Trump’ın “Trump Card”ı
ABD’nin başkenti Washington’da, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği’nin kaçık Başkan Trump onuruna verdiği yemekte yaşanan saldırı beni kırk beş yıl öncesine götürdü.
Amerikan halkı çok tuhaf. Bakıyorsunuz, kaçık, ahlak yoksunu, düzenbaz birisini Başkanlık koltuğuna oturtmayı uygun buluyor. Tarihin bir başka evresinde de “kovboy” lakaplı, orta düzeyde, hatta vasat altı diyebileceğimiz sinema oyuncusu Ronald Reagan’ı Başkanlığa layık buluyor.
Kırk beş yıl öncesinin olayı da Washington’da cereyan ediyor. Hem de Trump’a saldırının yapıldığı Hilton Oteli’nde. Tarih 30 Mart 1981. Reagan Hilton Oteli’nde düzenlenen bir toplantıda konuşuyor. Toplantı sonunda binadan dışarı çıkıp makam arabasına binecekken John Hinckley isimli birisinin silahlı saldırısına uğruyor. Reagan göğsünden ağır yaralanıyor. Beyaz Saray Basın Sözcüsü James Brady beynine isabet eden kurşunla ölümcül bir yara alıyor, kurtuluyor ama ömür boyu sakat kalıyor; iş göremez hale geliyor. Öte yandan üç polis memuru da Hinckley’in açtığı ateşin hedefi oluyor. Reagan, Nisan ayı ortasına kadar hastanede tedavi gördüğü için yerine başkan yardımcısı George Bush vekalet ediyor. Saldırgan Hinckley ise psikiyatrik sorunları olduğu teşhisiyle cezai ehliyeti olmaması nedeniyle bir akıl hastanesine kapatlıyor; 2016 yılında da tahliye ediliyor.
Bunu neden mi anlattım? Trump’a ve Reagan’a yapılan saldırıların mekanı aynı, ancak arada önemli farklılıklar var. Reagan saldırısında ortalık kan gölüne dönüyor. Ronald Reagan şans eseri hayata dönüyor. Ama Basın Sözcüsü Brady ömür boyu sakat kalıyor. Trump’a düzenlenen saldırıda ise her nasılsa hiç kimsenin burnu kanamıyor.
Olay sırasında çekilen görüntülere bakıyorum. Davetliler masaların altında içkilerini içmeye ve selfie çekmeye devam ediyorlar. Kargaşadan yararlanan davetli bir kadın masalardan şampanya şişelerini araklayıp koltuğunun altına saklıyor. Anlaşılan herkes her şeyin farkında.
Hatta Trump olaydan hemen sonra bir basın toplantısı düzenleyip gazetecilerin sorularını soğukkanlılıkla yanıtlıyor. Bununla da kalmıyor. Hilton Oteli’nde güvenlik zafiyeti oluşundan yakınıyor ve konuyu Beyaz Saray’ın bitişiğine yaptırmak istediği, kamuoyundan çok tepki çeken balo salonu inşaatına getiriyor. “Bakın, bu toplantı o balo salonunda yapılsaydı orası öyle bir korunurdu ki kuş uçurtturulmazdı,” diyor.
Uzun uzun düşündüm. Bu, bir buçuk yıl gibi bir süre içinde Trump’a yapılan üçüncü silahlı saldırı. Birisinde kurşun kulağını sıyırıp geçmiş, ama ona bir şey olmamıştı. İkincisi, Beyaz Saray önünde silahlı bir kişinin şüphe çekmesiydi. Bunun Trump’a karşı bir saldırı hazırlığı olduğu ileri sürülmüştü. Bu sefer yüzlerce davetlinin katıldığı Hilton Oteli’nin salonunda hiç kimsenin burnu kanamadı. Trump anlaşılan kamuoyunda hızla düşen desteğini toparlamak ve mağduru oynamak için kendine böyle saldırılar tezgahlıyor. Bunu sadece ben söylemiyorum. Amerikan basınında da bu şüphe iyice dillendirilmeye başlandı. Eh, Trump bu! Çıkarı için yapmayacağı hiç bir şey yoktur. İngilizcede “trump card” diye bir deyim var. İskambil oyunlarında “son koz” demek. Kaçık başkanın soyadı ve ahlakına uygun bir deyim.