Emel Seçen
[email protected]
Bakırköy üçlemesi
Cihangir’de, Orhan Kemal’i 107. doğum gününde anıp, soluğu Bakırköy’de almak, aslında bir üçleme gibi. Bir nevi Mithat Cemal Kuntay’ın “Üç İstanbul”u gibi. Neticede İstanbul denince, sular başka akar, güneş başka doğar her ilçesinde başka bir renk. Bakırköy’de, peşinden gelen değerler ile iç içe.
Boyun eğmeyenler
Yoklamalar,Mevcut durumların, tarihe işlenmiş olguların tozunu, pasını iyice alabilmek içindir. Kir, toz ve pas da öyle uzaktan kıyıdan el vurmak ile aklanmaz. Yumruğunu kaldırmak, ses olmak ve gerektiğinde de masaya vurmak ile olur.
Beyaz Bisiklet
“Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler” demiş, Özdemir AsafŞairler yazmaz mı, yaşayan ama susmuş tüm canlıların yazgılarını, şiirlerde. Şiirler, değil midir? Edebiyat, kitap, tiyatro, sanat eseri olan. Şiir, başlangıçtır. Şafaktır, şiir.
Kazancı Yokuşu
“Ferhangi Şeyler 2 bin 600. kez sahnede” Yokuş çıkmak her yiğidin harcı değildir. Emeğin alın teri ile demlenen bir yanda ve para ile otellerin lüks salonlarında koşu bandında tepinmeye benzemez. Benzemedi, hiçbir zaman. Yokuş, soluksuz kalmayı ve uğrunda ölmeyi göze almışların yoludur.
Varsayalım İsmail
Birileri eziyet ediyor diye, değerler yok mu sayılacak? O kocaman, çığ gibi bir SES. Sanatın ve sanatçının yok sayıldığı, ağacın varlık yerine konulmadığı, hayvanlar dâhil çoluk çocuk demeden ırzına geçilen bir dünyada sadece fizikken olmuyor, elbette. Fikir ile de mümkün hatta daha çok.