Bir etik sorun olarak siyasi transferler
Çok partili siyasi yaşamımızda siyasi transferler yeni karşılaştığımız bir olgu değil. 70’li yıllarda bakanlık karşılığında parti değiştiren milletvekillerini bile gördü bu ülkenin siyasi tarihi. 80’li yılların ANAP hükümetleri parlamentoda önemli bir çoğunluğa sahip olduğu için milletvekili transferleri çok gündeme gelmemişti. 90’lı yıllarla birlikte parlamentoda yeniden parti parti gezen milletvekillerini sıkça görmeye başladık.
Sayısal çoğunluğa sahip olmaları nedeniyle fazlaca ihtiyaç duymadıklarındandır herhalde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilk dönemlerinde de milletvekili transferleri sıkça görülmedi.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sürekli azalan oy oranı, daha fazla anayasa maddelerinin değişikliği oylamaları hatta belki de yeni bir anayasa ihtiyacı, hem oylamalarda belli oranları elde etmek hem de güçlü görünüp, muhalefeti zayıflatmak istemesi nedeniyle daha fazla milletvekili hatta belediye başkanı transferlerine şahit olmaya başladık.
İlk bakışta bugüne kadar birçok kez olagelmiş siyasi transferlerin bugün de oluyor olması sıradan bir durum olarak görülebilir. Bugün sadece Adalet ve Kalkınma Partisi’ne değil CHP’ye de milletvekili transferleri gerçekleşmekte.
CHP tarafına yapılan milletvekili transferleri ile Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gerçekleşen siyasi transferler arasında çok keskin ve önemli farklılıklar bulunmakta.
Peki, bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’ne doğru gerçekleştirilen siyasetçi transferlerinin etik bulunmamasının nedeni ve diğerler partilere doğru gerçekleşen siyasi transferlerden farkı nedir?
CHP’ye geçen milletvekillerinin tamamının seçim öncesi dönemde hükümete yönelik eleştirilerinin omurgasını cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine olan eleştirileri, ekonomik zorluklar ve gelir dağılımındaki eşitsizlik oluşturmakta idi. Bu bakış açısına sahip bir diğer muhalefet partisine geçmiş olmaları bir sapma olarak değerlendirilemez. Bu mantıkla Adalet ve Kalkınma Partisi’nden bir siyasi, başta CHP olmak üzere muhalefet partilerinden birine geçmiş olsaydı aynı etik sorun yine ortaya çıkmış olacaktı.
Adalet ve Kalkınma Partisine doğru gerçekleştirilen siyasetçi transferlerinin etik bulunmamasının en önemli nedenleri ise, muhalefetteki siyasilerin bugün hiç olmadığı derecede kutuplaşmış olan siyasi ortamda iktidarda olan bir partinin icraatlarına yönelik eleştirileri üzerinden oy istemeleri ve seçimden sonra eleştirdikleri partiye geçmiş olmalarıdır. Bu eleştirilerini zaman zaman ağır suçlama derecesine vardırıp seçmenden oy isteyen muhalif siyasetçilerin eleştirdiği parti tüm icraatları ile aynen orada dururken, bir anda o partinin içine atlıyor olmaları bir etik sorun olarak görülmekte.
Bu transferlerin olabilmesi için ya iktidarın muhalefet ettiğiniz yönlerinde eleştirileriniz doğrultusunda bir değişim olması lazım ya da transfer olan siyasilerde bir dönüşüm. Hangisinin gerçekleştiğini açıkça görmekte elbette.
Sorunlu bir süreç olarak yaşadığımız bu transferlerin ülke yönetimine verdiği zararın yanı sıra toplumun etik değerlerinde de aşınmaya sebep olduğu muhakkaktır.
Partilerinden ayrılan siyasilerin bir sonraki seçime kadar bağımsız kalmaları veya tamamı ile görevlerini bırakmaları bir yasal zorunluluk olmalıdır.