Usta-çırak
Japonya’nın 2025 yılı Oscar adayı olan “” USTA-ÇIRAK ilişkisindeki kriterleri esas alsa da. Ustanın dediğini kabul etmeyen sistem, has yetenekleri –öğütmek-üzere kurulmuştur.
KOKUHO
“11! BirFilm tarafından, 2025 yılının ilk festivali olarak 9-11 Ocak 2025 tarihleri arasında gösterilen seçkiler,- Klasikler-arasında kırk beş yıl sonra hatırlanan Mephisto, maskesi, makyajı ve Tiyatro sanatı için 2.Dünya Savaşında Nazi baskısına rağmen var olmaya çalışırken, finalde soruyordu:
“Ben bir sanatçıyım! Benden ne istiyorlar ki?”
Tüm kavramlar, yazılarımda sıklıkla ifade ettiğim “aydın olma” kimliği üzerinden şekillenir.
1962 yılında Nagazaki’de, Atom Bombası ile yetim kalmış olan Kikou’nun, henüz on beşinde iken gözlerinin önünde katledilen babası ile hayat mertebesi yükselir. Yetimde oluverir, onu oradan kurtaran eski, geleneklere bağlı bir Tiyatro sanatı türü olan “Kabuki” ustasının yanına gelir. Yetim kalmazdan önce üvey anneye sahipken, şimdide kendi oğlu var diye büyük bir çocuk istemeyen ustanın karısı vardır.
Filmin ilk 15 dakikası belki de bizim arabesk dediğimiz kültüre yakın gibi gözükse de Star olmuş, daha doğrusu -yıldız ışığı- var olan kişilerde görülen sancının ta kendisidir.
İki saat elli beş dakika boyunca, çırağında çırağı Kikou’nun naif, egosuz! Bir sanatçıdan var olması gereken mütevaziliğin, başkaldırmış haliyle şiirsel anlatımını buluruz.
Kikou rolü ile Ryo Yoshizawa muhteşeminde ötesinde bir performans sergiliyor.
Bir yere varana kadar bedel ödemeye hazır olan çırak, ustanın oğlu ile kıyas edilir. Çünkü usta ileride bizdeki kavuk hesabı, çırağa teslim edecektir. Ve burada soydan, kandan sanatçı olduğunu düşünen usta tarafı ve ailesinin, dışarıdan gelen birinin bunu kazanmasının zor olduğunu sürekli öne sürer.
Ama Shuichi Yoshida romanından filme aktarılan ve Japonya’da milyonların izlediği film, esas olarak “Yetenek bir Tanrı vergisi midir? Yoksa babadan oğluna geçen ve bu şekilde devamlılığını sağlayan bir gerçek midir? Sanatçılık kıstası kan bağımıdır?”

Her ikisinde de temel alınan, 17.yy da tapınakta doğan, kadınların rol almasının yasak olduğu yerde, erkeklerin geyşa olarak salındığında –Tapınaktaki Kız- dâhil olmak üzere, inceliği bir erkek vücut ve anatomisi ile uygulayabilen. Sonunda yetenek kazanır olsa da kendi içinde tutarsızlıkları ile her yerde değerli olanın önünün kesilmesi gibi burada da hırslar, bilmeden bilmiş olma halleri ustaca sunulur.
Oyuncu olmaya heves ile yaklaşım dışında. Ciddi emek, sabır ve acı çekmek olduğunun altını ince bir şekilde çiziverirken, amaçlarımız uğruna neleri feda ediyor. Neler için bedel ödediğimizin hatırlatması yapılıyor.
Geleneklerine son derece bağlı Japon kültüründe; mafya babanın oğlu iken yeteneği keşfedilip, her şerde bir hayr vardır hesabından;

Ne kadar engellerseniz engelleyin ışığı olanın yolculuğu belki zahmetli olacaktır. Ama finalde sorduklarında buraya nasıl geldiniz?
“Beni buraya taşıyanlara, teşekkür ederim” diyebilecek kadar olgunluk, görme, yüksek empati, duyarlılık, hissetme, kendinin buna hak ettiğine olan inancı ve elbette ilk önce kabiliyet!
Bu film bize muhteşem sahneleri ile kiraz çiçeklerinden, kar tanelerine uzanan acı dolu bir serüvende:
-Yazar olmak için yazarlık kurslarına ihtiyacınız olmadığını!
-Fotoğraf çekebilmek için ilk önce bakmaktan ötesini, yani görebilme becerisine haiz olmak gerektiğini!
Gibi gibi bunu tüm disiplinler için açabiliriz, işte bu gerçeklerinde altını çiziyor. Ve her insanın kendine göre yeteneği mevcuttur ama bunu dışarı çıkarabilmek, sürdürmek ise birer hayat amacıdır.
Bıkmadan usanmadan içsel bir disiplin gerekmektedir.
1962’den 2014 yılına kadar gerçek bir usta nasıl olunur? Ustaya bile konulan engeller nasıl aşılır?
Sonunda yıldız ışığı olanlar ile olmayanlar arasındaki fark nelerdir? Bu arşivlik filmde.
Büyük ekranda kesinlikle izlemelisiniz.
Geleneksel makyajları ile seramik bir antika fincan takımı gibi zamandan süzülüyorlar.

Sahne bir tapınak,
Tapınakta aciz kullar…
Tebrikler!