Post-modern tefeci, Trump, savaş ve Montrö
Son günlerde yaşanan gelişmeler ABD ve İsrail’in Türkiye’yi İran savaşı batağına çekmeye çalıştığı şüphesini Gittikçe güçlendiriyor. ABD’nin kaçık başkanı Trump’ın İran’da işleri yüzüne gözüne bulaştırması üstüne son çare olarak kara savaşı açma tehditleri savurması boşuna değil gibi. Öyle ya, Türkiye’nin İran’la uzun bir kara sınırı var. Buradan İran’a Amerikan askerlerini sevk etmek Trump’ın hesaplarına göre kolay olacak. Önceki ABD Başkanlarından oğul George Bush da 2003’te Irak’a açmak istediği kara savaşına Türkiye’yi çekmek istemiş, ama başarılı olamamıştı. O başarısızlık Washington mahfillerinde hiç unutulmadı.
Son hafta içinde olanları birlikte hatırlayalım. Önce ABD merkezli finans ve varlık fonu yönetimi şirketi BlackRock’un patronu Larry Fink bir kaç gün önce Dolmabahçe’deki Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve yönetimdeki başka isimlerle birlikte bir toplantı yaptı. Tam bir post-modern tefeci olan Larry Fink, 14 trilyon dolarlık bir varlığı kontrol ediyor. BlackRock şirketi Larry Fink’in bağlantıları sayesinde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun baş finansörü. Şirket ayrıca nerede bir ekonomik ve finansal kriz varsa sözüm ona orada yardıma koşuyor. Aldığım bilgilere göre hayli yüksek faizle krediler açıyor. Fink’in ziyaretinin sebebi devlet sırrı gibi saklanıyor. Acaba neden? Fink’in pişmiş kelle misali sırıtarak Erdoğan’la el sıkışırken çekilmiş olan fotoğrafta Tayyip Bey’in yüzünden düşen bin parça hali, bana kalırsa ziyaretin pek de hayırlara vesile olmadığını gösteriyor.
Tam İran savaşı sırasında bu post-modern tefeci Fink’in Türkiye’ye gelip bütün hükümet erkanıyla görüşmesinin nedeni acaba nedir? Yoksa Netanyahu’nun ulaklığına mı soyundu? Yakında kokusu çıkar.
Kendi kendime bu soruyu sorarken kaçık Trump’ın bir video konuşması önüme düştü. Bu konuşmada Trump, İran savaşında neler neler başardıklarını ballandıra ballandıra anlattıktan sonra şöyle konuşuyor:
“Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan müthiş bir insan. Türkiye muhteşem bir ülke. Yapmamalarını söylediğimiz her şeye uydular. Böyle zamanlarda kimin dost olduğunu anlıyoruz.” Allah Allah! Ne demek bu şimdi? Yapmamalarını söylediğimiz her şeye uydular. Yani, “İran’da ya da başka yerlerde bizim isteklerimiz dışına çıkmadılar,” mı demek istiyor? Bu dostluk ilişkisi nereden çıktı? Kim kimin dostu? Tefessüh etmiş, ahlak yoksunu, vicdansız, hiç bir insani değeri olmayan Trump denen kaçıkla kim dostluk ilişkisi kurabilir? Allahtan Suudi Arabistan Prensi Muhammed Bin Salman’a yönelik, “Benim kıçımı öpmek için can atıyor,” sözlerini bizimkiler için söylemedi. Lağım çukurunun teki. Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Dilerim sonu tımarhane olur.
Bu da yetmedi. Başka bir haber karşıma çıktı. Milli Savunma Bakanlığı bir açıklama yapıyor. Bu açıklama şöyle:
“Bakanlığımız tarafından 2023 yılında NATO Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında bir kolordu karargahı kurulmasına yönelik çalışmaların başlatılması emredilmiş, bu niyetimiz 2024 yılında NATO’ya beyan edilmiştir. Bu kapsamda, bir Türk general komutasında kurulması planlanan karargahın ihtiyaçlarını karşılamak üzere 6’ncı Kolordu Komutanlığı görevlendirilmiş, milli çekirdek kadrolara gerekli atamalar yapılmıştır.
“Karargahın çok uluslu bir yapıya dönüştürülmesine yönelik çalışmalar NATO makamlarıyla koordineli şekilde sürdürülmekte olup NATO prosedürleri henüz tamamlanmadığından onay süreci devam etmektedir.
“Öte yandan, tehdit değerlendirmesi kapsamında hazırlanan NATO Güneydoğu Bölgesel Planı müttefiklerce daha önceden onaylandığından, kurulması planlanan söz konusu Çok Uluslu Kolordu Karargahı’nın bölgemizde meydana gelen son gelişmelerle ilgisi bulunmamaktadır.”
Bu çok uluslu kolordunun bölgemizde meydana gelen son gelişmelerle yani ABD-İsrail koalisyonunun İran’a açtığı savaşla bir ilgisi olmadığına inanmak safdillik olur diye düşünüyorum. Çalışma 2023’de başlatılmış. Üç yıl boyunca askıda kaldığı anlaşılıyor. Eğer İran savaşıyla ilgili değilse neden şimdi hayata geçirilmek isteniyor? Birisi bunu izah edebilir mi?
MONTRÖ NE OLACAK
İzaha muhtaç son gelişme de İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e çıkışı olan Anadolu Kavağı’na çok uluslu bir deniz gücü yerleştirme çalışmalarına başlanması. Gene Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre çok uluslu kuvvet kapsamında görev yapan bazı komutanlar Anadolu Kavağı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nı (SAT komandolarının üssü) ziyaret etmiş. Açıklamaya göre Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargahı Komutanı Fransız Tümgeneral Jean-Pierre Fague’la Birleşik Krallık’tan Tümgeneral Richard Stewart Charles Bell, beraberlerindeki heyetle Deniz Unsur Komutanlığı’nı ziyaret etmişler. Ziyarete İstanbul Boğaz Komutanı Tuğamiral Özgür Erken, Mayın Filosu Komutanı Tuğamiral Birol Orak’la Deniz Unsur Komutanlığı personeli katılmış. Bizim basında çıkan haberlere göre Anadolu Kavağı’nda NATO’ya bağlı bir deniz unsur komutanlığı kurulması hazırlıkları tamamlanmak üzere. Komutanlığını da İngiliz Charles Bell yapacakmış. Söylentiler böyle. İyi de, Türk Deniz Kuvvetleri İstanbul Boğazı ve kendi karasularını korumaktan aciz mi ki NATO’dan böyle bir destek talep ediyor? Acaba Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu bu gücün kurulmasına çok mu tatlı bakıyor? NATO’ya bağlı böyle bir deniz gücünün İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e çıkış noktası olan Anadolu Kavağı’nda konuşlandırılacak olması Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin ihlali anlamına gelmiyor mu? Başta Rusya, Sözleşme’ye taraf ülkeler buna nasıl tepki verirler? 1936’dan bu yana yürürlükte olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi sayesinde İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın Türkiye Cumhuriyeti egemenliği altında olması böylece ortadan mı kaldırılacak?
Dilerim ve umarım, Türkiye kendisini hiç mi hiç ilgilendirmeyen, ABD ve İsrail’de konumlu bir haydut çetesinin açtığı savaşa sürüklenmez. Gene umarım sağduyu hakim olur da Türkiye Karadeniz’de küresel bir krizin patlak vermesinin baş aktörü konumuna düşmez.