Dünyanın en pahalı Avrupa şehri: Pars’la Zürih’e merhaba
Hep söylerim; bir ülkeyi gezerken o ülkenin yalnızca en popüler şehrini değil, aynı zamanda diğer şehirlerini de görmek isterim. Ülkeyi, tabiri caizse, ezberlemek isterim. Belki bu abartılı karşılanabilir lakin geriye dönüp baktığımda, “Acaba diğer şehir nasıldı?” sorusuyla kalakalmak istemem. Kendimi bildim bileli mottom “Çok gezen bilir” olmuştur. Bana bunu aşılayan sevgili babamdır ve bizi her daim desteklemiştir.
Bazen düşünürüm; insan bir şehirde seneler boyunca nasıl yaşayabiliyor? Tabii yaşam şartlarını düşünürsek bu biraz daha anlaşılır geliyor insana. İş, düzen, alışkanlıklar derken yıllar aynı şehirde geçip gidiyor. Ama yine de içimde hep başka bir ses var. Yeni sokaklar görmek, farklı insanların nasıl yaşadığını anlamak, o şehirlerin ruhuna biraz olsun dokunmak isteyen bir ses…

Bu yüzden bir ülkeye gittiğimde sadece en bilinen yere bakıp dönmek istemiyorum. Çünkü bir şehri görmek ile bir ülkeyi hissetmek arasında büyük fark var. Zürih’e gelirken de aklımda tam olarak bu vardı.
Açık konuşmak gerekirse Zürih, uzun zamandır merak ettiğim şehirlerden biriydi. İsviçre denince çoğu kişinin aklına önce muazzam düzen, sessizlik ve astronomik fiyatlar geliyor. Tabii bunlar benim de aklımdaydı ama aklımdaki ilk soru hep şu olmuştu:
“Bu şehir gerçekten anlatıldığı kadar kusursuz mu?”
Pars’la birlikte bu kez bir Airbnb evi tuttuk. Bir çocukla bir şehir keşfetmek inanılmaz duygular taşıyor. Minik bir kalp beğendiği evi gösteriyor, fikrini sunuyor ve planına ortak oluyor. Bu gerçekten heyecan verici. Şehrin tam merkezinde, o meşhur lüks mağazaların sıralandığı cadde olan Bahnhofstrasse’de beğendiğimiz evi tutmaya karar verdik.
Bu noktada size ufak bir not eklemek istiyorum. Uçak biletinizi ciddi oranda uyguna alabilirsiniz fakat Zürih’in konaklama fiyatları bu noktada biraz canınızı sıkabilir. Uygun olan oteller bile ki diğer Avrupa şehirlerine kıyasla yine pahalı ve oldukça küçük odalara sahip. Bu noktada Airbnb evleri devreye giriyor. Tabii fiyatları otellerle hemen hemen aynı. Fakat evde yaşam alanınız daha geniş ve ferah oluyor.

Zürih’e indiğinizde şehir merkezine ulaşmak için tren, Uber veya taksi alternatiflerini kullanabilirsiniz. Biz Pars’la taksiyi tercih ettik. Açık konuşmak gerekirse, havalimanının şehir merkezine maksimum 15 dakika uzaklıkta olduğunu düşünürsek, taksinin 73 İsviçre Frangı aldığı an “Evet Merveciğim, dünyanın en pahalı Avrupa şehrine hoş geldin” dediğimi çok net hatırlıyorum.
Tren yaklaşık 7 İsviçre Frangı, otobüs ise 4–6 İsviçre Frangı arasında değişiyor. Ancak şehir merkezine ulaşım süresi 40 dakikayı bulabiliyor. Uber ise 35–60 Frang arasında değişiklik gösteriyor.
Eve gelene kadarki süreçte ilk izlenimim ise şu oldu: sıfır telaş. Kalabalık var fakat bir şehrin sesi olmaz mı hiç? Zürih’i öyle bir sakinlik sarmış ki ilk defa gören insan kısa süreli bir bocalıyor. Avrupa’daki düzeni bilirim lakin Zürih’in düzenine gerçekten hayran kaldım.

Eve yerleşir yerleşmez kendimizi dışarı attık. Ben yeni bir şehirde eve kapanabilen biri hiç olmadım. Oğlum da bana benzemiş olacak ki büyük bir heyecanla valizleri yerleştirip kendimizi sokağa attık.
Haftaya; şehrin görülmesi gereken yerlerini, en meşhur lezzetlerini ve Pars’la akşam nasıl kaybolduğumuzu detaylıca anlatacağım. Haftaya görüşmek üzere.