İstanbul
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,0433 %0.04
50,3321 %-0.3
6.203,37 % 0,92
92.130,07 %-2.185
Ara

Trump’ın diline teslim olan habercilik

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Trump’ın diline teslim olan habercilik

   Haberlerin dil kurgusu, bilgi, deneyim, beceri ve özen ister. Gazetecinin kullandığı sözcükler de haberin yapı taşıdır. Dil kurgusu içeriğiyle uyum sağlayamayan, doğru sözcüklerle örülmeyen haberler ise çürük, köhne, içinde yaşamı barındıramayan yapılara benzer. 

   Diline hâkim, mesleğine saygılı, olaylara nesnel bakabilen ve analiz eden gazeteci, haberinde kendi sözcüklerini kullanır; haberin dilini özgün bakışıyla kurgulamaya özen gösterir.

    Ne yazık ki, ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesine ilişkin haberler, gazetecilerin çoğunun sözcük seçiminde, haberlerin dil kurgusundaki becerilerini yitirdiğini gösterdi. Son yıllarda gazetecilik “aktarıcılık” ile o kadar sınırlandı ki, olacağı buydu. 

    Dikkat ettim, 3 Ocak günü haber kanallarının sunucularının dilinde, ekranların altında hep “Maduro yakalandı” cümlesi vardı. Dijital mecralarda da “yakalandı” sözcüğü sık kullanılıyordu. Oysa “yakalamak”, Trump’ın açıklamasında kullandığı sözcüktü; onun bakışını yansıtıyordu.

     Bir ülkenin başka bir ülkenin devlet başkanını askeri operasyonla ülkesinden kaçırmasını, “yakalamak” olarak nitelendirmek, olayı bir çete liderinin yakalanmasına indirgemektir; daha beteri Trump’ın diline teslim olmaktır.

    Tabii teslimiyet, Trump’ın diliyle de sınırlı değildi. İktidara da teslim olan yaygın medya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gün boyu Venezuela’ya müdahaleye ilişkin sessiz kalmasını da göstermemeye çalıştı. “Bir yanda kınama bir yanda itidal” diyen Hürriyet, “Uluslararası tepkiler cılız” yazan Milliyet, Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıyı kınayamayan açıklamasının da “cılız” olduğundan söz edemedi, geçiştirdi.

     ABD medyasının teslimiyeti de kendisini Trump’ın basın toplantısında gösterdi. Trump’a eleştirel tek bir soru bile sormadı gazeteciler, polis şefinden kriminal bir operasyonun ayrıntılarını öğrenmeye çalışan polis muhabirleri gibiydiler. Uluslararası hukukun çiğnenmesinden söz edebilen tek bir gazeteci bile çıkmadı.

     Oysa uluslararası hukuk, insanlığın yüzyıllar boyu yaşanan acı deneyimlerden damıttığı değerli bir kazanım, sahip çıkmak da gazetecilerin görevi… 

   Sabah da kaçak yazarını görmezden geldi

   Hürriyet’in, magazin yazarı Cihan Şensözlü’nün uyuşturucu operasyonunda tutuklanmasını görmezden geldiğini yazmıştım geçen hafta. Meğer Sabah da aynı operasyonda hakkında yakalama kararı verilen yazarı Mert Vidinli’yi tümüyle yok saymış, ben atlamışım.

    Yakın arkadaşı Cihan Şensözlü gibi “fuhuşa teşvik ve aracılık” ile suçlanan Mert Vidinli, Sabah’ın Cumartesi ekinde yazıyordu. 13 Aralık 2025’teki son yazısı “Trendi artık 10 saniyelik videolar belirliyor” başlığını taşıyordu.

   Sabah, Vidinli’nin adını 19 Aralık’taki “Uyuşturucu skandalı büyüyor” haberinde gözaltı kararı verilenler arasında, 1 Ocak’ta da “malvarlığına el konulan yedi şüpheli”nin arasında saydı, ama her iki haberde de Sabah yazarı olduğunu belirtmedi. Şensözlü’nün fotoğrafını ve savcılık ifadesini de yayımlamaktan kaçınmayan Sabah, onun da Hürriyet yazarı olduğunu yazmadı. 

    Günaydın ile Cumartesi eklerindeki yazarlardan da destek gelmedi; onlar da Vidinli’yi yok saydılar. Hatta Mevlüt Tezel, “Halk bu numaraları yer mi?” yazısında, kaçak durumdaki Şeyma Subaşı ve Şevval Şahin’in yurtdışından paylaştıkları “maneviyat mesajlarını” eleştirdi. Oysa yurtdışında olan Vidinli’nin de paylaşımları, açıklamaları oluyordu, onları görmezden geldi.

   Tuba Kalçık da “Habertürk’teki baskı ve taciz iddiaları vahim” diyerek, “Kadın gazeteciler, kadın dernekleri, feminist tayfa neredesiniz?” çağrısında bulundu. Vidinli’nin adını bile anmadı. 

