Savaşlar konuşulurken iklimi susmak mümkün mü?
İnsanlar savaşlarda hayatını kaybederken, şehirler yıkılırken, ekosistemler çökerken… Bir yandan da dünyanın dört bir yanında insanlar bir masa etrafında toplanıp gezegeni kurtarmaya çalışıyor. Bu bir çelişki mi? Yoksa vazgeçmemekte ısrar mı?
Geçtiğimiz günlerde genç bir iklim lideri olan Fatma Nur Tosun ile yaptığım sohbet, bu sorunun cevabını yeniden düşünmeme neden oldu. Çünkü mesele aslında çok net; savaşlar ve iklim krizi birbirinden bağımsız değil. Tam tersine, aynı hikâyenin iki farklı yüzü.
İklim krizi savaşları tetikliyor, savaşlar krizi derinleştiriyor
Bugün artık şunu biliyoruz, suya erişim, gıdaya ulaşım, kritik madenler…
Bunların hepsi dünyanın bizzat kendisi ile ilgili ve yeni çatışma alanları. İklim krizi sadece bir çevre meselesi değil; aynı zamanda bir güvenlik meselesi. Ve bu kriz derinleştikçe, savaş ihtimali de artıyor. Ve maalesef savaşlar başladığında, iklim gündemi geri plana itiliyor. Enerji güvenliği bahanesiyle kömür madenleri yeniden açılıyor. Fosil yakıt bağımlılığı devam ediyor. Kaynaklar iklimden savaşa kayıyor. 2023’te küresel askeri harcamaların 2.24 trilyon dolara ulaşması, bu kaymanın en somut göstergesi.
Ve bu konuları büyük büyük devlet adamları gençler kadar dert etmiyorlar kendilerine. Pırıl pırıl gençlerimiz bu konularda endişeli, bu konulara duyarlı ve bu konularda çalışıyorlar. İklim Lideri Fatma Nur ile yaptığım röportajı uzun uzun podcast yayınımda dinleyebilirsiniz. Gençleri özendirici biz yaşı büyükler için düşündürücü bir sohbet yaptık Fatma Nur Tosun ile. Roots&Shoots Türkiye Danışma Kurulu, İklim Elçileri Danışma Kurulu, WEF Global Shapers İstanbul Hub, Climate Reality Project İstanbul Hub üyelikleri olan Sevgili Fatma Nur, Sürdürülebilir Bir Dünya'da İç Basın Küratörü. İşte onunla yaptığımız sohbetten aktarmak istediklerim.
Masalar kuruluyor ama kararlar yeterli mi?
Kyoto, Paris, COP toplantıları…195 ülke bir araya geliyor, kararlar alınıyor. Ama mevcut taahhütlerle karbon emisyonları sadece %12 azaltılabiliyor. Oysa hedef belli: 1.5 derece.
Yetmiyor.
Üstelik en büyük kirleticilerden bazıları ya masadan kalkıyor ya da oyunu yavaşlatıyor. Fosil yakıt üreticileri ise değişim yerine mevcut düzeni korumaya çalışıyor.
Yani masa var.
Ama masadaki irade hâlâ tartışmalı.
Bir lisede bir öğrencinin bana sorduğu soru hâlâ aklımda ve Fatma Nur Tosun’a ilettim bu soruyu;
“Yanı başımızda savaşlar varken, büyük şirketler tonlarca karbon salarken, bana plastik şişe kullanma mı diyorsunuz?”
Gençler artık bu çelişkiyi görüyor.
Taylor Swift’in özel jetiyle yarattığı emisyonla kendi plastik kullanımını kıyaslayan bir nesilden bahsediyoruz. Ama burada kritik bir kırılma var:
Bireysel çaba tek başına yeterli değil. Ama bireysel çaba olmadan da kolektif dönüşüm başlamıyor.
Yani mesele plastik şişe değil. Mesele, o şişeden başlayan farkındalığın politikaya dönüşüp dönüşmemesi.
Ve Temsil açığı, İklim krizini en çok yaşayacak kuşak gençler. Ama kararları alanlar çoğunlukla onlar değil. Evet, gençlik platformları var. Evet, COP öncesi gençlik zirveleri düzenleniyor. Ama gerçek soru,
Gençler karar mekanizmalarının içinde mi, yoksa sadece yanında mı?
Fatma Nur Tosun’un gözlemlerine göre, Bugün hâlâ dil bariyeri çok ciddi bir engel. Sosyoekonomik eşitsizlik, merkez şehirler dışında kalan gençlerin görünmezliği ise diğer sorunlar. Türkiye’de İstanbul ve Ankara dışında kalan gençlerin bu mekanizmalara erişimi hâlâ sınırlı.
İşte bu da iklim adaletsizliğinin başka bir boyutu.
İklim adaletsizliği derinleşiyor. Dünyada elektriğe ve internete erişemeyen kesimler var. Ve ironik bir şekilde, iklim krizinden en çok etkilenenler de onlar. En az kirletenler, en büyük bedeli ödüyor. Bu uçurum büyüyor. Ve bu uçurumu kapatmadan “çözüm” demek mümkün değil.
Artık kelimeler yeterli olmamalı. COP28’de ilk kez “fosil yakıtlardan uzaklaşma” ifadesi kullanıldı. Ama “çıkış” denmedi. 30 yıldır aynı şey konuşuluyor. Artık “yapacağız” değil, “yaptık” denmesi gereken bir noktadayız. Önümüzdeki Kasım ayında ülkemizde yapılacak COP31 “yaptık” denilen bir toplantı olabilir, olmalı da. COP31 için hazırlıklar sürüyor. Ön toplantılar yapılıyor. Muhataplar çağırılıyor bu organizasyonlara. En son yapılan İstişare toplantısına da katılan Fatma Nur’un şu gözlemini de aktarmadan edemeyeceğim. İklim Lideri Fatma Nur Tosun, bildiklerinin, tecrübesinin yeterli olup olamayacağı düşünceleri ile gittiği toplantıda onlarca donanımlı insanı bir arada görürken, kapasite bağlamında karşılaştıkları nedeniyle şaşırmış gözüküyor. Paydaşların yani toplantıya katılacak, Türkiye’yi temsil edecek, iklim değişikliği sorunlarına çözüm bulacakların kapasitelerinin daha farklı olmasını düşünüyor bu gencecik beyin.
Sohbetimizden bana kalan ise şu;
Savaşlar bir gün bitecek. Ama iklim krizi bitmeyecek. Bu yüzden o masaların kurulmaya devam etmesi gerekiyor. Ama artık daha cesur, daha net ve daha kapsayıcı kararlarla.
En önemlisi, İklim meselesini yılda bir yapılan zirvelere sıkıştırmadan,
her gün konuşmak,
her gün hatırlamak,
her gün mücadele etmek olmalı.
Çünkü bu mesele, ertelenebilecek bir mesele değil.