Okul Neresi
Bir İlahi, Bir Soru: Okul Çocukları Hangi Türkiye’ye Hazırlıyor?
Sabahın erken saatlerinde okul bahçeleri yavaş yavaş dolarken çocuk sesleri şehrin gürültüsüne karışır. Sırt çantaları omuzlarda ağır, adımlar henüz çocuk… Fakat o kapıdan içeri girildiğinde yalnızca bir bina değil aynı zamanda bir kamusal dünya başlar. Tahta sıralar, kara tahta ve tebeşir tozu; hepsi birlikte Cumhuriyet’in en büyük iddiasını fısıldar: eşit yurttaşlık.
İşte tam bu yüzden okulda yaşanan her küçük olay, aslında eğitim anlayışımızın aynasıdır.
Son günlerde bazı okullarda öğrencilerin topluca “Kâbe’de Hacılar” ilahisinin dinletilmesi ve söyletilmesi üzerine yaşanan tartışma da aslında tam olarak bu meseleye işaret ediyor: Okul nedir, kamusal eğitim alanının sınırları nerede başlar ve nerede biter?
Mesele yalnızca bir ilahinin söylenmesi değildir; mesele okulun ne olduğu ne olması gerektiği ve öğretmenin bu kamusal alandaki sorumluluğudur.
Türkiye’de modern eğitim düşüncesi Cumhuriyet’le birlikte laiklik ilkesi üzerine kurulmuştur. Bu ilke yalnızca anayasal bir düzenleme değil, aynı zamanda farklı inançlara sahip çocukların aynı sınıfta eşit yurttaşlar olarak eğitim alabilmesinin güvencesidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim anlayışı laiklik ilkesine dayanır. Bu ilke farklı inanç ve düşüncelerden gelen çocukların eşit yurttaşlar olarak aynı sınıfta eğitim alabilmesini sağlayan ortak zemindir.
Mustafa Kemal Atatürk, eğitimin toplumsal rolünü şu sözlerle anlatır:
“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Bu sözün işaret ettiği şey açıktır: okul, herhangi bir inanç alanı değil; aklın, bilimin ve ortak yurttaşlık kültürünün öğretildiği kamusal bir mekândır.
Öğretmenin sınıf içindeki rolü
Eğitim politikaları sık sık müfredat üzerinden tartışılsa da sınıfın gerçek atmosferini çoğu zaman öğretmenin yaklaşımı belirler. Öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir; çocuklara kamusal yaşamın kurallarını öğreten ilk rehberlerden biridir.
Bir öğrencinin matematik öğrenmesi kadar önemli bir başka kazanım da şudur:
Hangi davranışın nerede uygun olduğunu bilmek.
Okulda çocuklara öğretilmesi gereken şeylerden biri tam da budur.
Dini pratikler bireysel veya toplumsal yaşamın bir parçası olabilir; ancak okulun görevi düşünmeyi öğretmektir. Nerede, nasıl, hangi şartlarda yapılacağını aşılar.
Dini ritüellerin yeri vardır, törenlerin yeri vardır, dersin yeri vardır. Okulun görevi bu ayrımı öğretmektir. Çünkü okul, toplumun küçük birer modelidir. Burada öğrenilen davranışlar demokratik yaşamın temelini oluşturur.
Bu nedenle sınıf içinde yapılan her uygulama, çocuklar için yalnızca bir etkinlik değil aynı zamanda bir yurttaşlık dersi niteliği taşır.
Kamusal alanın öğretildiği yer
Çocuklar toplumsal hayatın sınırlarını ilk kez okulda öğrenir. Ev ile toplum arasındaki ilk köprü çoğu zaman sınıf kapısından geçer. Bu yüzden öğretmenin en önemli görevlerinden biri şudur:
Öğrencilere nerede ne yapılacağını öğretmek.
- Bilimin nerede konuşulacağını
- İnancın bireysel alanını
- Kamusal alanın ortak kurallarını
Bugün bu söz belki de her zamankinden daha fazla anlam taşıyor.
Laikliğin sınıftaki karşılığı
Laiklik çoğu zaman siyasal tartışmaların konusu yapılır. Oysa eğitimdeki karşılığı son derece somuttur: Farklı inançlara sahip çocukların aynı sınıfta kendilerini dışlanmış hissetmeden eğitim alabilmesi.
Laiklik, devletin inanç karşısında tarafsız olmasıdır. Bunun eğitimdeki karşılığı ise yurttaşların eşit koşullarda yetişmesini sağlamaktır.
Dolayısıyla okulda yapılacak her uygulama bu eşitlik duygusunu zedelememeli, aksine güçlendirmelidir. Bu noktada biz öğretmenlere düşen sorumlulukları göz ardı edemeyiz.
Sınıfta verilen asıl ders
Bugün tartışılan mesele aslında çok daha temel bir soruya dayanıyor: Okulun görevi nedir?
Eğer okul düşünmeyi, sorgulamayı ve birlikte yaşamayı öğretmek için varsa; öğretmenin en önemli sorumluluğu da şudur:
Çocuklara nerede ne yapılacağını öğretmek.
Derslikte bilimi, laboratuvarda deneyi, kütüphanede okumayı, törende saygıyı…
Lakin her şeyden önce kamusal alanın ortak aklını.
Okullar, bireyin düşünme gücünü geliştirdiği yerler olmalıdır; bu tür uygulamaların tekrar edildiği yerler değil. Eğer sınıfta bir inanç diğerlerinden daha görünür hâle gelirse, o sınıfta eşit yurttaşlık duygusu zedelenir.
Bu yüzden mesele basittir ama hayati önemdedir: Okul bilgi öğretir, ritüel değil. Okul düşünceyi geliştirir, itaati değil. Okul yurttaş yetiştirir, mürit değil.
Ve bu yüzden bugün yeniden şu soruyu sormalıyız:
Okul, çocukları hangi Türkiye’ye hazırlıyor?
Roşan ORHAN