İstanbul
Açık
32°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
6.788,85 %1.26
63.457,47 %-0.49

Bütün şehir şahittir bu kadını sevdiğime

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bütün şehir şahittir bu kadını sevdiğime

Uzun bir süredir güneş altında kalmaktan diriliğini çoktan yitirmiş ve ağır bir koku yaymaya başlamış olan balıklara baktı. El arabasının altındaki kapalı göze yerleştirdiği kovadan biraz su alıp, balıkların üzerine serpmeyi düşündü bir an. Sonra vazgeçti. Yorulduğuna değmeyecekti. Bu balıkları hiçbir şey dirileştiremezdi artık.

Balıkları sulamaktan vazgeçti ama bir başka şeyi almak için yine de arabanın altına eğildi. Kovanın hemen yanına yerleştirdiği şişeyi el yordamıyla buldu. Çekti aldı. ‘Yetmişlik’ rakı şişesini ağzına dayadı ve içti. Musluk suyu doldurduğu başka bir şişeden birkaç yudum aldı. Tirfillenmiş ceketinin ceplerinden çıkardığı iki üç bayat leblebiyi ağzına attı. 

Eskimiş gazetelerden yaptığı kesekağıtlarından birine biraz balık doldurdu. Sağa sola yalpalayarak arabayı itmeye başladı. İnsanların kendisine gülümseyerek bakmalarına, merhaba demelerine, el sıkışmak istemelerine hiç aldırmayarak, arabayı itmeyi sürdürdü. Birkaç kez tökezledi. Araba elinden kaçtı. Balıklar yerlere düştü. Umursamadı. Eve gitmek istiyordu. Sadece eve gitmek ve ‘o’nu görmek istiyordu. 

Biçimsiz apartmanların arasından geçti. Bakkaldan, en ucuzundan iki tane ‘binlik’ şarap ile beş paket de ‘Birinci’ sigarası aldı. 

Mahalleye geldi.  Bahçesinde tek bir mürdüm eriği ağacı bulunan, yıkıldı yıkılacak gecekondunun kapısını itip içeriye girdi. Balıklar ile şarap şişelerini mutfak olarak kullandıkları aralığa bıraktı. 

Uyduruk mutfaktan çıktı. Küf kokan odanın köşesindeki somyada kıvrılıp kalmış kadına yaklaştı. Ondan yükselen alkol ve idrar kokusunu duydu. Hüzünlendi. Ellerini kadının saçlarında gezdirdi. Vaktiyle ‘güneşin tekmil ışıklarını üzerinde gezdiren’ bu saçlar, şimdi kirden, bakımsızlıktan tarazlanmış, keçe gibi olmuştu. 

Yanına uzanıp, bir süre kadını seyretti. Daha doğrusu, bir zamanlar ‘ülkenin en güzeli’ diye anılan bu kadından geriye kalan çöküntüyü seyretti. ‘Kızıl saçlı ilahe’nin çoğu dökülmüş, bembeyaz olmuş saçlarını, kirli sarı bir renk almış yüzünü,  bir deri bir kemik kalmış vücudunu seyretti. 

Eğildi. İncitmemeye çalışarak kadının başını yavaşça kaldırıp, yüzüne yaklaştırdı. Sonra onu alnından öptü. Ağır ter ve alkol kokusunu içine çekti. Daldı gitti.  “Başımı rakı değil döndüren / Bu öğle sıcağında / Ekmek kokusundan da güzel / Alnının ter kokusu” diye mırıldandı. 

Akşam olurken kalktı. Kapıyı açtı ve mürdüm eriği ağacına bakarak bağırdı. “Bütün şehir şahittir / Bu kadını sevdiğime”. Döndü. Kadının yanına yattı. Ona sıkı sıkı sarıldı. 

Şair Cahit Irgat ile sinema sanatçısı Cahide Sonku, sabahın, sabahların, yarın ve yarınların kendilerine getireceği yeni acıları, yoksullukları, tükenişleri artık hiç umursamadan, alkolün yanıltıcı kıvılcımlarının yer yer aydınlattığı karanlık bir geceye daha yuvarlandılar…

Tiyatro, sinema sanatçısı ama her şeyden önce güçlü bir şair olan Cahit Irgat, kadınları sevdi. Aşkı sevdi, sevmeyi sevdi, insanları sevdi. Sonku’dan önce yazar ve çevirmen Mina Urgan’la evlendi. Evlilikleri yürümedi. Ayrıldılar. Ayrılık, iflah olmaz bir kırılgan olan Cahit Irgat’ı kötü etkiledi. Herkese, her şeye küstü. Alkole sarıldı. 

Cahit Irgat için yolun sonu böylece görünmeye başladı. İş bulamıyordu artık ve birikmiş birazcık parası da çoktan tükenmişti. Tam o günlerde yolları Cahide Sonku ile kesişti. Bir zamanlar sinema ve tiyatronun ulaşılmaz yıldızı olan, kendisinden “saçlarında güneşin kızıl ışıklarını, yüzünde Afrodit’in güzelliğini gezdiren kadın” diye bahsedilen Cahide Sonku da hızla dibe doğru yuvarlanıyordu. Alkolikti. Beş parasızdı. Çoğu kez meyhanelerde ya da düpedüz sokaklarda yatıyordu. 

İki ‘tutunamayan’ birbirlerine tutunmayı denediler. Cahitler Tiyatrosu’nu kurdular ve turneye çıktılar. Umutluydular. Olmadı.  Alkol, ikisinin de üzerinden bir silindir gibi geçti. Oyunda en küçük bir repliği bile ezberleyemiyorlar, sarhoş oldukları için sahneden sık sık aşağı düşüyorlardı.

İstanbul’a döndüler. Bir gecekondu mahallesinde tek odalı bir ev tuttular. Bir zamanların ünlü sinema ve tiyatro sanatçısı Cahit Irgat, sevdiği kadına bir şeyler alabilmek için balık sattı. Kumkapı ’Balık Hali”nden “veresiye” aldığı balıkları, ödünç bir el arabasına doldurarak Mecidiyeköy Meydanı’na çıktı.  “Fatihin Fedaisi Kara Murat” gibi tarihi filmlerden tanıdıkları Cahit Irgat’ı balık satarken gören İstanbullular, bunun bir film çekimi olduğunu sanıp, meydanı doldurdular. Ona el salladılar. Tokalaşmak istediler. 

Cahit ile Cahide bir süre sonra ayrıldılar ve kendi karanlık kaderlerine doğru yürüdüler. Cahide Sonku izbe ve karanlık meyhanelerde, metruk binalarda, apartman kapılarında ve İstanbul”un tekinsiz sokaklarında kaybolup gitti...

Cahit Irgat, Sirkeci’de köhne bir otele yerleşti. 5 Haziran 1971’de ömür defterini noktaladı.

Geriye, onun “saçlarında güneşin kızıl ışıklarını, yüzünde Afrodit’in güzelliğini gezdiren bir kadına” nasıl aşık olduğuna şahit, koskoca bir şehir kaldı… 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız