Anlayacağınız seçmen, Trump’ı cezalandırmak için Demokratlara oy verirken tercihini tek bir ideolojik kümelenmeden yana yapmıyor, kendi seçim çevresinde sorunlarıyla ilişki kurabilen farklı siyasi profillere alan açıyor. Bu noktada geride bıraktığımız seçimlerde başarı göstermiş birkaç sayılı figür üzerinden, Demokratların içerisindeki görece daha sol kümelenmelere olduğundan büyük bir misyon yüklemek doğru olmayacaktır.
Ayrıca unutulmaması gerekir, Clinton 1994 Ara Seçimlerinde büyük bir hezimet yaşadıktan sonra 1996’da ezici bir galibiyet elde edebilmiş ve Obama 2010 Ara Seçimlerinde büyük kayıplar verdikten sonra 2012’de güçlü bir zafer kazanabilmişti. Seçmenin ana gündemi olan ekonomi yönetiminde sandık çıkış anketlerine göre Demokratlara güven %44, Cumhuriyetçilere güven %37’yken iki partinin politikalarına güvenmeyen %19’luk bir kitle var ki bu %19’un tavrı önümüzdeki seçimlerin kaderini tayin edebilir.
“ABD'de ve dünyanın dört bir yanında insanların demokrasiden vazgeçtiği bir sır değil. Peki, bunun nedeni ne? Bunun nedeni, emekçi aileler sofralarına yemek koymakta ve en temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken en zenginlerin giderek daha da zenginleşmesi…
Benim görüşüme göre Amerikan halkı artık bıktı. Gerçek bir değişimi ve hayatlarını kayda değer ölçüde iyileştirecek cesur politikaları talep ediyorlar…
Bugün yalnızca ekonomik adalet için değil, Amerikan halkına umut vermek ve onlara kendileri için çalışan bir hükümetin mümkün olduğunu göstermek için de mücadele etmeliyiz. Benim görüşüme göre Demokratların ocak ayında kongrede çoğunluğu aldıktan sonra yapmaları gereken şey tam olarak bu.” – Vermont Senatörü Bernie Sanders
İşin en vurucu kısmıyla kapatalım o zaman. Demokratların bu zaferinin Türkiye’deki siyasal iklime yansıması ne olur? Bana sorarsanız, burada asıl odaklanılması gereken kısım Demokratların Türkiye’deki iktidarı Trump’la olan ilişkisi üzerinden sıkıştırıp, muhalefete alan açıp açmayacağı sorunsalından ziyade Türkiye’de muhalefetin bu seçimden ne alabileceği olacaktır. Ve son olarak izninizle bu düşüncenin üzerine bir soru listesi bırakarak bitiriyorum bu uzun yazıyı:
Demokrat adayların kendi bölgelerinin sorunlarını önceleyen seçim retoriği ne ölçüde başarılı oldu? Buna dayanarak Türkiye’de muhalefet, farklı seçim çevrelerinde farklı siyasi söylemler kurgulayabilecek bir kampanya modeli planlayabilir mi?
Demokrat adaylar otoriterleşme ve ekonomik kaygılar nedeniyle huzursuz genç seçmenle nasıl bağ kurdular? Türkiye’de bugün genç seçmene ulaşmakta çok zorlanan muhalefet, bu örnekten kendisine ne gibi dersler çıkarabilir?
Yeni sivrilmiş ve seçimlere giderken tanınma oranı düşük genç siyasi aktörler, farklı seçmen gruplarının oy verme davranışındaki geçişkenliğini ne ölçüde artırdı?
Ve yeni figürlerin muhalif siyasette yükselmesini sağlayacak parti içi demokrasi kanalları, Türkiye’nin kendi siyasal geleneğine uygun olacak şekilde, nasıl inşa edilebilir?