Başka bir 27 Mayıs okuması
Adnan Menderes'in başında olduğu Demokrat Parti (DP) hükümeti, 1958 genel seçimlerini erkene almaya karar verdi. İşler iyi gitmiyor, DP'ye 1950 ve 1954'te verilen seçmen desteği de azalıyor, DP eriyordu. Hatta DP içindeki tartışmalar partiyi bölünmeye götürmüş, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu liderliğinde bir grup ayrılarak Hürriyet Partisi’ni kurmuştu. Dahası, 1946'da CHP'ye "Dörtlü Takrir" vererek DP'nin kurulmasını sağlayanlardan Köprülü bile DP'den koparak bağımsız hareket etmeye başlamıştı.
Bu koşullarda gidilecek erken genel seçimler öncesinde CHP'nin oyu da artıyor, ancak, CHP'nin seçim zaferini garantilemek için genel başkan İsmet İnönü geniş tabana dayanan bir ittifak o zamanki deyimle "güçbirliği" kurmak istiyordu. Nitekim, İnönü, Heybeliada'daki evinde diğer muhalefet partileri Hürriyet Partisi lideri Karaosmanoğlu ve Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) lideri Osman Bölükbaşı ile bir dizi toplantı yapmış; sonuçta basın aracılığıyla kamuoyuna bir "Güçbirliği Deklarasyonu" açıklanmıştır.
Fakat, bu güçbirliği karşısında paniğe kapılan DP, meclisteki çoğunluğuna dayanarak siyasi partiler ve seçim yasasında değişikliğe giderek kılıcı çekmiş ve ittifakı yasaklamıştır (İttifak yeniden 2018'de AK Parti'nin ihtiyacı olunca ilgili yasaya girmiştir).
Böylelikle DP 47 küsurla seçim sisteminin etkisiyle meclisteki çoğunluğu elde etmiş; CHP 41 küsurla ana muhalefette kalmış; CMP 7 küsur, HP de 3 küsur oy almıştır.
İTTİFAK (GÜÇBİRLİĞİ) YASAKLANMASAYDI...
Peki DP'nin ittifakı yasaklanmasının Türk siyasi yaşamında ne gibi sonuçları olmuştur? Domino etkisi gibi ağır ve travmatik sonuçlar birbirini izleyen siyasi buhranlara yol açmıştır. Şöyle ki:
1)1957 seçimlerinin ardından çoğulcu demokrasiyi ortadan kaldıracak bir tutumla giderek sertleşme, otoriterleşme yoluna sapan DP, CHP'ye ve basına baskılarını iyice artırmış; sonuçta gelişmeler 27 Mayıs'ta 38 general ve subayın Milli Birlik Komitesi sıfatıyla yönetime el koymasını beraberinde getirmiştir.
2)Ne acıdır ki 27 Mayıs'ı izleyen süreçte askeri yönetimin güdümündeki yargı DP Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ı idam etmiştir (Bu üç idam olmasaydı, Deniz Yusuf ve Hüseyin; Üç Fidan da 12 Mart askeri yönetim döneminde yine güdümlü sıkıyönetim mahkemesince verilen kararlarla idam edilmeyecekti).
3)27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül hiyerarşik cunta yönetimlerinin de önünü açmış; bu iki dönemde 27 Mayıs ile getirilen anayasa ve özgürlükler budanmıştır.
4)12 Mart ve 12 Eylül, ABD'nin ülkedeki nüfuzunun artmasını beraberinde getirmiş, nitekim bugünkü sivil darbelere bel bağlayan AK Parti iktidarının önünü açmıştır. Türkiye’de Tom Barrack gibi 'öten' bir ABD Büyükelçisi ancak AK Parti iktidarında olabilirdi!
SONUÇ
Adnan Menderes'in başbakanlığındaki DP hükümeti 1957 seçimlerinin öncesinde ittifakı yasaklamaya gitmese, CHP-HP-CMP Güçbirliği iktidara gelse; 1)Çoğulcu demokrasi ülkede yerleşecekti, 2)27 Mayıs'ta asker yönetime el koymayacak, DP kapatılmayacaktı, 3)Menderes ve arkadaşları idam edilmeyecekti, 4) Türkiye, muhtemelen birbirini izleyen askeri darbeler türbülansına girmeyecekti.
İşte 27 Mayıs'a bir de bu gözle bakmanın ve yakın siyasi tarihe dikiz atmanın zamanıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Dolmabahçe'de Menderes, Zorlu ve Polatkan'ın akrabaları ile ilk defa buluştuğu haberini okuyunca bunları düşündüm. Askeri darbe türbülansından herhalde 11 sene önce çıktık. Ancak siyasi iktidar etkisindeki yargı türbülansına tutulmayalım. Türkiye’nin çoğulcu demokrasi yürüyüşünü baltalamayalım. Türkiye’nin en kıymetli yumuşak gücüne kıymayalım.
Bu duygu ve düşüncelerle daha iyi bayramlara Türkiye'm.