İstanbul
Açık
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,0751 %0.04
53,0172 %0.22
6.656,24 % 0,00
76.507,93 %-0.505

Urfa’da bir kelebek kanat çırpsa, Bursa’da Eko-Teolojik Analiz olur

YAYINLAMA:
Urfa’da bir kelebek kanat çırpsa, Bursa’da Eko-Teolojik Analiz olur

Haberi görünce heyecanlandım. TÜBİTAK, “Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” başlıklı projeye 3 milyon TL’lik destek veriyordu.

Heyecanlanmamın sebebi, haberin beni 10 yıl önceye götürmesiydi. 2016 yılının mayıs ayında bir iş için Urfa’dayım. İşim, 4-5 günlüktü. Ama seyahatimi uzatmış, 15 gün sonra dönmüştüm.

Çarşıya gitmek için geçtiğim sokak, Atatürk Anadolu Lisesinin bahçe duvarı boyunca uzanıyordu. Sokağın başındaki çay ocağının; okulun duvarına yaslanmış, üzeri halı kilim kaplı divanı, benim mekanımdı. Sabah otelden çıkarken, akşam otele dönerken mutlaka uğrar, çay içer, sohbet ederdim. Oradaki kurulan dostluklar da cabası.

Mayısın ikinci yarısı… Hava sıcak. Okullar resmen kapanmamış olsa bile ortalık sakindi. Yine bir gün sırtımı okul duvarına dayamış çayımı içerken, okul bahçesinde hareketlilik dikkatimi çekti. Gidip bakmamak olmazdı.

Kapıdaki afiş meseleyi anlatıyordu:
“TUBİTAK 4006 Bilim Fuarına Hoş Geldiniz”

***

Bahçeye kurulan çadırda öğrenciler projelerinin başında gururla bekliyor; ilgilenenlere, heyecanla, anlatıyordu.

Farklı projeler vardı ama bazıları özellikle dikkat çekiyordu:
“Türkiye’de bölgelere göre tarım ürünleri”,
“Benim Ashabım gökteki yıldızlar gibidir”
“Sevr Mağarası”

Bölgelere ayrılmış Türkiye’nin tarım haritası üzerine muz, portakal, kuru kaysı, fındık, fıstık, buğday, kesme… gibi ürünler yapıştırılmıştı.

Konusunu; tartışmalı bir hadisten alan “Benim ashabım yıldızlar gibidir” projesinde kartona, çizilmiş, yıldızların her birine minik ampuller iliştirilmişti. Bir pil bağlansa, gökyüzü aydınlanacaktı.

Konusunu; Hz. Ebubekir ile Mekke’den kaçarken, Hz. Muhammed’in saklandığı mağaradan alan “Sevr Mağarası” projesi, benim favorimdi. Alüminyum folyoya sarılmış patateslerden yapılmış bir mağara, ağzında dantel bir örümcek ağı, yanında yumurtasıyla bir güvercin.

***

Türkiye ürünleri haritası için “Bu çalışma hangi yaş grubuna ait olabilir?” diye sordum.
“Üzerinde hiç yazı yok, anaokulu olabilir.” dedi biri.
“Biz ilkokulda yerli malı haftasında yapardık” dedi bir diğeri.
İlkokul öğretmeni arkadaşım da doğruladı:
“İlkokul 2. Sınıftan başlar.”

Harita üzerine fındık, fıstık yapıştırmak, o yaş grubu için gerçekten iyi bir öğretim metoduymuş. Çocuk hem öğrenir hem de el becerilerini geliştirirmiş.

Arkadaşım, aynı çalışmanın ilkokul koridorlarında hâlâ asılı olduğunu gösteren bir fotoğraf gönderdi.

***

TUBİTAK’ın sosyal bilimleri desteklemesine itirazım yok.
Ama bilim fuarı denilen yerde, en azından bilime benzeyen bir şeyler görmek gerekmez mi?

Tarım konusunu seçen bir lise öğrencisi, harita üzerine portakal yapıştırmak yerine, Türkiye’nin mercimek üretimini ve ithalatını araştırabilirdi.

Belki küresel tarım politikaları gibi konularda sonuç üretemezdi ama son 10 yılın verilerini çıkartır, bir grafik çizer, veriye bakmayı öğrenirdi.

Eğer bir okul yönetimi, öğretmenler ve en nihayetinde TÜBİTAK denetçileri, harita üzerine portakal dilimi yapıştırmayı "bilimsel sergiye uygun" buluyorsa, öğrenci de bilim yaptığını zanneder.

Burada öğrencinin bir kabahatinden söz edilemez.

“Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir.” Projesinin sonucu:
“sahabelerin isimleri birer yıldız üzerine yazılarak farkındalık oluşturuldu.

“Sevr Mağarası” projesinin sonucu:
"Bu olaylardan alınması gereken mesajlar idrak edildi”

Bunlar bir bilimsel sonuç değildir.
Bunlar, bir vaazın veya bir edebiyat dersinin kazanımı olabilir.

Bilimin konusu "idrak edilen mesajlar" değil, "ispat edilen gerçekler"dir.

Bir projenin sonucu kişiden kişiye değişen bir duyguya indirgenmişse, o çalışma metodolojik olarak bilim dışıdır.

Kartona ampul takmak veya patatesten mağara yapmak bir deney değil, bir makettir.
Maket, ancak bir prensibi anlatıyorsa anlamlıdır.
Burada ise sadece bir anlatıyı süslüyor.

Anadolu Lisesi seviyesindeki bir gencin; eleştirel düşünmeyi, veri analiz etmeyi ve evrensel bilimsel dili öğrenmesi gerekirken, "alüminyum folyodan mağara" yaparak bilim fuarına katılması…
Üstelik burada dereceye giren projelerin ulusal yarışmalara taşınması…
Bu tablo eğitim sisteminin nereye evrildiğine dair bir fikir vermiyor mu?

Kelebek her zaman Himalayalarda kanat çırpacak değil ya.
Bu kez Urfa’da çırpmış.

TÜBİTAK’ın 3 milyon lirayla destek verdiği “Yağmur Dualarının Eko-Teolojik Analizi” projesinde yer alacak genç akademisyenler, 10 yıl önce Urfa’da sunumlarını yapan öğrencilerin belki abileri ablaları, belki kardeşleri veya akranlarıdır.

On yıl önce mağara maketiyle "mesaj idrak eden" öğrenci, bugün de yağmur duasını ekolojiyle ilişkilendirirken muhtemelen somut, yanlışlanabilir ve ölçülebilir bir veri peşinde koşmayacaktır.

Mağarada heyecan yaratan şey bilimsel bir keşif değil, görselleştirilmiş inançtı.
Bugün “Eko-teoloji” adı altında yapılan da benzer bir şeyi daha akademik bir dille söylemek olabilir.

Acaba bu 3 milyon lira, yağmurun teolojik analizine değil de, mercimeğin tarladaki kuraklık direncini artıracak bir mühendislik projesine ayrılsaydı, bugün hala Kanada’nın liman yollarını gözlüyor olur muyduk?

Urfa’da kanat çırpan kelebek,
10 yıl sonra Bursa’da “Eko-Teoloji” oluyor.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız