Her şey konuşur
“Tarihin olanaklığı, geçmiş olanın izlerinin hayatta kalmasına ve bizim bu izleri, izler olarak okuma yeteneğimize bağlıdır” Walter Benjamin

İmgeler hayatlarımızı şekillendirir ve yaratım başlatır. Zamansal geçişlerde “tarihsizlik” boyutunda en önemli sığınaktır.
Barın Han’da –Görsel Konuşmalar-ekibi ve hem cinslerimin kurmuş olduğu düşler ve bu düşlere kavalyelik eden, canlı performans ile bambaşka boyuta gittik.
Dinginlik, anılar, beklentiler, kendinde sakladıkların.
Fotoğraf sanatına çok önem veririm. Sinemayı doğurduğu için ayrı severim.
Ne zaman hayattan kopuşa doğru rüzgarla esmeye başlasa, rahmetli babamın henüz üç yaşında iken her yıl başı yaptığı gibi siyah-beyaz bir anın arkasına yazdığı cümleyi hatırlarım.
-İşte, ben böyleyim!
Babamın kızı mı?
İçinde her ne olursa olsun, çocukluğunu ve çocuk saflığını saklayabilen. Gerçek olmayan simsarlara rağmen saf kalabilme halini koruyan, çocukluk.
Çocukluk, insanı adeta bir uçurtma gibi oradan oraya. Yıllardan yıllara, sofralardan, pikniklere, salıncaklara, siyah beyaz önlükler üzerine anne eli ile örülmüş, dantel yakalara kadar.
Uçsuz bucaksız, zamansızlık harmanı.

Daha kapıdan girerken karşılaştığım ve birbirinden haberleri olmayan aile fotoğraflarını toplama fikri ile başlayan çalışma.
Nerede durduğumuz ile neyi unuttuğumuzun altını net çiziyor.
Küratörüğünü Arzu Arbak’n yaptığı bu tatlı, naif ve bir o kadar da duygusal şölenin sahipleri:
Aylin Zeynep Ertem, Hülya Avdan, Tülin Safi.
Beni daha da etkileyen sahaflardan temin edilen fotoğraflar arkasındaki yazılardan yapılan ses kayıtlarını, perde dublaj ile canlanmış olması.
İşte zamanın sınırsızlığı.
Yokluk içinde genişletilmiş bir varlık düzlemi.
“Aile Fotoğrafları ile Görsel Konuşmalar” atölyesinin sonucu olarak karşımıza çıkan ve adeta seksenli yıllarda sadece nikâh şekerlerini andıran, mini mini fotorafların bibloları.
Emekleri ile zihin, bellek, bilinçaltı kadrajın dışından kalanları da olaya dahil ederek çarkı bakanın yönünden döndürüyor.

Büyü ise tamda burada başlıyor. Ve peşi sıra gelen bizleri bir nehir kıyısında Baykuş, Puhu kuşu eşliğinde derlenen eşyalar ve nelerin toparlandığını. Nelerin geleceğe alınmayacağını, nelerin şimdide kullanılacağını eşikte sunan izler.
Eşikte, kapı önünü suluyoruz, gönlümüzün teneke içindeki sardunya kokularından.
Teşekkürler.