Casusun bellisine altıpatlar
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihini, neyse ki kazasız belasız atlattık. ABD’nin artık müşahade altına alınması ayan beyan gerekli olduğu ortaya çıkan Başkanı kaçık Donald Trump’ın, Ankara’dan Washington’a İran’ın vurulması için komut vermesi ve üst üste yaptığı gaflara karşın bu NATO liderler zirvesi de bitti; geriye ilginç anekdotlar kaldı.
Nedense liderler ve eşlerine verilen akşam yemeği mönüsünde yer alan yemekler zirvenin en çok konuşulan konularından birisiydi. Zenginin malı, züğürdün çenesi, misali...Bir de Deli Trump’ın AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a düzdüğü övgüler... Kendisinden “Sözümden çıkmaz, bir telefonumla Rahip Brunson’ı serbest bıraktı,” “İsrail’e savaş açacaktı, sakın ha dedim, sözümü dinledi,” “Çok güçlü bir lider” diye söz etmesi... Bu kaçık Trump benim hakkımda bu kadar övgü dolu sözler söylese sağıma soluma bakar, başıma acaba ne iş gelecek, diye kara kara düşünürdüm. Neyse ki öyle bir tehlikeye maruz değilim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveden sonra bir basın toplantısı düzenledi. Yerli ve yabancı basın mensuplarının sorularını hem yanıtladı hem yanıtlamadı. Afganlı olduğunu öğrendiğimiz bir kadın gazetecinin İran’la ilgili sorusuna yanıt vermemeyi tercih ederken İngilizce karşı soru sordu: “Are you Iran (İran mısınız)?”
Yunanistan’ın devlet haber ajansı Athens News Agency’nin İstanbul muhabirinin, Yunanistan karasularını 12 mile çıkarırsa bunu casus belli (savaş nedeni) kabul edecek misiniz?” yolundaki soruya Erdoğan’ın verdiği yanıt ilginçti. Erdoğan “latince casus” sözcüğünü Türkçedeki gibi telaffuz ederek mealen şöyle dedi:
“Bu casus belli konusunu benim milletimin tamamına yakını bilmez. Ne olduğunu sorsan bilmez. Dolayısıyla bunlarla milletimizi oyalamaya gerek yok.”
Bu cevaptan anladığım, millet cahildir, casus filan derken kafaları karıştırma. Bizler işimize bakalım. Zaten Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis resmi akşam yemeği için saraya gelirken Mehter Marşı eşliğinde yürüyordu. Ver mehteri arkadaş!
Neyse... Zirve bitti. İhtişam, şaşaa gırla... O kadar ihtişamdan sonra liderleri uğurlarken diş kirası verecek halimiz yoktu herhalde . Bilmeyenler için diş kirasının ne olduğunu anlatayım. Osmanlı döneminde, varlıklı kişiler özellikle Ramazan’da verdikleri iftarlara katılan misafirlere, kendilerine sevap kazanmaya vesile oldukları için yemek sonrası bahşiş verirlermiş. Buna da diş kirası denirmiş.
Neyse... Dönelim zirvenin misafirlerine verilen hediyelere... Her bir lidere gayet şık, cilalı tahta kutular armağan edilmiş. Merak edenler kutuyu açınca bir de ne görsünler? Bildiğimiz toplu tabanca, revolver ya da altı patlar. Bir de yan tarafında bir kutu mermi. Kutunun içinde silahın resmi sertifikası da varmış.
Tabancayı gören liderlerin bir kısmı bunu Ankara’da, büyükelçiliklerine bırakmışlar. Belçika Başbakanı Bart De Wever ise kutunun içeriğinden ancak Brüksel havaalanına inip gümrük polisine takılınca haberdar olmuş. De Wever hemen silahı polise teslim etmiş. Söylenene göre silah yönetmeliklere uygun olarak imha edilmiş.
Kadın liderlerin hediye revolverle ilgili nasıl kararlar aldığını araştırdım. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni revolveri Başbakanlık’ta saklama kararı almış. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise silahını askeri müzeye bağışlayacakmış.
Böyle bir hediyeyi NATO zirvesine katılan liderlere vermek hangi akla hikmetse artık! Acaba, savunma sanayiinde o kadar güçlendik ki bunu aklınızdan çıkarmamanız için sizlere birer ufak “memento” mu denmek istenmiş ? Ben çözemedim. Çözebilen varsa beri gelsin.