İstanbul
Parçalı bulutlu
16°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,7660 %0.14
55,9111 %0.27
6.422,63 %0.59
80.116,00 %-0.98

Yazlık evlerden vaz geçme vakti geliyor gibi

YAYINLAMA:
Yazlık evlerden vaz geçme vakti geliyor gibi

Bir zamanlar yazlık ararken denize yakınlığı sorulurdu. Şimdi ise ilk sorumuz “Geceleri rahat uyunuyor mu?” olabilir mi?

Biz yıllardır Hatay’dayız. Yazın sıcak olur, klima kullanılır; bunları elbette biliyoruz. Ama bu yıl kendime sık sık şunu sordum: Depremde evlerimiz yıkıldıktan sonra bir süre gidemediğimiz için mi unuttuk bu sıcağı? Yoksa gerçekten daha mı sıcak artık?

Evlerimiz yapıldıkça geri dönenlerdeniz biz de. Özlediğimiz topraklara, alıştığımız hayata dönmeye çalışırken o sıcaklığı yeniden, üstelik daha şiddetli hissedenlerdeniz.

Geçtiğimiz hafta İklim Masası’ndan gelen Antalya üzerine yapılan bir araştırma, bu yaz Hatay’daki   hava durumunu daha iyi tahlil etmemi sağladı açıkçası. Elbette Antalya’daki bir araştırma, Hatay’da bu yaz yaşadığımız sıcaklığın ölçümü değil. Ama anlattıkları çok tanıdıktı: Geceleri uyuyamamak, klimaya bağımlı hâle gelmek, daha serin bir yerde nefes almak istemek…

İklim göçünü konuşurken çoğunlukla selden, kuraklıktan ya da büyük bir afetten sonra evini terk eden insanları düşünüyoruz. Oysa insanlar aynı ilin içinde, kıyıdan dağa doğru da yer değiştirebiliyor. Önce birkaç haftalığına gidiyorlar. Sonra bütün yazı orada geçiriyorlar. Zamanla daha uzun kalmanın, belki oraya yerleşmenin hesabını yapıyorlar. İşte Antalya’daki araştırma, bu sessiz ve kademeli hareketliliğe dikkat çekiyor.

Sakarya ve Bahçeşehir üniversitelerinden araştırmacıların Climate Services dergisinde yayımlanan çalışması, Antalya’nın kıyılarıyla Toroslar’daki yaylaları karşılaştırıyor. Bulgular, kent sakinlerinin serinlemek için yaylalara yöneldiğini gösteriyor. Bazıları yazı orada geçiriyor, bazıları daha uzun süre kalıyor, bazıları ise kalıcı olarak yerleşiyor.

Araştırmada sıcaklık, nem, rüzgâr ve güneşin insan üzerindeki ortak etkisini değerlendiren bir endeks kullanılıyor. Yaz aylarında kıyılarda bu değer 35–41 derece aralığındayken yaylalarda çoğunlukla 20–23 derece arasında. Burada önemli bir ayrım var: Bunlar termometreden okunan hava sıcaklıkları değil; ortamın bedenimiz üzerindeki sıcaklık etkisini değerlendiren değerler.

Görüşmelerde aktarılan bir deneyim ise rakamları çok daha anlaşılır kılıyor: Antalya’da uyumadan önce yatağı suyla serinletmek, yaylada ağustosta bile battaniyeyle uyumak… Hatay’da klimayı kapatamadığımız geceleri düşününce, bu anlatılanları anlamak benim için hiç zor olmadı.

Peki, yıllarca deniz kenarında kurduğumuz yazlık hayallerinin yönü de değişebilir mi?

Yazlık deyince aklımıza balkondan maviyi görmek, denize yürüyerek ulaşmak, akşam sahilde dolaşmak geliyor. Ancak geceleri uyuyamadığımız, gündüz dışarı çıkamadığımız bir yerde bu hayalin cazibesi ne kadar korunabilir?

Buradan bütün sahil yazlıklarının boşalacağı ya da fiyatlarının düşeceği sonucunu çıkaramayız. Ama artan sıcaklıkların, yazı nerede geçirmek istediğimizi etkileyebileceğini görebiliriz.

Elbette yaylaya çıkmak yeni bir alışkanlık değil. Bu toprakların insanları yazı yükseklerde geçirmeyi çok eskiden beri biliyor. Araştırmanın işaret ettiği değişim, yaylaların nasıl kullanıldığıyla ilgili: Tarım ve hayvancılık için çıkılan yerler, giderek serinlemek amacıyla daha uzun süre yaşanan alanlara dönüşüyor. Aklıma da şöyle bir soru geliyor; Yaylaya çıkabilenler serinleyecek; çıkamayanlar ne yapacak?

 

İkinci bir ev almak, kiralamak ya da yazı başka bir yerde geçirmek herkes için mümkün değil. Kentte çalışmak zorunda olanlar, evinden ayrılamayanlar, klima faturasını düşünerek yaşayanlar var. Serinleyebilmenin giderek maddi imkânlara bağlı hâle gelmesi, üzerinde durmamız gereken bir eşitsizlik.

Bir de yaylaların taşıyabileceği yük var.

Antalya araştırması, incelenen yaylalarda yapılaşmanın genişlediğini gösteriyor. Su kaynakları, ulaşım, sağlık hizmetleri ve altyapı ise artan nüfusa göre planlanmış değil. Sıcaktan kaçıp sığındığımız yerleri yoğun yapılaşmayla zorlarsak, oradaki yaşamı nasıl koruyacağız?

Üstelik yaylalar da ısınıyor. Araştırmanın gelecek projeksiyonlarında kıyılardan daha konforlu kalmaları beklense de bugünkü serinliklerinin aynı şekilde sürmesi beklenmiyor.

Dolayısıyla mesele, deniz kenarındaki evi satıp yayladan ev almakla çözülecek kadar basit değil. Kentte kalanların da sıcaktan korunabilecekleri evlere, gölgeli sokaklara ve yeşil alanlara ihtiyacı var. Yaylaların da doğasını, tarımını ve su kaynaklarını koruyan bir planlamaya.

İşte sıkça duyduğumuz “Akıllı Şehirler” meselesini biraz da buradan konuşmalıyız.

Bu konuda uluslararası toplantılar düzenleniyor, rehberler hazırlanıyor. UN-Habitat, Nisan 2024’te Strasbourg’da insan odaklı akıllı şehirler için uzmanları bir araya getirdi. 2025’te yayımladığı rehberde halkın katılımını, eşitliği ve dayanıklılığı öne çıkardı. 3–5 Kasım 2026’da Barselona’da düzenlenecek Smart City Expo Dünya Kongresi’nde de Birleşmiş Milletler kuruluşlarının ortak alanında kentlerde dijital altyapı ve binaların enerji dönüşümü gibi başlıklar ele alınacak.  Peki, nedir akıllı şehir? Bizim hayatımızda neyi değiştirir?

En sade anlatımıyla, teknolojiyi ve veriyi insanların yaşamını iyileştirmek, şehir hizmetlerini daha verimli yürütmek için kullanan şehir. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin tanımı, bunu yaparken gelecek kuşakların ihtiyaçlarını da gözetmek gerektiğini vurguluyor.

Örneğin hangi mahallenin daha fazla ısındığını belirleyip yapılan ağaçlandırmalar ve gölgelendirmeler ile güneşi daha fazla yansıtan çatı sistemleri “Akıllı Şehirlerin” uygulamaları arasında. Bununla birlikte hangi sokakta gölgeye ihtiyaç olduğunu bilen, sıcak hava uyarısını vatandaşa zamanında ulaştıran, yaşlıların, çocukların ve açık havada çalışanların ihtiyaçlarını planlarına katan bir yönetim yine “Akıllı Şehirler” in olması gerekenleri.

Ben bu yaz Hatay’da, yeniden kavuştuğumuz evlerimizde sıcağı eskisinden daha ağır hissederken “Acaba biz mi unuttuk?” diye düşündüm.

Şimdi bu sorunun yanına bir başkasını daha koyuyorum: Evlerimize geri dönerken, değişen iklime de hazırlanıyor muyuz?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız