İklim Masası mı, Mutfak Masası mı?
Bir sel felaketi nedeniyle evini terk etmek zorunda kalan bir kadın düşünün. Geçici bir barınma alanında yaşıyor. Adet döneminde ama temiz suya, hijyenik bir tuvalete ya da pede ulaşmakta zorlanıyor. Mahremiyetini koruyabileceği bir alanı yok. Gece tuvalete gitmek bile onun için bir güvenlik sorunu.
Bir de Kenya'daki kadınlar var. Kuraklık nedeniyle su kaynakları azalmış. Kenya'da Oxfam'ın 2017 tarihli kuraklık raporu, bazı kadınların ve kız çocuklarının suya ulaşmak için 10 ila 20 kilometre yürümek zorunda kaldığını, suya erişim karşılığında cinsel ilişki talep edildiğine ilişkin bildirimler bulunduğunu ortaya koyuyor.
Bunlar iklim krizinin kadınların hayatında ağırlaştırabildiği, çoğu zaman yeterince konuşulmayan sorunlardan yalnızca ikisi.
Bununla birlikte yıllardır kadınların evdeki sorumluluklarından söz edilir. Mutfakta ne pişeceğinden, sofraya ne konacağından, çocukların ve yaşlıların bakımından çoğu zaman kadınlar sorumlu tutuluyor. Ama artık mutfak masasındaki pek çok sorunun yanıtı iklim masasında alınan kararlarda saklı. Kuraklık nedeniyle gıda fiyatları yükseldiğinde, su kıtlığı yaşandığında, aşırı sıcaklar günlük hayatı zorlaştırdığında bütün bunların yükü evin içinde de hissediliyor.
Peki, bu sorunlarla baş etmeleri beklenen kadınlar, çözümlerin konuşulduğu masalarda ne kadar yer alıyor? Kadınların mutfak masasında üstlendikleri sorumlulukları konuşuyoruz ama iklim masasında ne kadar söz sahibi olduklarını yeterince konuşuyor muyuz? Oysa mesele kadınların hangi masada oturacağı değil. İklimin geleceğine ilişkin alınan kararlarda kadınların eşit söz sahibi olmasıdır.
İşte gelinen nokta ve 25 yıllık mücadelenin öyküsü;
Kadınların iklim müzakerelerinde eşit temsiline yönelik çalışmaların geçmişi 2001'de Marakeş'teki COP7'ye uzanıyor. O yıl ilk kez kadınların karar mekanizmalarında katılımını artıracak bir karar alındı. 2012'de Doha'da cinsiyet dengesi hedefi güçlendirildi. 2014'te Lima Toplumsal Cinsiyet Çalışma Programı kabul edildi.
- 2017: İlk Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı kabul edildi.
- 2019: Beş yıllık güçlendirilmiş çalışma programı ve yeni eylem planı kabul edildi.
- 2024: Çalışma programının on yıl daha devam etmesine karar verildi.
- 2025: COP30'da 2026–2034 dönemini kapsayan yeni Belém Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı kabul edildi.
Peki, bu çalışmalar rakamlara nasıl yansıdı?
UN Women Türkiye'nin paylaştığı verilere göre COP29'da ülke delegelerinin yüzde 38'i kadınken COP30'da bu oran yüzde 43,6'ya yükseldi. Heyet başkanları ve başkan yardımcıları arasında kadınların payı ise yüzde 33'ten yüzde 36,5'e çıktı.
Haziran 2026'da Bonn'da düzenlenen ara dönem iklim toplantılarında kadın delegelerin oranı yüzde 47,4, heyet başkanları ve başkan yardımcıları arasındaki kadınların payı ise yüzde 43,2 oldu.
Toplantıların katılımcı yapıları farklı olsa da rakamlar önemli bir ilerlemeye işaret ediyor. Ancak kadınların katılımındaki artış, henüz karar alma gücüne aynı ölçüde yansımış değil.
Peki masada olmak yetiyor mu?
Bir afet sonrasında kurulacak geçici barınma alanının planlanmasında kadınlar söz sahibi olursa güvenli tuvaletler, adet hijyeni ve mahremiyet de gündeme gelebilir. Kuraklıkla mücadele için su yönetimi planı hazırlanırken kadınların deneyimleri dinlenirse suyun yalnızca nereden sağlanacağı değil, evlere hangi koşullarda ulaştırılacağı da konuşulur. Tarım destekleri belirlenirken kadın çiftçiler karar süreçlerine katılırsa toprağı işlediği hâlde tapuda adı bulunmayan kadınların desteklerden yararlanmasının önündeki engeller de görülebilir.
Kadınların iklim masasında olması yalnızca yaşadıkları sorunlarla ilgili değil, aynı zamanda eşit söz ve karar hakkı meselesi. Üstelik kadınlar yalnızca iklim krizinden etkilenen kişiler değil; bilim insanı, çiftçi, girişimci, müzakereci ve karar verici olarak çözümün de parçası.
Antalya'da düzenlenecek COP31'e yaklaşırken artık yalnızca müzakere salonlarında kaç kadın bulunduğunu saymak yeterli değil. Kaçının heyet yönettiğine, önerilerinin kararlara ne ölçüde yansıdığına ve iklim finansmanının kullanımında ne kadar söz sahibi olduklarına da bakmalıyız.
Çünkü iklim krizinin sonuçları yalnızca bilimsel raporlardaki sıcaklık artışlarından ibaret değil. Bazen güvenli bir tuvaleti olmayan barınma alanında, bazen kilometrelerce uzaktaki su kuyusunda, bazen de kuraklık nedeniyle ürün alamayan bir kadının tarlasında karşımıza çıkıyor.
Kadınların mutfak masasında yaşanan sorunlara çözüm bulması beklenirken, iklim masasında alınan kararlardan uzak tutulmaları kabul edilemez. Ve bugün sevindirici olan, kadınların iklim müzakerelerinde giderek daha fazla yer alması. Ancak asıl mesele, o masada kaç kadının oturduğu kadar, kaçının kararları etkileyebildiği.
Mutfak masasındaki sorunların çözümü, biraz da iklim masasında alınan kararlara bağlı. Ve kadınların her iki masada da eşit söz hakkı olmalı.