Tutku ve onur
Sınıfsal fark, konum, itibar ve aşk.
Aidiyet duygusunun aşk üzerinden temellendirildiği, aradaki yaş farkına rağmen bir yerde işveren-sanatçı.
Sanatçı olanın anlaşılamaması.
Birbirlerine karşılıklı masajlar yaparken,
Bir anda düşman olabilmek hatta partnerini satmak!
Filme başlarken aklıma, 2018 yapımı -Beyaz Karga-filmi geldi. Rudolf Nureyev’n, Sibirya’dan, Paris’e ilticası.
Sanatçıların, önce kendi sanat aşklarını, çeşitli nedenlerle yok sayanların, sistemlerin, sistem kölelerinin dünya gidişatını ne derece etkilediklerini.
Hepsinden önce de sanatı yapan, sanatçının, o ince kırılgan duygu dolu naiflikleri içinde nelere göğüs germek zorunda kaldıklarını anımsadım.
Ve ne yazık ki hâlâ da devam etmekte. Üstelikte o sanatçı kişilikler, hiç yoklarmış gibi.
Film evet, aidiyet. Evet, sanatçının anlaşılamaması ama

Diğer yandan aşkı ön planda tutuyor gibi gözükse de, özünde Meksika’dan, Amerika’ya bir kamyonetin içinden kaçıp gelmek, sadece kişilere atfedilen aşk değildir.
Vatansız birinin vatan, aidiyet arayışı ama hepsinden önce sanat aşkıdır.
İki kişinin bir köprüden müşterek yürüyemeyişi.
DREAMS/HAYALLER ya da bizde gösterilecek ismi ile “İLİŞKİ”
Her ne ilişkisi yaşarsak yaşayalım, insanoğlunun temel dayanağı olmaz ise olmazı “güven”dir.
Eğer biri sizi aldatıyorsa; bu gerçekten sizi sevmediğinin ya da umursamadığının bir göstergesi olduğu gibi ilişkiyi bütünüyle itibarsızlaştıran gerçektir.
Var olana saygı duyulmadığını gösterir.
Bir ürün satın alırken de, ülkeler arası ilişkilerde de “güven” esası,
en önemli unsurdur.
Senaryo ve yönetmenliğini, Michel Franco’nun yaptığı ve 1 Mayıs 2026 tarihinde BirFilm dağıtımı ile vizyonda olacak (98 dk) seçki, Mars’lı (2015)-Duyguların Rengi (2011) gibi filmlerden hatırlayacağımız, zarif oyuncu Jessica Chastain ile 2021 yılında Carlos Saura’nın(1932-2023) yönetmenliğinde –Tüm Dünyanın Kralı- filmi ile Balet’likten, Beyaz perdeye transfer olan Isaac Hernandez’i bir araya getiriyor.
Meksikalı genç balet Fernando( Isaac Hernandez), aşkı için sınırdan kaçmayı, o tıkılı kaldıkları kamyonetten, ölüme çıkan yolculukta hayatta kalmayı başarabilmiş olsa da zengin sevgilisi, Jennifer (Jessica Chastain)’n kendisine göre “korunaklı” kurmaya çalıştığı hayatlarındaki kırılımlar; genelde zengin erkek yahut evli erkek fakir /âşık kız ikileminden çıkarak tersini ortaya koyan, üstüne yaş farkı ile somutlaştıran.
Bir tarafta dans gösterisini izlemek, sanat bakışına katkı olsun diye kültür merkezi önünde dans ederek bilet almaya çalışan Fernando ile “Ben sana bilet bulurum, istediğin buysa dilenmene değer mi? Seni atacaklar” diyen Jennifer’n, kendisi için ölümü göze alarak yolan çıkan Fernando’nun gururu, onuru ve sanat aşkından; zengin, sosyetik ama iyi niyet elçisi olarak kendi kurduğu vakıf kuruluşunda “sanata hizmet” verirken, yetenekli Fernando’ya mesafesi, onu bulunduğu ortama katmayışı.
Uzun zaman sonra birbirlerine yoğun bir tutkuyla bağlı iki insanın- zayıf olanın üzerinde güçlü olanın kurduğu hâkimiyete- dayanarak kaçması, Fernando’yu yorar ve uzaklaşır.
Para bende, ipler benim elimde, ben ne dersem o olur, diyen ve zengin olmanın dayanılmaz gücünün hakkını, son dakikaya kadar veren, Jessica.
Diğer yanda deli gibi âşık ama gururunu ayaklara altına almayan, erkek Fernando’nun yıllardır içinde biriktirdikleri ile son dakikaya kadar cezalandırdığı, kendisi için ailesiyle arası açılan, Jessica’nın yolculuğu.
Adeta Jessica’nın dünyasına:
O marka çantalarından, şoförlü ve özel uçaklı konforundan bir çık. Çaresiz; aç, susuz hatta tuvaletini bile tıpkı hayvanlar gibi dışarıda yap!
Bakalım, diğerlerini –görebilecek misin?-diye sorar, senarist yönetmen.
Büyük balık, küçüğü yutar. Zenginim ama bedelini yardım kuruluşlarında göçmen/mülteci de olsa diğer insanlardan farklı olarak zaten gösteriyorum. Zengin olmak, bedel ödemektir sizin ödediğiniz ne ki! Anlayışının tipik örneğini yine ustaca çizen senarist ve yönetmen, bu arada izleyiciye adeta bir tenis maçı gibi hiç sıkmadan izlettirmeyi başarır.
Gayet şık, bir uzak mesafe aşk üzerinden; ülkeler arası aşka, göçmen ve “öteki” olma halini, bir araya gelindiğinde dostlar, arkadaşlar ve gruplar üzerinden “sınıfsal bazlı” bakış açısının, yol ayrımlarını da ustaca çizmekte.
Böylelikle, son finale doğru, acaba sonunda ne olacak derken, beni şaşırtamayan, izleyen seyircinin yorumuna açık deneyimlerine; görüşüne, bilgisine, tamamıyla açık sunumu ile de harikulade işlenmiş.
Tabii yönetmen,senarist aynı zamanda başrol oyuncusu Fernando’yu canlandıran gerçekte de Meksika’lı Isaac Eleazar Hernandez Fernandez’i oynatması, oyuncunun aslında bir baletin, kendi hayatında bu çıkış yolunu bulduğu halde diğerlerinin hâlâ yardıma ihtiyacı olduğunu vurgulamakta.
Çünkü kendisi gerçekte: İngiliz ve Hollanda Ulusal Balesi, San Francisco Balesinde oynamış. Geçtiğimiz yıldan itibaren de, filmdeki karakterin tam zıttı, ünlü olmak için yanıp tutuştuğu Amerika’da, Fernando’nun yaşam yolculuğunun tersi, kendisi gerçekte başarmış ve Amerikan Bale Tiyatrosunun baş dancısı.
Alkışlar, sanat için.
Özgürlük için.