“Piyasanın Kanunu”[1] ve Fon Skandalı
Türkçeye “İnsanın Değeri” olarak çevrilen “Piyasanın Kanunu (La Loi du Marché)” adlı film, TRT2’nin geçen hafta yine 21.30 film kuşağında yayınladığı bir başyapıt. Kural ve yasaların gücünün sadece sıradan insanlara yettiğini, özellikle siyasi gücü ellerinde tutanların her türlü kural ve yasanın üstünde olduğunu bir kez daha hatırlatıp, çaresizliğe, adaletsizliğe ve kırılan insan onuruna isyan ettirdi. Filmin konusuna gelince, Uzun bir süredir işsiz olan ve ellili yaşlardaki Thierry Taugourdeau, umutsuzca iş aramaktadır. Birikimleri hızla tükenmektedir. Bir ara evlerini bile satmayı düşünürler. Ama alıcıların özenle kurdukları yuvaya karşı gösterdikleri duyarsızlık ve ucuza kapatma çabaları, onları satmaktan vaz geçirir. Zaten evi satsalar engelli ve özel eğitime muhtaç oğullarıyla nereye sığınırlar? Thierry, çaresiz bir süpermarkette güvenlik görevlisi işini kabul eder.
Kurallar ve Görev Bilinci
Thierry artık her gün çoğu kez görüntülerinden geçim sıkıntısı çektiği anlaşılan müşterilerin süpermarketten mal çalıp çalmadığını gizli kameralardan izlemekle yükümlüdür. Bir küçük kavanoz reçel, bir pişik kremi veya bir paket patates çipsini satın almaksızın bir şekilde dışarıya çıkarmaya çalışanları, aşağıdaki görevliye bildirir ve onları sorguya çeker. Çaldıklarının parasını ödeyebilirlerse ne ala! Yoksa polise teslim etmek zorundadır. Üstelik Thierry’nin işi sadece bundan ibaret te değildir. O market müşterilerini olduğu kadar, kendi iş arkadaşlarını da izlemek zorundadır. Her gün mesai saatleri arasında öğlen yemeğini birlikte yediği veya birlikte kahve yudumladığı arkadaşlarının indirim kuponlarını cebine indirmesi veya mağaza kartı olmayan müşterilerine kendi kartlarını kullandırarak puan toplayan kasiyerleri yakalar. Bunlardan biri 25 yıldır markette çalışan orta yaşlı bir kadın, diğeri ise kendisi gibi engelli çocuğuna bakmak zorunda olan nispeten yeni işe girmiş iki çalışma arkadaşıdır. Bu iki kadını süpermarket yöneticisiyle beraber yaptıklarını itirafa zorlar. “Biz bir şey çalmadık ki” der iki çalışan da. Ama kural açıktır. Çalışanlar indirim kuponlarını kullanamaz ve kendi kartlarını müşterilerine kullandıramaz.
Bir Ahlaki İkilemi
İndirim kuponlarını müşterilere vermek yerine kendisine saklayan Bayan Anselmi’ye artık güvenlerinin kalmadığını söyler market yöneticisi. Polise teslim edilecek bir durum yoktur. Ama kusurlu olduğu için tazminat hakkını da kaybeden 25 yıllık çalışan, istifaya razı edilir. Orta yaşlı kadın gözleri yaşlı oradan ayrılır. Bir süre sonra kırılan onuru nedeniyle intihar ettiği öğrenilir. Güvenlik görevlisinin, mağaza kuralını çiğneyen bu kadın için üzgün olduğunu söylemeye bile hakkı yoktur. O gözlerini kapayıp, yüreğini karartıp vazifesini yapmak zorundadır. Derken karşılarına müşterilerine kendi mağaza kartını kullandıran kasiyer çıkar. O da kameralara yakalanmıştır. Ama kural, kuraldır. “ipi topu birkaç puan” der boynu bükük kadın. Bir tavsiye mektubu dahi alamadan ayrılır marketten. Artık bu bardağı taşıran son damladır. Tierri, kendisi gibi engelli bir çocuğu olan Afrika kökenli azınlık bir kadının işsiz kalmasına neden olmuştur. Evet, kural kuraldır. Ama bu çarkın içinde kendisini de suçlu hisseder. Hemen oracıkta işi bırakır. Bir keder sigarası yakar ve kafasındaki karmakarışık düşüncelerle şehrin kalabalığına karışır. Sonra? Artık o da yeniden işsiz ve çaresizdir.
Hırsızlığın Büyüğü-Küçüğü Olmaz
Süper marketten bir kavanoz reçel, bir dilim baklava, yiyecek veya içecek çalmak, Türk Ceza Kanunu'na (TCK) göre hırsızlık. TCK m.141, “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait bir taşınırı, kendisi veya başkası yararına alan kimsenin 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağını açıkça ifade ediyor. TCK 155/2 ise, “bir süpermarket çalışanının indirim kuponunu alma ve kullanma şeklinin, hukuki boyutu olduğunu, işverenin bilgisi ve onayı dışında, müşterilere ait indirim kuponu almasının hem TCK, hem de ve İş Kanunu kapsamında suç ve ağır bir ihlal olduğunu açıkça belirtiyor. Ancak şirket politikasının personele tanıdığı meşru bir hak olması halinde suç teşkil etmeyeceğini, Değer Azlığı (TCK m.145) durumunda, verilecek cezada belirlenen oranlarda indirileceğini veya ceza vermekten vazgeçilebileceği yazılmış. Şu sıralar pek sık duyduğumuz “Etkin Pişmanlık” ise TCK m.168 de tanımlanmış. Malın veya kuponların iade edilmesi veya zararının tazmin edilmesi halinde cezada indirim uygulanabileceği de eklenmiş. Filme konu olmadığı için TCK’nın nitelikli hırsızlıkla ilgili maddelerine girmeyeceğim. Ama hırsızlığın boyutu büyüdükçe cezanın oransal olarak azalması Türkiye’nin ahlaki ikilemi.
Haksız Kazanç ve Şeriatın Kestiği Parmak
Görevi kötüye kullanma, rüşvet, dolandırıcılık veya "fesat karıştırma" fiilleri TCK da farklı maddelere göre cezalandırılmakta(TCK 235 ve 236). Suçun standart işlenişinde 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasının, cebir veya tehdit durumundaysa 5 yıldan az olmayacağı açık. Kamu zararının olmadığı hallerde, 1- 3 yıl arası hapis öngörülmüş. “İçeriden bilgi sızdırma ticareti (insider trading)” suçuysa, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (SPK) 106. maddesinde "bilgi suiistimali" cezası olarak karşılık bulmuş. Suçluların 3 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması gerekiyor. Yargı makamının hapis yerine veya hapis cezasına ek olarak adli para cezasına hükmedebileceği adli para cezasına karar verilirse, bu cezanın elde edilen menfaatin (kârın) iki katından az olamayacağı açık. Gelin şimdi eğri oturup doğru düşünelim. Bilgi suiistimaline dayanan fon skandalının, bir kavanoz reçel çalmaktan, indirim kuponlarını kendine ayırmaktan farkı olmalı. Ama yetkili Bakanın “en yakınımız bile olsa ceza almaktan kurtulamayacaklar” sözünden geri dönülmesinin ve bilgi suiistimaline kılıf hazırlanmasının yolu şimdi “yatırım yapmanın suç olmadığı” açıklaması mı? Hani şeriatın bile kestiği parmak acımazdı?
[1] Stéphane Brizé tarafından yönetilen ve 2015 yılında gösterime giren bir Fransız film olup 2015 Cannes Film Festivali'nde, başrol oyuncusu Vincent Lindon En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanmış. Film Paris’in güneyinde bulunan Essonne’da "Cora Val d'Yerres II" adlı gerçek bir süpermarkette çekilmiş.