İstanbul
Açık
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,2795 %0.22
50,5902 %-0.78
7.136,03 % -0,98
70.949,84 %-0.89

12 Mart kilometre taşı

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
12 Mart kilometre taşı

Aradan 55 yıl geçmiş. Yarım yüzyıldan fazla zaman... İki yıllık gazeteciyim. Çocuk yaşlarımda 27 Mayıs 1960 askeri darbesini yaşamışım; babamın darbe aparatları tarafından tutuklanıp götürülüşüne tanıklık etmişim. Ancak onun üstünden aradan yıllar geçmiş. Türkiye’nin bir daha askeri darbelere maruz kalmayacağına inanmak istemişim. Ne var ki, 12 Mart 1971 askeri muhtırasına giden yolun taşlarının nasıl özenle döşendiğini de dehşetle fark etmeye başlamışım.

Bunu ilk fark edişim 14 Şubat 1969 olayı. Anlatayım.

14 Şubat 1969, bir Cuma günü. Mesleğe başlayalı bir hafta olmuş. Cuma namazından sonra Komünizmle Mücadele Derneği’yle sağ kesimin bayraktarlığını yapan Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) öncülüğünde “Bayrağa Saygı” mitingi düzenlenmişti. Mitingde komünistlere karşı savaş açıldığı ilan edilerek, 16 Şubat’ta yapılacak 6. Filo’yu protesto Yürüyüşü’nde komünistlere karşı mücadele çağırısında bulunuldu. Burada durumu biraz açayım. O sırada Amerikan 6. Filosu İstanbul Dolmabahçe açıklarında demirleyecek ve bir gövde gösterisi yapılacaktı.

Çağırıya Ankara, İzmir ve Trabzon’daki MTTB örgütleri de olumlu cevap verdi. 16 Şubat günü İstanbul’da MTTB ve Komünizmle Mücadele Derneği üyesi 10 binin üstünde eleman (aralarında istihbaratçıların da olduğundan hiç kuşkum yok) ellerinde taş ve sopalarla  Taksim Meydanı’nda toplandı. Öte yandan sol görüşlü gruplar da “Emperyalizme Karşı Mustafa Kemal Yürüyüşü” adıyla Taksim’e doğru yürüdü. Bir süre sonra Taksim Meydanı savaş alanına dönmüştü. Tekbir getirerek solcu gençlere saldıran sağcılara polis hiç müdahale etmiyordu. Çatışmalarda iki genç öldü, pek çok genç yaralandı. Bu olaylar tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçti.

O günlerde sağ-sol arasında sokak çatışmaları sürerken sağcı kesimin nefret ettiği, hukukun üstünlüğüne sonuna kadar saygılı Yargıtay Birinci Başkanı İmran Öktem’in aynı yıl Mayıs ayı başında öldüğü haberi geldi. Öktem’in 3 Mayıs günü düzenlenen cenaze töreni Ankara Maltepe Camii’nde yapılacaktı. Ancak cami avlusu sağ radikal grupların baskınına uğradı. Kimi sağcılar dönemin CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye saldırmaya çalıştı. İnönü saldırganların ellerinden zor kurtuldu. Sağcı militanlar, “Gavur İmran Öktem’in cenaze namazı kılınamaz” diye bağırıyorlardı. Sonuçta, Yargıtay üyelerinden Abdullah Gözübüyük’ün kardeşi İzzet Gözübüyük ortaya atılıp, “Benim imamlık iznim var,” diyerek cenaze namazını kıldırdı.

Burada eklemeler yapayım. O dönem Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Başkanı, daha sonra AKP döneminde TBMM Başkanlığı yapan İsmail Kahraman’dı. MTTB’nin rahle-i tedrisinden geçenler arasında daha sonra AKP’nin önemli kişilikleri olarak anılacak Abdullah Gül, Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Tayyip Erdoğan gibi isimler bulunuyordu.

1960’lı yılların sonu ve 1970’de sağ ve sol öğrenci grupları arasındaki çatışmalar giderek yayılıyor,  Süleyman Demirel Başbakanlığında iktidardaki Adalet Partisi (AP) Hükümeti olaylara seyirci kalıyor, hatta Demirel “en demokrat tavrıyla”, “Yollar yürümekle aşınmaz,”diyordu. Bu arada 1971 yılına gelinmiş,Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde cuntalar çarpışmaya başlamıştı. Türkiye’nin sol siyasetle kurtulacağına inanan bir grup asker 9 Mart’ta hükümete karşı bir darbe girişiminde bulunmuş, ancak bu bastırılarak 12 Mart’ta Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç öncülüğünde, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler,Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu ve Hava  Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra verildi. Muhtırada Sunay’ın hükümeti derhal görevden alması isteniyordu. Başbakan Süleyman Demirel bu istemi beklemeden istifa etti. Muhtıracılar, bir teknokrat hükümeti kurma bahanesiyle Başbakanlığa Nihat Erim’i atadılar. Hani, CHP’nin önemli isimlerinden birisiyken  “demokrasi heykeline şal örtmek isteyen” Erim’i.

1973 Genel seçimlerine kadar teknokrat hükümetlerle yönetilen Türkiye’de ne kadar solcu genç varsa çoğu öldürüldü, bir kısmı idam edildi. Bunların başında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan geliyordu.

Daha sonra kurulan hükümetler dönemlerinde de Türkiye’de çalkantılar bitmedi, ta 12 Eylül 1980 darbesine kadar... O tarihten sonra olaylar bıçakla kesilmişçesine sona erdi. Geriye dönüp yaşadıklarımıza bakıyorum. 1980’den sonra iktidar olan siyasal partilerin hepsi sağ kesimden oldu. Hatta siyasal İslamcı kesim giderek güç kazandı. Sonuçta Kasım 2002’de yapılan seçimlerde MTTB’de yetişmiş, Necmettin Erbakan’ın liderliğinde siyaset yapmış kişiler, “Milli Görüş gömleğini attık” sloganıyla AKP’yi kurdular. Ancak dobralığını takdir ettiğim Tayyip Erdoğan, daha o dönem, “Demokrasi bir tramvaydır, zamanı gelince ineriz,” sözleriyle gerçek niyetlerini belli etmiş, en azından takiyye yapmamıştı.

Bir not daha... 12 Mart 1971 askeri muhtırası olayından sonra yakından tanıdığım bir siyasetçiyle sohbet ederken bana, Türkiye’nin CIA’in (ABD Merkezi Haberalma Örgütü) vesayetinden kurtulamayacağını söylemişti. Ben de, “Yok canım. O kadar da değil,” deyince şu karşılığı vermişti:”Çankaya’ya bak, anlarsın.”

Bu söz bana o zamanlar çok tuhaf gelmişti. Nedense şimdi aklıma düştü.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız