Kurtuluş
76.Berlin Film Festivali çıkarması yapan, ödüllü KURTULUŞ (Berlin Film Festivali Gümüş Ayı ödülü) Filminin basın gösterimi, Atlas 1948 Sinemasında 2 Mart 2026 tarihinde gerekleşti.
Heyecanla beklediğimiz filmin basın gösterimi öncesi ve sonrasında birlikteliğimiz, sonrasında değerli Atilla & Leman Dorsay çiftiyle film sonrası yemek, daha sonra da önceden rezervasyon yaptığımız, dostumuz değerli makinist Ali Koçoğlu beye bir kahve molasına gidişimizi yazacağız.
Ama film öncesi, muhakkak uğra dediğim, Ali Bey bizi kırmadı, işi (Majestik Sinema Salonu) bıraktı ve Atlas 1948’e geldi ve dedim, alkışlayalım emekçiyi…
Güzel başladık, çok şükür haftaya.
Bu renklerle, araya film öncesi telefon ve elime dökülen çay. Çıkışta üstüme dökülen kahveye rağmen Kurtuluş’dayız.
Emin Alper’n son filmi, KURTULUŞ.

76.Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı, 2.olan seçki.
Evet, Emin Alper’n son derece cesur bir yürekle yola çıktığı ve senaryodan yönetmenliğe, çok ciddi emek olan filmi vizyona giriyor.
Cesur diyorum çünkü dünyanın ve ülkemiz komşularında yaşanan durumlar, Ramazan ayı, tarihi süreçler göz önüne alındığında, son derece cesur.
BATIL İLE GERÇEK arasında köprü
Batıl ile gerçek arasında uzanan ve elbette gerçekliği olan hikâyeler. Ülkemizi taşra taşra gezmeyen ve sahaya inmeyenlerin, uzaktan yorumlaması ile anlayabileceği bir kıvraklıktan uzak olması aşikâr.
Bununla birlikte, Emin Alper’n İTÜ’de yaptığı “İnsan ve Toplum Bilimleri” üzerine akademisyenliğini de konuşturduğu tartışılmaz. Elbette sinema sanatı ve siyaset üzerine Tarih ve Toplum, Birikim, Altyazı ve Görüntü, Mesele gibi dergilerde yayınları olmuş olmasının birikimleri de, doğal olarak her insanın birikimi olarak sunduğu gerçeklik içinde mevcut.
Bir Şahmeran gibi açılıp, yer yer Truva atına dönüştürdüğü ve çarşaf altında kimin olduğu belli olmayan insanları gölgeler olarak açar ve.
Üç sezon yerli dizi olarak 2017 yılında başlayan KADIN dizisinin, iki rakip karakterini Caner Cindoruk (Sarp) ve Feyyaz Duman (Arif) bu kez bize sinema perdesinde, Kâmil Şeyhin torunlarından ikisi ve ileride Şeyhlik için rakip olarak seçer.

Habil ile Kâbil
Mesut ile Ferit (Caner Cindoruk, Feyyaz Duman)
Mesut ile Halil
Mesut ile Mesut (Caner Cindoruk)
Kadın dizisinde yokluk ve varlık içinde paylaşılamayan kadının varlığı, yine burada elbette dünyada bilhassa Müslüman ülkelerde yok sayılan “Kadın” üzerinden temellendirir ve kız çocukları ile bitirir.
Diğer filmin seyrini belirleyen karakter ise Emin Alper’n Kız Kardeşleri (2019) vizyona sunduğu yıl pek de önemsenmeyen ama gerçekten çok iyi bir film olan “Görülmüştür” filminin oyuncusu Berkay Ateş, Yılmaz, rolü ile olacaktır.
Aradaki uzunca bölüm ise senaristin, yönetmenin, kendisinin de belirtmiş olduğu gibi gerçek hikâyeden olmasıdır.
HİÇ UTANMANIZ YOK MU?
Mesut (Caner Cindoruk) ve devletle iş birliği yaparak, Şeyh Yılmaz’n (Feyyaz Duman) huzuruna zırhlarını kuşanmış dağdan köylerine evlerine dönmesinin hemen ertesi aşağıda arazide Halil ile diğer köylüsünün konuştuğunu görmesi ile başlar (Film boyunca kim ispiyoncuydu, bu sahnede saklı)
Savaşmayan, kaçan ve her şey düzelmeye başladığında topraklarına dönmeye karar veren Bezariler’n reisi Halil’i görmesi ile film açılır.
Mesut derki: Size demedim mi? Bu köyün erkekleri, dağa çıktığında buralarda dolaşmayacaksınız!
Erkek doğasının ve bir kadın uğruna hırslarına mağlup olan Mesut (Caner Cindoruk) hikâyesi, Hazeran Aşiretinin meselesi gibi gözükse de en başta belirttiğimiz gibi Truva’dır da bir nevi.
Mesut’n karısı Gülsüm, hamiledir ve herkes bir hayalet ile temas halindedir. Ruhu olmayan bir köyde batıl kanatlanmış uçmakta, zaman zaman. Yerli yersiz, ortama duruma ve hatta şartlara göre rüyalara konmaktadır. Konduğu kulların sayısı bile bellidir. Yedi!
Bu kadar batılın olduğu, Şeyhin (Dedeleri Kâmil’den el alan Ferit (Feyyaz Duman)’n sözünün tek geçerli akçe olduğu düzlemde. Nasreddin Hoca misali, parayı veren düdüğü çalar. Şeyh koltuğunda kim ise idareci, yönetici, başkan da o dur.
O ne derse o tek doğrudur.
Bu gücü içten içe bilen ve kendini dağa çıkıp terörist vurmaktan (bunu devletin jandarması ile sözde iş birliği içinde yapmaktadırlar çünkü korucu olmuşlardır) mağaraya çekilip, karısının üzerine kapıyı kilitleyerek yapmaktan vazgeçtiğinde bulur.
Çünkü Şeyh Dedesi Kâmil’n öğütlerinin tezahürü farklı beyninde işlem görür.
O dağda iken düşmanı Bezariler’n bu kadar kadınla bir arada ayyuka çıkan halleri konuşulan, kendisine göre –edepsiz-halleri, bir zamanlar yanaşması olan, şimdi kendi karısı Gülsüm’e ulaşabiliyor mudur?
Gülü erkek nasıl olunur?
Uğruna şeyhliği kaybettiği, dedesinin tanımadığı Mesut nasıl erkek olacak ve gücünü, aidiyetini ispat edecektir.
İçin için uykusuz kalan, kendini yiyip bitiren adeta terk edilmiş köyün tek savunucusu olarak ne zaman gerçek Kral, Şeyh olabilecektir?
Filmi izlerken bir ara aklıma Züğürt Ağa (1985-Nesli Çölgeçen) “Karı isterem” geldi. Netice de köyde su bitmiş, ekin bitmiş, köy satılığa çıkma noktasına gelmiş. Ağa ise sadece kulağını elleyip:
-Karı isterem, demektedir.
Aşağıda köyde (Köylerine geri dönen Bezariler) yer alan, düşmanlarının reisi Halil’n, kadınlar ile âlemleri, onun yanaşması olan kadını eş olarak seçmesinin bedelini, Şeyh olarak seçilmemesi ile öder ve yanıp tutuşan, uykuları kaçan Mesut, Yılmaz’n (Berkay Ateş) desteği ile kendince doğru yolu bulur.
Mesut’n kendi bölgesinde, Halil’n ikiz kızlarını kovduğu tarlada, bir bakarsınız çocuklara kadınlara zulüm etmeyin derken, vahi gelir Hazeran Aşiretinin Şeyhine zulüm edin, der. Rakip ve yukarı köyde kalmışlar Hazeranlar tarafından istenmeyen aşağı köylüler Bezariler ki bunlar, zamanında terör arttığında devlet ile iş birliği yapmamış, kaçmış ama ortalık sakinleşince gelip birde tapu sahibi olmuşlardır.
Oyda arazide kalanlar, koruyan, bakan, kuyu açıp su yapan Hazeran Aşireti’dır.
Şeyhliği zorla abisinden alarak kendine mal eden Mesut (Caner Cindoruk) ile şartlardeğişir. Tiyatrosunda da izlediğim, dizisinde ve sinema filminde de oldukça başarılı Mesut’n (Caner Cindoruk) nefretini, gözlerinden çıkan ateşi o kadar güzel verir ki.
Son final sahnesi dâhil olmak üzere, işte sakladığı o Şahmeran, Anadolu’muzun büyük kültürü ile besler, tamamlar.
Diğer tarafta kâbuslar, rüyalar, vahiler arasında döne duran içi ve ruhları uyutulmuş. Dua, zikir ve yasaklı dünyalarını, aşağı köyde oturan Bezarileri’n reisi Halil’n fantezilerinden erkekliğini bulmaya çalışan, Mesut görürüz.
Bastırılmış, hatta hadım edilmiş -erkeklik ve düşünsellik- dünyasında vahilerle yürüyen intihar silsilesi.
Toplu imhaya, kıyıma kadar gidecek ve adı din altında “kıyam” olacaktır.
Kimsenin canı yanmayacak derken, bir gece gelen vahi ile kadınlarda, çocuklarda bunlardan nasibini almaya dönebilir.
Herkes Şeyhin ağzından çıkacak bir kelimeye bakar.
Şeyh Ferit mi haklıydı? Yoksa darbe yapıp şeyhliği zorla devir alan Mesut, güçsüz müydü, düşünceleri arasında büyüyen kin çoğalır.
Dünyaları lider kim olursa olsun, intikamımızı alalım, üzerine döner.
Yönetmen ve senarist, Emin Alper’n, Boğaziçi Üniversitesinde İktisat, Tarih ve sonrasında ATATÜRK İLKELERİ ve İNKILÂP TARİHİ ENSTİTÜSÜ’nde Modern Türkiye Tarihi üzerine doktorası bulunduğunun altını çizerek, film boyunca içinde dönen sözle tamamlamak isterim.
Söz söylendiğinde yıl, 30 Ağustos 1925
“Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kâfidir.”
Diyeceğim, eşsiz bir sinema sunumu, her bakımdan. Dört dörtlük. Müziğinden (Christiaan Verbeek), dron ve dronsuz görüntü yönetmenliği ve Mesut karakterinin aklaşmış yıllarında, dağlarla, ovalarla kaybolmuş, yitik bir insan manzarası. Kaybolmuş simyası, kimyası ve varlığının ötesinde, evet çok güzel doğamız var. Böyle yerlerde var.
Ama medeniyeti iliklerine kadar sindirmiş yerlerde.
Nereden baktığınıza bağlı.
Yılmaz (Berkay Ateş)’n oğlu gibi uyurgezer iseniz ayağınıza halhal misali teneke bağlanır.
Medeniyet ise doktora götürür.
Bu arada Emin Alper, köyde ki doktordur. İkizleri olacağını ve ikiz bebek dünyaya getiren kadınların içine şeytan girer hurafesi ile yetişen Mesut, ilk ondan duyar.
Ve yok sayılmış tüm kadınları temsilen, Halil’n ikiz kızlarından biri sonunda çıkar.
Bu da Şahmeran’a bağlanır.
O da, Farsa kökenli olan Şah(Kral) Maran (Yılanlar) olarak bu sözcüklerin birleşiminden olan Şahmeran –Anadolu Mitolojisinde Şahmeran, yaşlanmayan ve öldüğünde ruhunun kızına geçtiğine inanılan bir varlık.
Bu vesile ile Halil’ler hep yaşıyor.
Mesut’larda
Hangisi gaspçı, hangisi istilacı?
Kim haklı, kim haksızın karıştığı düzende ne yapacağını şaşırmış. Devlet askeri köydeki, yer yer dillerini bilemediği, çareyi –orta yolu bulmak için destek istediği yerde, kıran kırana çözümsüzlük hükmünde. Korucu adı altında, Müslüman olanın diğer kardeşine acımadığı bir Kerbela resmidir.