11 ülkeyi kapsayan uluslararası bir klinik araştırmanın çarpıcı sonuçları, tıp dünyasında büyük yankı uyandırdı. "OrigAMI-4" adı verilen çalışma kapsamında geliştirilen Amivantamab adlı aşı, kanseri vücuduna yayılmış, tekrarlamış ve geleneksel tedavi yöntemlerine hiçbir yanıt vermemiş hastalar üzerinde denendi. Yapılan klinik testler sonucunda aşının, hastaların üçte birinden fazlasının tümörlerini küçülttüğü ve haftalar içinde gözle görülür, dramatik iyileşmeleri tetiklediği kaydedildi. Londra Kanser Araştırma Enstitüsü (ICR) Biyolojik Kanser Tedavileri Profesörü Kevin Harrington, elde edilen klinik sonuçları "emsalsiz derecede güçlü yanıtlar" olarak nitelendirerek, tedavi seçeneklerinin son derece sınırlı olduğu bu hasta grubunda görülen faydanın sarsıcı nitelikte olduğunu vurguladı.

Klinik denemelerde, dünyanın en yaygın altıncı kanser türü olan baş ve boyun kanserine sahip 102 hasta yer aldı. Tedavi uygulanan hastaların 43'ünde tümörlerin küçüldüğü veya tamamen kaybolduğu gözlendi; bu hastaların 28'inde tümör boyutlarında çok ciddi bir azalma kaydedilirken, 15 hastada ise tümörlerin tamamen eridiği tespit edildi. Araştırmacılar, geliştirilen enjeksiyonun akciğer kanseri hastalarında da benzer şekilde başarılı sonuçlar verdiğini açıkladı. ASCO 2026 kapsamında paylaşılan güncel klinik verilere göre, standart tedavilerin yanıt vermeyi bıraktığı bu zorlu grupta hastaların genel hayatta kalma süresi medyan 12,5 ay olarak kaydedildi ve hastaların yüzde 79'unda hedef lezyonlarda küçülme saptandı.
Kanser hücrelerini üç koldan vuruyor
Johnson & Johnson tarafından geliştirilen ve şu anda başta akciğer olmak üzere kolorektal, beyin ve mide kanserleri için yaklaşık 60 farklı klinik çalışmada değerlendirilen Amivantamab, "akıllı enjeksiyon" teknolojisiyle çalışıyor. Hücreleri üç farklı mekanizmayla hedef alan ilaç; ilk olarak tümörlerin büyümesini sağlayan EGFR (epidermal büyüme faktörü reseptörü) proteinini engelliyor. İkinci olarak, kanserli hücrelerin tedaviden kaçmak için kullandığı MET adlı biyolojik yolu bloke ediyor. Son aşamada ise vücudun kendi bağışıklık sistemini aktive ederek doğrudan tümöre saldırmasını sağlıyor. Enstitünün üst yöneticisi Prof. Kristian Helin, dün yapılan basın açıklamasında, bu düzeyde bir tümör yanıtının ve teşvik edici hayatta kalma oranının elde edilmesinin, sınırlı seçeneği olan hastalar adına çok önemli bir adım olduğunu ifade etti.
Deri altı enjeksiyonla konforlu tedavi
Geleneksel onkoloji uygulamalarının aksine, bu tedavi yöntemi hastaya damar yoluyla (intravenöz) saatlerce süren serumlar şeklinde değil, deri altına yapılan küçük bir enjeksiyon olarak uygulanıyor. Üç haftada bir poliklinik ortamında kolayca yapılabilen bu yöntem, tedavi sürecini hem daha hızlı hale getiriyor hem de hastaların hastanede kalma sürelerini azaltıyor. Klinik denemeler sırasında gözlenen yan etkilerin büyük çoğunluğunun hafif ve orta şiddette olduğu, hastaların yüzde 10'undan daha az bir kesiminin yan etkiler sebebiyle tedaviyi bırakmak zorunda kaldığı bildirildi.

"Artık normal bir hayat yaşayabiliyorum"
Tedaviden olumlu sonuç alan ilk kişilerden biri, Mayıs 2024'te dil kanseri teşhisi konulan 56 yaşındaki Carl Walsh oldu. Kemoterapi ve immünoterapiden sonuç alamadıktan sonra Temmuz 2025'te Royal Marsden'da denemelere katılan Walsh, yaşadığı değişimi şu sözlerle anlattı: "Şu anda 17. tedavi döngümdeyim ve ilerlemeden çok memnunum. Denemeye başlamadan önce ağrı ve şişlik nedeniyle konuşamıyor, yemek yiyemiyordum. İki döngüden sonra diyetim normale dönmeye başladı, altıncı ayda ise her şeyi yiyebilir hale geldim. Artık normal bir hayat yaşayabiliyorum ve kemoterapinin o ağır yan etkilerini hissetmiyorum."
Zorlu kanser türlerinde umut veren gelişme
Araştırma ekibi, yürütülen klinik çalışmanın özellikle İnsan Papilloma Virüsü (HPV) kaynaklı olmayan, orofaringeal skuamöz hücreli baş ve boyun kanserlerine odaklandığının altını çizdi. HPV ile ilişkisi bulunmayan baş ve boyun kanserlerinin tedavi edilmesinin medikal olarak çok daha zorlu olduğunu belirten uzmanlar, bu spesifik hasta grubunda sağlanan ilerlemenin kanser literatürü açısından tarihi bir eşik olduğuna dikkat çekti.