     Sabah da Hürriyet gibi, kendileri yazmazsa insanların öğrenemeyeceğini sanıyor herhalde. Bu çağda hiç mümkün değil, yazarlarının uyuşturucu ve fuhuş ile suçlandığının duyulmaması. 

     Göz önündeki gerçeği okurlarından gizleme çabası içine girmek olsa olsa yanlışı daha da büyütür. Suçlu olup olmadıklarına elbette yargı karar verecek; ama bu tip gazetecilik etiğinden uzak, eğlence sektöründe farklı çıkar ilişkileri içinde olan kişilerin gazeteye yazar yapılmasının sorumluluğundan öyle sessizce kurtulamazlar. 

    Hürriyet gibi Sabah yöneticileri de gazeteciliğin itibarına, güvenilirliğine zarar veren bu tip insanların medyaya sızmasına neden, nasıl onay verdiklerini de açıklamalı, özür dilemeli... 

   Lisede şiddet mi, taciz mi?

  İstanbul Erkek Lisesi’nde öğrenciler arasında yaşanan olayları önce Sabah gazetesi “Şampiyonlara akran dayağı” manşetiyle gündeme getirdi. Tarih 6 Aralık 2025’ti.

    İki gün sonra da Türkiye gazetesi “İstanbul Erkek Lisesi’nde taciz rezaleti: Elit okulda skandal” manşetinde “dayak” iddiasının perde arkasından “kız öğrencilere yönelik taciz listesi ve mahrem görüntüler çıktığını” yazdı. Lisedeki dayak ve taciz iddiaları daha sonra tüm medyaya yayıldı; her yerde haber oldu. 

    Sabah, haberin peşini bırakmadı. 27 Aralık’ta, soruşturmanın tamamlandığına ilişkin haberde “Taciz yok, sistematik şiddet var” diye yazdı. Haberde “taciz iddiasının doğrulanmadığı”, “507 maddelik listenin mağdur öğrencilere ait olmadığı” ve “kız öğrencilere ait görüntü olmadığı” vurgulandı. Hatta Sabah, bu haberin yanındaki “Doğruları ilk kez Sabah yazdı” başlıklı kutuda 6 Aralık’taki haberin kupürünü de tekrar yayımladı.

    Bu ifadelerin muhatabı, doğrudan Türkiye gazetesiydi; orada yazılanlar yalanlanmış oluyordu. Fakat Türkiye’den Sabah’a yanıt gelmedi. Şimdi Türkiye gazetesinin yapması gereken, “taciz” haberinin doğruluğunu kanıtlamak ya da ‘taciz” haberini düzeltip özür dilemek. 

 

    Mahkeme ciddiye almamışsa

    “Ankaralı Necla Özmen: Trump benim babam, DNA testi istiyorum” haberini kullanan haber sitelerini görünce inanamadım. İHA ve DHA’nın geçtiği haber, Evrensel’den Cumhuriyet, Gazete Oksijen, Hürriyet, NTV, Sözcü, T24, Takvim, Türkiye, TVNET ve Yeni Akit’e kadar onlarca sitede ve TV’de yayımlamıştı.

      Ankara’da yaşayan 55 yaşındaki Necla Özmen, ABD Başkanı Donald Trump’ın, kendisinin biyolojik babası olduğunu iddia ediyordu. Ancak elinde somut hiçbir belge, bilgi yoktu; sadece annesinin sekiz yıl önce TV’de Trump’ı görünce “Senin baban bu” demesine dayanıyordu. Nitekim mahkemeye de başvurmuş, Ankara 27. Aile Mahkemesi başvuruyu hemen reddetmiş. 

    İşte bütün mesele de burada. Mahkemenin kararı ortadayken haberdeki mantık dışı unsurlara tek tek değinmeye bile gerek yok. Peki mahkemenin ciddiye almadığı uçuk kaçık bir “iddia”yı, medya neden ciddiye alıp, çarşaf çarşaf haber yapar? 

   İlgi çekmesi, insanların merak edip okuması ve izlemesi dışında bir gerekçe düşünemiyorum. “Haber değeri” açısından düşünüldüğünde bu haber değil. Böyle bir metni hazırlamak ve yayımlamak da okumak ve izlemek de zaman ve enerji kaybı. Kötü habercilik…

 

    Önce karala, sonra parayla “cevap hakkı” kullandır

   Sabah’ın “Naylon faturayla milyonlar kaçırdı” haberi, bir emekli astsubayın işinsanı Serdar Bilgili hakkındaki suç duyurusuna dayanıyordu. 

    Sabah’ın haberi, A Haber, CNN Türk, Hürriyet, Milliyet, Patronlar Dünyası, Sözcü TV, Sabah, Takvim, T24, Yeni Akit, Muhalif ve Yeni Asır gibi onlarca haber sitesinde kopyalandı.

    Serdar Bilgili ve Bilgili Holding de haberi yalanlamakla kalmadı; bir de ilan metni hazırladı. Açıklama, Haberler, Sol Haber, T24 ve 12 Punto sitelerinde haber olurken, Sabah, Hürriyet, Milliyet, Bloomberg ve bazı haber sitelerinde sadece ilan yayımlandı.

    Sabah’ın haberini alıntılayan siteler, Bilgili Holding’in açıklamasını yayımlayarak “cevap hakkı” tanımışlar. Doğru da yapmışlar. Fakat haberi yayımlayan Milliyet ve Sabah’ın “cevap hakkı” yerine para alarak ilan yayımlamaları haberciliğin kötüye kullanılması niteliğinde. Bir şirket ile ilgili olumsuz haber yapıp sonra da ilan/reklam alacaksınız! Gazeteciliğin ruhuna aykırı bir davranış bu. Parası olmayan cevap hakkı kullanmayacak mı? 

   Zaten böyle bir sürece yol açan Sabah’ın haberi yanlışlarla doluydu. Öncelikle tek yanlı bir haberdi, karşı görüşe söz hakkı verilmemişti. Daha önemlisi, suçlamaya dair somut bir bilgi ve belge olmadığı gibi, Serdar Bilgili’yi ve şirketlerini suçlayan Ali Aksoy adlı emekli astsubayın konuyla ilgisine dair bir bilgi bile yoktu haberde. 

   Aslında öbür sitelerin de bu eksikliklere dikkat etmesi, Sabah’ın haberini aynen kopyalamadan önce kontrol etmesi gerekirdi. 

 

          Tek cümleyle:

  • İktidar medyası vergi ve harçlardaki artışı “Vergi ve harçlarda artış oranı 6.5 puan indirildi” (Sabah), “Vergi ve harçlarda yeni fiyat (Milliyet), “Vergi ve harçlarda sınırlı artış” (Akşam), “Vergi ve harç artışında 6.5 puanlık indirim” (Yeni Şafak) diye olumlayarak yayımladı.
  • Akşam’ın, “Dizi tazminatı Darüşşafaka’ya” haberinde Alina Boz’un kazandığı tazminatın ve dolayısıyla bağışın miktarı yoktu. 
  • Hürriyet’in, “Oyuncu Pınar Altuğ önceki gün Etiler’de görüntülendi” haberinde oyuncunun Etiler’de değil, yere uzanırken çekilmiş ve filtrelenmiş bir stüdyo fotoğrafı vardı.
  • Korkusuz’un “Yiyin efendiler yiyin” manşetinde TRT Yönetim Kurulu üyelerine (2024’te) toplam 4 milyon 919 bin lira “huzur hakkı” ödendiği yazıyordu, ama bu miktar haberde “ücret” olarak belirtiliyordu.
  • İktidar medyası “Emeklinin gözü maaş zammı” haberlerinde emeklilerin düzenlediği mitingleri görmezden geldi.
  • Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Üç tane vatan evladımız, polisimiz şehit edildi” diye yazarak, (Attila Aşut’un deyişiyle) “tane dediği üç canımızı eşyaya indirgemiş, yani şeyleştirmiş” oldu. 
  • Cumhuriyet gazetesi yazarı Özdemir İnce, 30 Aralık’ta köşesini Digiturk ile yaşadığı kişisel sorununa ayırarak bu dijital platformu okurlarına şikayet etti. 
  • Türkiye gazetesi, yapay zekaya Somali’de kurulması planlanan uzay üssünün fotoğrafını yaptırdı, ama “yapay zeka ürünü” olduğunu belirtmeden üssü bitmiş gibi gösterdi.
  • Yeni Şafak, AKP’li Ümraniye Belediyesi’nin, Akşam ve Türkiye de AKP’li Konya B. Belediyesi’nin icraatlarının tanıtımını “Bu bir ilandır” uyarısı koymadan yayımladı. 
  • Halk TV, “Kartopu oynayan çocukları ezdi” haberinde kayan bir aracın çocuklara çarpma görüntüsünü dört kez tekrarladı. 
  • Nefes’te, “TL, kaybedenler kulübünden çıkamadı” haberinde “2025’in yıldızları” ile “2025’te kaybedenler” tabloları aynıydı. 
  • Akşam, Aydınlık, Evrensel, Karar, Korkusuz, Milat, Milli Gazete, Milliyet, Nefes, Sabah, Takvim, Türkiye, Türkgün, Yeni Asya, Yeni Şafak ve Yeni Yaşam gazetelerinin fiyatı 20 liraya, Hürriyet ve Posta’nın fiyatı ise 25 liraya çıkarıldı. Evrensel, Korkusuz, Nefes, Milliyet, Türkiye ve Yeni Asya dışındakiler okuruna açıklama yapmadı. 
  • Şarkıcı Gülben Ergen, Show TV’nin, uyuşturucu soruşturması nedeniyle tutuklanan M. Akif Ersoy’un eski eşi olması nedeniyle Pınar Erbaş’ın haber sunmasını engellemesine tepki gösterdi. “Yanlış evliliğin bedelini niye işiyle ödüyor?” diye sordu.

ELEŞTİRİ, ŞİKÂYET VEÖNERİLERİNİZ İÇİN[email protected]

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *