Nazım Hikmet’in Mustafa Kemal Paşa ile tanışması ve kader çizgisi
Nazım Hikmet’in Mustafa Kemal Paşa ile tanışması merak edilen ancak iyi bilinmeyen bir husustur. Bu konuda en doğru bilgiyi şairle birlikte tanışma faslında bulunan yakın arkadaşı Va-Nu anılarında anlatır (Bu Dünyadan Nazım Geçti, Vala Nureddin, 1965, Remzi). “Mustafa Kemal’e Takdim Ediliyoruz” başlıklı bölümde tanışma faslı şöyle anlatılıyor, aynen aktarıyorum:
ŞAİRE ÖĞÜT: “GAYELİ ŞİİRLER YAZINIZ”
“Hüseyin Hüsnü Paşa’nın randevusunu kaçırmadık. Bizi Samih Rıfat (Nazım’ın teyzesinin eşi, M.A.K.) Kuyulu Kahve’den alıp arabayla köşke iletti. Yedik içtik. Şiir repertuarlarımızı alaka ile dinlediler. Bizi teşvik ettiler. İsmail Fazıl Paşa (Nazım’ın akrabası, M.A.K.) bize ikinci bir randevu verdi. Bu randevu ertesi gün Büyük Millet Meclisi’ndeydi. 'Sizi Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edeyim,' dedi.
Büyük Millet Meclisi’ne gittik. İsmail Fazıl Paşa’nın ismini söyleyince vazifeliler bizi büyük bir salona itibarla aldılar. Burası binanın tam merkezindeydi. İçinde hemen hemen hiç eşya yoktu. Muayede salonu gibi bir yerdi. Ötesinde berisinde tek tük koltuklar, iskemleler vardı. Herkes pencere tarafında ayaktaydı. Mustafa Kemal’in siluetini görüyorduk. Etrafını iri cüsseli insanlar kuşatmıştı ama göze o çarpıyordu.
Kapıdan girdiğimizi farkedince, İsmail Fazıl Paşa bize doğru yürüdü. Ellerimizden tuttu. Birkaç adım attırdı. Sonra, takdim edeceği gençlerin biz olduğumuzu Mustafa Kemal’e, Giritliye çalan şivesiyle söyledi. Mustafa Kemal de konuştuğu gruptan ayrılıp bize yaklaşmıştı. Salonun tam ortasında buluştuk.
İsmail Fazıl Paşa isimlerimizi zikrederek, 'Genç şairler,' diye bizi takdim etti. Mustafa Kemal, elini ilk önce bana uzattı. Aklıma öpmek geldi. Sonra askeri bir eda ile sıkmayı üsluba daha uygun buldum. Yine balkonda gördüğümüz kılıktaydı. Külotluydu . Ve meşin getrleri vardı.
Elinin etkisini hiç unutmayacağım. Bir kadın eli kadar naifti. Nazım da aynı şekilde selamladı. Zaten ben öpseydim elini, o öpmeyecekti. Onun hesabına gaf olmasın diye hareketimi ayarlamıştım.
'Yolculuğunuz nasıl geçti? Ankara’yı nasıl buldunuz?' gibi laflara ihtiyaç duymaksızın, Mustafa Kemal bizim için çok önemli bir sadede girdi:
‘Bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız.’
Daha da konuşacaktı. Fakat aceleyle yanına bir iki kişi yaklaştı. Bir telgraf getirdiler. Paşa göz atınca telgrafla ilgilendi. Eliyle selamlayıp bizden uzaklaştı.”
XXX
Bu karşılaşma ve tanışma Nazım’ın Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) ile ilk ve son karşılaşmasıdır. Atatürk henüz hayatta iken şairin ona hapishaneden mektup yazdığı ve karşılığında olumlu sözler sarfettiği rivayetini işitsem de yazılı bir kaynakta, basılmış bir anıda yer alıp almadığından emin değilim.
MUSTAFA KEMAL’İN ÇİZGİSİ: BOLŞEVİKLERLE KURTULUŞ VE KALKINMA İÇİN İŞBİRLİĞİ, SİYASİ OLARAK REKABET
Fakat şu değerlendirmeyi yapmak da gerekiyor. Bilindiği gibi Atatürk, Kurtuluş Savaşı sürecinde ve erken Cumhuriyet döneminde Bolşeviklerle, SSCB ile yakın bir işbirliği içinde olsa da, bürokraside geçmişte TKP saflarında yer almış pekçok komüniste yer verse de Bolşeviklerle beraber hareket eden tarihi TKP’nin güçlenmesini de istemiyordu (Mustafa Kemal Paşa, Şevket Süreyya Aydemir, Vedat Nedim Tör gibi pek çok komünisti Cumhuriyet için çalışma içine çekmişti. Hatta Şevket Süreyya ve arkadaşlarına Kadro dergisini yayınlatmıştı). Hatta onlara alternatif bir parti de kurdurtmuştu. Nazım Hikmet ise tarihi TKP’ye bağlıydı. Hapishanede de, yurtdışına çıktığında da bu bağını sürdürdü. Stalin döneminde bazı itirazları olsa da, her şey içine sinmese de SBKP ile de fiilen onun bir seksiyonu olan TKP ile de ilişkisini sürdürdü. Zaten SBKP ile ilişkisini sürdürmese Moskova’da yaşamını sürdüremez, enternasyonal bir şair hüviyeti kazanamazdı.

Demek istediğim, Nazım, SBKP’nin aparatı konumundaki TKP ile bağını koparıp Mustafa Kemal’in saflarında hareket etseydi yine büyük şair, yüksek entelektüel olurdu ve memleket hayatına önemli katkılarda bulunurdu. Hapislerde yatmaz, yurtdışına çıkmaya mecbur kalmazdı.
Ne var ki, Nazım Hikmet’in kader çizgisi gençlik yıllarında gittiği Moskova’da, KUTV’da yazılmıştı bir kere... O çizgi devam edip gitti ve yine Moskova’da noktalandı.
×××
Heyhat, Nazım Türkiye'nin, Türkçe'nin büyük şairidir. O, büyük bir Türk şairidir. Mezarı, anıtı Moskova'da olsa da en azından sembolik bir anıt-mezarı da asıl yurdunda olabilir, olmalıdır da.