Emel Seçen
[email protected]
Bir güne üç film
Böyle aktif günlerde hep gençlik günlerimi anımsarım. Film festivalleri kapsamında saatlerce kuyruk bekleyip, teknolojinin mertliği bozmadığı, cep telefonları olmaksızın, insanların tam saatinde ve yerinde ne de güzel olabildiği, güzel günleri belkide yaşamış olmanın içsel bir huzuru.
Böyledir Akşamları İstanbul’un
Hazerfan Çelebi’nin kanatlarına tutunmak değil elbette ama yüzyıllardır, gözbebeği değil mi dünyanın, İstanbul! İstanbul’un en büyük aşklarını; iki yakadan akışta ve soğutmadan birbirine karıştırmadı mı, Bedri Rahmi, dizelerinden. Kız Kulesine, akıl vermedi mi?
Kızlarının kanatlarından yükselen Timur Selçuk
Şarkılar kime, kimlere dokunmamıştır ki? Şarkı var, eser var, sanatçı var elbette. Ama hem “nitelikli”, hem “aydın” olup, her türlü baskıya karşı, bunu hiçbir zaman sömürü malzemesi yapmadan; salt sanat ve barış çerçevesinde üreten olmak sanırım en zoru ama mükâfatı da en büyük olanı.
100. yıl mübadele ödül töreni
Kıyıları, hasretlikleri, dağları, taşları ve de ovaları yürek acısı ile dümdüz eden hasretlikler ve derin ıstıraplar yazgısının sahipleri sadece bir ülkenin insanı değildi elbette. Hasretllik, içinde bulundurduğu hazinesi yani ruhunda tuttuğu ve temsil ettiği kadar yaşanır ve yaşandı da.
Yüzüncü yılımıza yaraşır nitelikte etkinlik dost İtalya'dan
Bir yandan olağanüstü kutlamalara sevinir ve gurur duyarken diğer yandan esas içi doldurulması gereken bilimsel nitelikte ve tarihe ışık tutacak, doğru ve nitelikli çalışmalar neden yok diye hayıflanırken imdadımıza dost, İtalya yetişti. Prof. Dr.