Yıllar boyunca çocuklukta sıkça yalan söylemenin, ilerleyen yaşlarda daha büyük davranışsal veya yasal sorunların habercisi olabileceği düşünüldü. Bu yerleşik kabul; öğretmenlerden psikologlara, ebeveynlerden yargı sistemine kadar geniş bir kitleyi dürüst olmayan çocuklara karşı peşin hükümlü bir temkinlilikle yaklaşmaya itti. Ancak bu varsayımın bilimsel doğruluğunu test etmek amacıyla yürütülen 16 yıllık geniş kapsamlı bir araştırma, çocuk dünyasındaki dürüstlük kavramına bambaşka bir boyut kazandırdı.
Üç binden fazla çocuk yetişkinliğe kadar izlendi
McGill Üniversitesi Eğitim ve Danışmanlık Psikolojisi Bölümü'nden Prof. Victoria Talwar liderliğinde gerçekleştirilen çalışmada, Kanada'nın Quebec bölgesinde anaokuluna giden 3 binden fazla çocuk mercek altına aldı. Çocuklar, yetişkinlik dönemlerine ulaşana kadar düzenli aralıklarla takip edildi. Araştırma sürecinde ebeveynler ve öğretmenler, çocukların yetişkinler tarafından fark edilen yalan söyleme sıklıklarını "yok", "ara sıra" ve "sık" olarak kategorize ederek veri tabanına işledi.
Ergenlik döneminde beklenen yalan patlaması yaşanmadı
Araştırmacılar, çalışmanın başlangıcında yalan söyleme davranışının ergenlik döneminde artarak zirve yapacağını ve yetişkinliğe doğru inişe geçeceğini öngörüyordu. Ancak uzun süreli gözlemler bu teoriyi çürüttü. Çocukların yaklaşık dörtte üçünde yalan söyleme eğilimi her zaman düşük seviyede kaldı ya da yaş ilerledikçe tamamen ortadan kalktı. Başlangıçta en sık yalan söyleyen her 20 çocuktan birinde ise bu davranışın yaklaşık 8-10 yaşlarında zirve yaptıktan sonra ergenlik ortalarına doğru keskin bir düşüş gösterdiği saptandı. Veriler, ergenlerin yalanlarını daha iyi gizlemesi sebebiyle yetişkinlerin bu durumu fark edememiş olabileceğini de seçenekler arasında bulunduruyor.
Saldırganlık ve dürtüsellik kritik birer kırılma noktası
Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, erken yaşta sık yalan söyleyen çocukların kalıcı bir olumsuz davranış kalıbına mahkum olmaması oldu. Ancak her beş çocuktan biri, yalan söyleme davranışının yıllar içinde artış gösterdiği riskli gruba dahil oldu. Bu gruptaki çocukların ortak özellikleri incelendiğinde ise iki belirgin faktör öne çıktı: Saldırganlık ve dürtüsellik. 6 yaşında kavga etme, zorbalık yapma ve paylaşmayı reddetme gibi saldırgan eğilimler gösteren ya da düşünmeden hareket eden, yerinde duramayan dürtüsel çocukların, ilerleyen yıllarda daha fazla yalan söylediği görüldü.
Yoğun yalan söyleyenlerin büyük kısmı suça karışmıyor
Development and Psychopathology dergisinde yayımlanan çalışmanın son aşamasında, katılımcıların yetişkinlik dönemindeki resmi mahkeme kayıtları ve ruh sağlığı verileri incelendi. Çocukluğunda yalan söyleme eğilimi az olan kişilerin yetişkinlikte en düşük suç ve antisosyal kişilik bozukluğu oranlarına sahip olduğu görüldü. Sürekli yalan söyleyen grupta bu riskler biraz daha yüksek çıksa da genel tablonun korkulan düzeyde olmadığı anlaşıldı. En sık yalan söyleyen gruptaki çocukların bile çok büyük bir kısmı yetişkinlik hayatlarında herhangi bir sabıka kaydı geliştirmedi ya da suça karışmadı.
Ebeveynler için ceza yerine erken destek formülü
Prof. Victoria Talwar, çocuklarda yalan söylemenin çoğu zaman suçlamalardan kaçınma, sınırları test etme veya bir arzuyu elde etme gibi sosyal öğrenme süreçlerinin normal bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Ebeveynlerin çocuklardaki yalan davranışının kendisine odaklanmak yerine, bu durumun zaman içindeki seyrini izlemesi gerekiyor. Eğer yalan söyleme sıklığı yıllar içinde azalmıyor, aksine artıyor ve buna dürtüsel ya da agresif tavırlar eşlik ediyorsa, bu tablo cezalandırılması gereken bir suçtan ziyade, çocuğun erken dönemde psikososyal bir desteğe ihtiyaç duyduğunun sinyali olarak kabul edilmelidir.