İran'da şimdilik Nevbahar umudu yok
İran 1979 devrimi ile Batı’ya sırt çevirdi. Bir iki istikrarlı ilişkisi dışında, bugüne kadar hep geçici ittifaklarla varlığını sürdürdü. Attığı her adımdan ve özellikle nükleer zenginleştirme projelerinden hep kuşku duyuldu. Oysa uzun yıllar önce, Şah döneminde geliştirdiği projeler Batı’nın cesaretlendirmesi ile başlayıp ilerlemişti. Komşularını hep tedirgin etti. Tavizsiz tutumuyla dünyanın en menfur rejimlerden biri haline geldi. Özellikle ABD ve İsrail’e karşı yönelttiği “şeytanı yok etme” tehditleri hafife alınır cinsten değildi. Ama bunları hiçbir zaman gerçekleştirme girişiminde bulunmadı. Hamas gibi uyduları aracılığıyla Orta Doğu’da epey kan dökülmesine neden olduğu muhakkak. Yine de hiçbir yere doğrudan saldırıda bulunmadı. İçeride ise hayat pahalılığı, kıtlıklar ve temel insan haklarının ihlali nedeniyle isyan eden halkına karşı Molla yönetimi şedit tepkiler gösterdi. Kadın, çocuk, genç demeden öldürdü veya hapishanelerde çürüttü. İşte şimdi bu bahaneyle yapılan Birleşik Krallık destekli ABD ve İsrail askeri saldırıları, sadece İran’ı değil, bütün Ortadoğu’yu belirsiz bir geleceğe sürüklüyor. İran vuruyor ve vuruluyor. Ama kuzey yarımküreye bahar yaklaşırken İran’da Nevbahar beklentisi yok. Birleşmiş Milletler sanki yerin dibine girdi. Güvenlik konseyinden tepki yok. Özetle ortada savaşa dur diyecek bir kurum yok. Hodri meydan ABD, hodri meydan İsrail.
Akıllı Yaptırımlar ve JCPOA in Sonu
İran net bir ithalatçı olduğu için, sıradan yaptırımlar, uzun bir süre en çok halka zarar verdi. 47 yıldır İran halkı yaptırımlar yüzünden o kadar sıkıntı çekti ki, rejim bunları batıya karşı propaganda malzemesi olarak bile kullandı. 2012 yılından sonra, hem ABD, hem AB, İran’a karşı, “akıllı yaptırım” denilen yeni ticaret ve mali transfer engelleri uygulamaya koyduğunda, amaç uluslararası kural ve teamülleri görmezden gelen Mollalar rejimini dize getirmeye çalışırken İran’ın masum sivil halkını korumak, onlara doğrudan zarar verecek cezaları uygulamaktan kaçınmaktı. Mali varlıkların dondurulması, İran gemilerine seyir engelleriyle beraber İran petrollerine karşı ambargo uygulanması, ihracat gelirlerinin yüzde 85 i petrol ve petrol ürünlerinden oluşan İran için vurucu bir darbe olabilirdi. Ama Çin ve Uzak Doğu imdada yetişti. Yani “akıllı yaptırımların etkisi de sınırlı oldu. Kendisi gibi doğal kaynak zengini Arap komşuları refah içinde yüzerken, sefalet çeken İran halkı, Batı’nın baskı ve tahrikine kapılıp bir “İran Nevbahar’ı” başlatmasa bile yönetimin Hamas, Hizbullah ve Huti gibi uydularını beslemekten vazgeçmesini talep etmeye başladı. Sonuç yine şiddet oldu. 2015 de imzalanan JCPOA, İran’ı dünya ile yeniden barıştırma yolunu açacakken ulusal gurur projesi olarak devam eden nükleer zenginleştirme projesinin İsrail’de yarattığı beka korkusu, ilk döneminde Trump’ı ABD ni anlaşmadan çekmeye ikna etmeye yetti.
Meşruiyeti Tartışmalı bir Askeri Müdahale: Şimdi Av Zamanı
Biden döneminde JCPOA ile ilgili bir gelişme olmadı. İran’ın İsrail’e karşı devam eden tehditlerine 2023 de Hamas’ın Gazze’de başlattığı savaşın tuz biber ekmesi Netanyahu’nun savaş suçuyla yargılanma endişesiyle birleşince, işte bugünlere gelindi. İran’a ABD- İsrail saldırılarının, Purim bayramı arifesine rastlaması, Kraliçe Ester’in 4.yüzyılda Yahudileri Pers krallığının acımasızlığından kurtardığı rivayet olunan menkıbeyle örtüştü. Ne garip, dünya 21. yüzyılda hala Eski Ahit efsaneleri ile bir savaşa meşruiyet kazandırılmaya çalışıldığına tanık oluyor. Şimdi İsrail ve Netanyahu savaşta başrolde. Amerikan kamuoyunu hazırlama ihtiyacı hissetmeden, Kongre’nin onayını dahi almadan, Florida’daki malikânesinden sonu belirsiz büyük bir bölgesel savaş başlatan Trump ise yardımcı aktör. İlk saldırılarda İran’ın Ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney ve onun yerine geçebilecek nitelikteki İran lider kadrosunun tamamı hayatını kaybetti. İran devrim muhafızları intikam yemini etti ve hemen Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki ABD üslerini, Ras Laffan LNG tesislerini, çarşı, pazar, lüks otel ve alışveriş merkezlerini hedef aldı. Enerji ve finans piyasaları şimdi hop oturup, hop kalkıyor. Suudi Arabistan’ın güvenli diye düşünülen petrol sahaları da saldırılardan nasiplendi. Hürmüz Boğazından Asya’ya petrol, Avrupa’ya LNG akışı durdu. 700 ü aşkın boğazda beklediği haberleri geliyor. Doğal gaz metreküp fiyatı yüzde 50 artarken, petrolün varil fiyatı 80 dolar tavanını zorlamakta.
Alevi Akdeniz’e Ulaşan Savaşın Ne Zaman Biteceği Belirsiz
Güney Kıbrıs’a kadar uzanan İran insansız hava araçları, savaşın geniş bir alana yayılacağının işareti oldu. Güney Kıbrıs, AB demek. Yunanistan savaş gemileriyle Güney Kıbrıs’ın yanına seğirtti bile. Öte yandan İsrail, Beyrut’un güneyindeki Hizbullah yerleşim yerlerinin tozunu attırıyor. İran’da ölü sayısı 800 ü aşarken 84 milyon nüfuslu ülke şimdi her şeye muhtaç. Enflasyon daha da yükselecek. Temel ihtiyaç maddelerini bulmak savaşla daha da zorlaşacak. Şimdi can derdinde İranlı Trump’ın çağrısına uyup, yönetimi değiştirme basireti gösterir mi? Bunu göreceğiz. Şimdi asıl soru savaş halinde ve abluka altında İran’ın ne kadar dayanabileceği ve halkın ulusal birlik ruhunu kaybedip, kaybetmeyeceği. Bu savaş kolay bitmez. Saldırılar dursa bile Orada burada İsrail ve Amerikan hedeflerine suikastlar devam eder. Çin, Rusya ve Kuzey Kore İran’a olan desteklerini sürdürecektir. İranlı kan kusup, kızılcık şerbeti içtim diyebilen bir kadim kültüre sahip. Ama Nevruz’a kadar dayanabilmesi kolay gözükmüyor. Ancak direnmesi için bölge dışından gelecek desteğin artması da bölge ve dünya için büyük tehlike. Bu arada inşallah Türkiye, tarafsız kalmayı ve komşusuyla çatışmaya alet olmamayı başarır. İran’dan gelecek mülteci ve göç hareketlerine karşı 1639 den beri özenle korunan 536 km lik sınırını denetleyebilir.