Zeus Gitti, Bergama’nın Ruhu Kaldı
Geçen hafta Bergama’nın en büyük eksikliğinden bahsetmiştim.
Akropol’e çıktığınızda karşınıza çıkan o boşluktan… Bir zamanlar Zeus Sunağı’nın bulunduğu, bugün ise taş temellerin kaldığı yerden.
Fakat Bergama’yı o eksiklikle anlatmak doğru olmaz kanaatindeyim.
Çünkü Bergama’nın hikâyesi, tek bir yapıdan çok daha büyük.
Bergama, yürüdüğünüz her sokakta size başka bir çağın kapısını aralayan ender şehirlerden biri. Aynı gün içinde Helenistik Dönem’e, Roma’ya, Bizans’a ve Osmanlı’ya dokunabiliyorsunuz. Bu noktada UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığını da hatırlatmak isterim. Binlerce yıllık bir yaşam kültürünün ayakta durması sizce de muazzam değil mi?

Akropol’ün zirvesine çıktığınızda manzarayı seyretmiyorsunuz. Binlerce yıl önce aynı tepeden aşağıya bakan insanlarla aynı ovaya bakıyorsunuz. Aradan geçen yüzyıllar değişmiş olsa da manzara hâlâ orada, fakat o büyük eksiklikle…
Bahsetmek istediğim bir diğer tarihi yer ise beni en çok etkileyen yerlerden biri olan Asklepion. Adını Sağlık Tanrısı Asklepios’tan almıştır. Zamanında çok ünlü bir doktor olup hatta ölüleri bile dirilttiği söylenir. Buna kızan Zeus ise Asklepios’u öldürür. Asklepios adına tapınaklar yapılır ama en bilineni ve günümüze kadar geleni Bergama’da bulunan Asklepion’dur.
Bugün hastanelere giderken aklımıza koridorlar, cihazlar ve ilaçlar geliyor, öyle değil mi? Oysa yaklaşık iki bin yıl önce Bergama’da insanlar müzikle, su sesiyle, yürüyüşle ve tiyatroyla tedavi edilmeye çalışılıyordu.
Sağlığın yalnızca bedeni değil, ruhu da kapsadığına inanıyorlardı.
Asklepion, bir tedavi merkezinin dışında, insanı bir bütün olarak gören bir yaşam anlayışının en önemli simgelerinden biriydi.
Bergama’nın dünyaya bıraktığı miras bununla da sınırlı değil.
Bugün elimize aldığımız kitapların atası sayılan parşömen de burada geliştirildi. Rivayete göre papirüse ulaşımın zorlaşmasıyla Bergamalılar yeni bir yazı malzemesi üretmeye başladı. O gün bulunan çözüm, yüzyıllar boyunca bilginin korunmasına ve taşınmasına katkı sağladı.
Düşünsenize…
Bugün okuduğumuz binlerce kitabın geçmişinde Bergama’nın da payı var.
Bir şehri en meşhur yapısıyla hatırlamak ne kadar doğru? O yapının ötesine geçmeden, şehri bir bütün olarak ele almadan ve ruhuna dokunmadan geçip gitmek ne kadar anlamlı olabilir?

Oysa Bergama bana bunun ne kadar eksik bir bakış olduğunu gösterdi.
Evet, Zeus Sunağı bugün ait olduğu topraklarda değil.
Ama Bergama’nın ruhu hâlâ burada.
Taş basamaklarında, antik tiyatrosunda, Asklepion’un muazzam koridorlarında, eski çarşısında ve ovadan esen rüzgârında…
Bana kalırsa bir şehrin gerçek mirası, götürülemeyen şeylerdir.
Bergama’dan ayrılırken aklımda kalan tam olarak buydu.
Son olarak, Zeus Sunağı’nın ait olduğu topraklara bir an önce iade edilmesini temenni ediyorum.