İstanbul
Açık
15°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,4098 %0.24
53,5661 %0.56
6.875,62 % 0,87
80.709,94 %0.371

Çivili Ülkenin Kedileri

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Çivili Ülkenin Kedileri

İkindiye doğru, yağmur ince ince konuşurken çıktım dışarı. Hani şu toprağa ilk damla değdiğinde yükselen, çocukluğumuzdan kalma o kokunun—biraz hüzün, biraz umut, biraz da “her şey düzelebilir” ihtimali taşıyan kokunun—ardına takılıp.

Sabahın erken saatlerinde üst komşumun eski dolaplarını yenileriyle değiştirdiğini gördüğüm pencerede içimde bir sevinç uyandı. İnsan bazen başkasının yenilediği eşya gibi kendi içini de toparlamış sayıyor.

Fakat şimdi apartmanın önünde başka bir manzara vardı. Gelişigüzel bırakılmış çiviler… Önce birkaç tane sandım. Yere dağılmış, sahipsiz ve sivri. Etrafında bizim diğer yerliler: kediler. Sevmek için eğilince kendi gözdemi üç, dört, beş... diye artan bir sürü çivi... Gözde kedim ısrarla sırnaşıyor bana ve birkaç tur atıyor etrafımda. Çivilere rağmen. Bakıyorum. Patilerin altı da dolu. Acımıyor mu, umursamıyor mu, anlayamıyorum derken basıp kaçıyor kedi.

Önce temkinli yaklaştılar, sonra alıştıkları gibi, tehlikeyi gündelik hayatın içine katıp yürümeye devam ettiler. Çivilerin arasından yürümeyi öğrenmiş ama yine de her adımda incinmeyi göze almış...

Büyük felaketler küçük ihmallerin birikiminden meydana gelir.

Çiviler küçük şeylerdir; gündemin gürültüsünde yer bulmazlar. Oysa bu toplumla yaşamak, çoğu zaman o görünmez çivilerin üzerinde kurulan bir denge oyunudur. Tatlı bir oyun değil bu. Ülkede yaşam, çoğu zaman krizler, seçimler, kararlar, açıklamalar… Oysa gündelik hayatın gerçek yükünü taşıyanlar, çoğu zaman o büyük başlıkların altına sığmayan küçük çivilerdir.

Bir kaldırımın kırık taşı, bir parkın unutulmuş köşesi, bir sokağın karanlığı, bir sözün yarım bırakılmış sorumluluğu… Hepsi birer çivi gibi. Üzerine basıldığında can yakar ama kimse eğilip yerden almaz.

Bizim apartmanın önündeki çiviler de öyle. Ne komşu geri dönüp baktı ne de yoldan geçenler topladı. Herkesin acelesi vardı. Herkesin haklı bir gerekçesi. Ama kedilerin yok. Onların tek gerekçesi yaşamak.

İnsanımızın gerçeği ekonomik dalgalanmalar, her sabah yeni bir haberle uyanmanın ağırlığı, gençliğin omzuna erken yüklenen sorumluluklar… Ve yine de hayatın inatla sürmesi. Kedilerin yürüyüşündeki o kararlılık gibi: 

“Evet, tehlike var ama ben buradayım.”

Bu ülkede yaşayan herkes —insanı, hayvanı, ağacı, kuşu— bir şekilde o kapı önünden geçiyor. Kimi hızlı, kimi temkinli, kimi umursamaz. Ancak yerdeki çiviler değişmiyor: onlar orada duruyor. Bazen bir ekonomik sıkıntı olarak, bazen bir adaletsizlik, bazen de merhametsizlik olarak.

Ve en çok da şu duyguyla: “Bana batmadıysa mesele yok.”

Oysa mesele tam da bu. Çiviler kimseye özel değil. Bugün bir kedinin patisine, yarın bir çocuğun ayağına, öbür gün bir yetişkinin dalgınlığına denk geliyor. Acı, sırayla dağıtılıyor. Biz ise çoğu zaman yalnızca kendi sıramızı önemsiyoruz.

Son yıllarda hepimizin hayatına değen gerçekler var. Geçim derdi markette, kirada, faturada elle tutulur bir ağırlık. Kedilerden bahsettiğime bakmayın ya da çivilerden. Az önce iyi, sakin semtmiş diye taşındığım bu semtin marketinde amcanın biri etrafına aldırmaksınız bağırıyordu “Lanet olsun böyle ekonomiye de böyle...” ve sonra ekliyor “Kitap demeyin, diyor ama böyle şeye nasıl lanet edilmez”.

Tesettürlü genç kasiyer kadın “Amcacım benim de elimden bu kadarı geliyor. Korkutma, çocuklar gençler var bak yazık” diyor anlayışlı ve sabırlı bir ses tonuyla. Hayır, bıkkın bir tonla. Çok rastlamış bu isyana ya da hırçınlığa fakat kasada. Sandıkta değil.

Gençlerse otuz yaşına gelmeden yorgunlukla tanışıyor. Hayal kurmak, bir lüks gibi sunuluyor bazen. Oysa bir ülkenin en büyük zenginliği çocuklarından sonra hayal kurabilen gençleridir. Bizde ise hayaller, çoğu zaman ertelenmiş planların arasında sıkışıp kalıyor.

Sokak hayvanları meselesi de bu çivilerin en görünür olanlarından biri. Yasal düzenlemeler, belediyelerin sorumlulukları, toplumun vicdanı… Hepsi bir arada ama çoğu zaman kopuk. Bu sessiz canlılar hâlâ kapı önlerinde, hâlâ insanların insafına bırakılmış durumda.

Oysa bir toplumun vicdanı, en savunmasız olana gösterdiği dikkatle ölçülür.

Ve biz, bu sınavı her gün yeniden veriyoruz.

Politika ise çoğu zaman bu çivilerin kim tarafından bırakıldığı tartışmasına dönüşüyor. İktidar, muhalefet, söylemler, vaatler… Ancak tüm bunlar sorgulanırken yerdeki çiviler yerinde duruyor. Ve kediler yürümeye devam ediyor. Diğer tüm canlılar gibi. Belki de asıl mesele, çivileri kimin bıraktığı kadar neden hâlâ orada oldukları.

Kendi kuşağımın bu dengeyi nasıl kurduğunu gözlemliyorum. Biz ne tamamen umutsuzuz ne de saf bir iyimserliğe sahibiz. Mizah gücüne hala sahip olduğumuzu söylemek isterdim. En zarif duruş olurdu olanlar karşısında. Ne yazık ki daha sakin karşılar olduk. En azından çoğumuz...

Daha çok, gerçeklerin farkında olup yine de bir şeyleri değiştirebileceğimize inanan bir yerdeyiz. Belki de bu yüzden, kedilere bakarken bizi görüyorum: Yaralanma ihtimaline rağmen yürümekten vazgeçmeyen canlılar.

Yağmur hâlâ yağıyordu. Çiviler ıslanmıştı. Kediler, biraz daha dikkatli ama aynı kararlılıkla yürümeye devam ediyordu. İçimden bir cümle geçti:

Bu ülke, çivilerin arasından yürüyenlerin sabrıyla ayakta duruyor.

Merak etmeyin o çivileri topladım. Ait olduğu yere bıraktım. Çok uzakta da değillerdi üstelik. Yapılması gereken en sıradan şeydi. Tam da bu yüzden anlamlı: Çünkü sıradan olanı yapmaktan giderek uzaklaşıyoruz.

Oysa bir ülkenin geleceği, büyük sözlerden çok küçük hareketlerle kuruluyor. Zeliha Bürtek’in de dediği gibi “Öyle çok uzaklarda değil: kapımızın önünde...” Bir çiviyi yerden almakla. Bir canlının yürüyüşünü düşünmekle. Ve en önemlisi, başkasının canının da bizimki kadar kıymetli olduğunu hatırlamakla.

İyi bir hayat, kimsenin ayağına çivi batmayan bir yol inşa etmekten geçiyor.

Kapının önündeki yaşam bile, çiviyi yerden alacak kadar eğilenlerin hareketiyle değişiyor. Dünyayı kurtarmak için olağanüstü insanlar olmamıza gerek yok. Mademki çivili ülkenin kedileriyiz. Sadece biraz eğilmek, biraz bakmak ve en sıradan olanı yapmaya başlamak yeterli.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız