İstanbul
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,2047 %0.15
50,9196 %-0.09
7.254,01 % 0,66
71.571,34 %2.933

ABD, Ortadoğu’yu yakan, Hürmüz Boğazı’nı kilitleyen savaşı kazanabilir mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
ABD, Ortadoğu’yu yakan, Hürmüz Boğazı’nı kilitleyen savaşı kazanabilir mi?

Ortada fiilen geniş bir coğrafyayı ve ekonomik olarak da bütün dünyayı etkileyen bir savaş var fakat BM adeta saklambaç oynuyor’ BM savaş patladığında BMGK’yı topladı ve yazılı bir açıklamayla yetindi, o kadar... Guterres, “Ortadoğu’da askeri tırmanışı kınıyorum. ABD ve İsrail’in İran'a karşı güç kullanması ve İran’ın misillemeleri uluslararası barışı baltalıyor” dedi ve “gerilimin azaltılmasını, tarafların müzakere masasına dönmesini, tüm üye devletlerin BM Şartı ve hukuk kapsamındaki yükümlülüklere saygılı olmasını ” istedi ve “herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanma tehdidini yasakladığını”  vurguladı.

Oysa, ABD ve İsrail, ABD-İran müzakereleri sürerken kalleşçe aniden saldırdı İran’a! Tarih, bu savaşın ilk cümlesinde bu gelişmeyi yazacaktır. İran, bir yerde arkadan bıçaklanmış oldu. İran’ın karşılık vermesi, bir yerde meşru savunmasıdır. Ne yapacaktı? Teslim bayrağı mı çekecekti?

ABD’NİN SAVAŞI SADECE İRAN’A MI KARŞI?

BM sade suya tirit bir açıklamayla yetinip genel doğruları sıralarken Ankara ne yaptı? Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM Başkanı Kurtulmuş ve Dışişleri Bakanı konuyla ilgili konuşurken dikkatle dinledim; hepsi de doğrudan İsrail’i suçlayıp ABD’yi pas geçtiler! Ankara’yı bölge merkezli olmaktan çıkarıp, Ankara’dan bakmaktan imtina edip ABD’ye aşırı hizalanırsanız başka türlü konuşamazsınız! Diyemezsiniz ki, “İran petrolü ve doğalgazı İran’ındır. İstedikleri gibi kullanırlar, istedikleri yere satarlar. Ülkelerine yaplan yatırımlarda karşılık olarak değerlendirirler, vb.” ABD’nin derdinin İran rejimi olmadığını, petrol ve doğalgaz akışının Çin’e doğru gitmesini engellemek; Çin-İran ilişkisini fiilen koparmak olduğunu sağır sultan bile duydu, biliyor! İran, Çin ve Rusya ile stratejik çerçevede ekonomik ilişkiler içinde. Çin’in İran’daki altyapı ve enerji alanındaki yatırımları devasa boyutta. Ayrıca, Çin için çok önemli ve stratejik olan “Kuşak ve Yol” projesinde İran hattı çok çok önemli. Bir yerde, Amerika’nın İran’a saldırısı, bu hamle, Çin ve Rusya’yı da durdurmaya yöneliktir. İran’ın sarsılması, istikrarsızlaşması Çin’e dolaylı bir tehdit anlamına da gelir.

SESSİZLİĞİN ÇİN’DEKİ KARŞILIĞI

Kamuoyunda bazıları Çin’i “sessiz” buluyor bu savaş karşısında. Oysa, yıllardır ambargo ve şantaj altındaki İran’ı ayakta tutan Çin. ABD tarafından “sarı tehlike” olarak değerlendirilen Çin, Rusya ve İran ile birlikte savaştan kısa süre önce, geçen yılki 12 gün savaşının ardından Hürmüz Boğazı’ndaki tatbikatı süs için yapmamıştı. Ayrıca Çin’in stratejisi ABD ile sıcak bir çatışmaya girmemek, ABD’nin kendi kendisini zayıflatması, Afrika’da üstünlük kurmak ve Kuşak ve Yol projesini zaman içinde tamamlamak üzerine kurulu. Afrika’da çok büyük ölçüde amacına ulaştı. Çin, savaşmadan, ekonomisi ile yumuşak gücüyle ilerliyor. Tehdit etmiyor, altyapı kuruyor, anlaşma imzalıyor, bağırıp çağırmadan sessizce ilerliyor.

Şubat’ı Mart’a bağlayan gece başladı ABD ve İsrail saldırısı ve İran müzakere sürerken bu hainane saldırıya Hamaney ve birçok üst düzey yöneticinin hayatını kaybetmesine karşın çabucak karşılık vermeye başladı. Balistik füze yığınağını harekete geçirdi ve İsrail’in yanında Körfez’deki Amerikan deniz varlıkları yanında Körfez ülkelerindeki ABD üslerini, diplomatik misyonlarını vurmaya başladı. Savaşı Körfez’e yaydı. Bu bir stratejiydi. Dünyadaki petrolün yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. İran, dronlarla deniz yolu geçişini adeta iptal etti. Dünya paniğe kapıldı petrol fiyatları çıldırdı! Körfez ülkeleri ekonomik olarak çok yara aldı. İsrail ve Körfez ülkelerindeki hava savunma sistemleri kevgire döndü, balistik füzeler, dronlar o sistemleri aşarak tehdit oluşturdu. Çin, bu noktada da devredeydi; İran’ın balistik füzeleri Çin uydularıyla yörüngesine oturuyor, hedefi vuruyordu. İran’ın yoğunlaşan füze ve dron misillemelerinin savunma kalkanlarını etkisini azalttığı da değerlendiriliyor.

10. GÜNDE DİPLOMASİ HAREKETLENDİ; TRUMP ÇARK MI EDİYOR?

Bu arada, ABD ve İsrail’in saldırılarının 10. gününde dolaylı diplomatik temaslar başladı. Trump, Putin’le, Erdoğan da Aliyev ile görüştü. Azerbaycan, açıklamalarını yumuşattı. Ankara muhtemeldir ki açıklanmasa bile Vaşington ile Tahran arasında bir temas trafiği yürütüyordur diye düşünmeden edemiyorum. Belki de o yüzden Ankara doğrudan Vaşington’u hedefe koymuyor açıklamalarında  (Tabii buna karşın Ankara, ele güne karşı İsrail ile birlikte ABD’yi de açıktan kınamalıydı, Şu notu da düşeyim; İran’ın bile bile, planlayarak Türkiye’ye füze fırlatması söz konusu olamaz, bu akla ve mantığa aykırıdır. Sahte bayrak operasyonlarına dikkat etmek gerekiyor. Zaten Türkiye de İncirlik vb. üslerin İran’a karşı kullanılmasına izin vermiyor). Savaşın 10. günündeki gelişmelerde, hatta Trump’ın da savaşın durabileceği yollu açıklamalarında 120 USD’ye çıkan petrolün ateşinin çıkmasının ve global etkilerinin payı mutlaka vardır. Körfez ülkelerinin de ateşe düşmesinin de... 12. gün ise İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan el yükselterek bir yandan gelen saldırılara karşılık verip bir yandan da savaşın durması için üç koşul öne sürdü: Tanınma, Tazminat ve Güvence. Yani, ABD ve İsrail İran’ın varlığını ve hükümranlığını tanıyacak, saldırılardan kaynaklanan kayıplardan dolayı maddi ve manevi tazminat ödeyecek, BM de güvence verecek. Savaşın durmasına ve müzakerelerin başlamasına yönelik talepler önce en yüksekten açılır, sonra el azaltılır. Bu işler böyledir. ABD’nin bu taleplere cevap vermesi olanaksız da bakalım kendisinin öne süreceği koşullar ne olacak? ABD ve İran bakalım bir yerde uzlaşacaklar mı? İran, aradığı güvenceyi de alabilecek mi? Şurası kesin ki, ABD-İsrail’in ‘düşük maliyetli bir zafer’ hayali şimdiden suya düşmüş gözüküyor.

ABD’NİN SİYASİ AMACINA ULAŞMASI MÜMKÜN GÖZÜKMÜYOR

ABD’nin savaştan muradı, siyasi amacı “İran’ın kayıtsız şartsız teslim olması”! Bu mümkün değil ve ABD bunu sağlayamayacak, haliyle savaştaki amacına ulaşamayacak. Çünkü İran ne Irak, ne Afganistan ne de Suriye. İran, Pers İmparatorluğu’nun mirası üzerinde şekillenen, bir devlet geleneği olan yapıya sahip. ABD’nin ve hık deyicilerinin öne sürdüğü gibi İran’da bir Türk-Acem çelişkisi de oluşturmak bir hayal. Çünkü Türkler İran’ın temel taşı. Devleti kendi devletleri olarak görüyorlar. Şu andaki dini lider de, cumhurbaşkanı da Türk örneğin. İran’ın batısındaki Kürtlerin ayaklanma cürmü yok, doğusundaki Beluciler’in de İran’da kaos yaratacak bir birikime sahip olmadığı açık. Zaten görülüyor ki İran’da yönetimin şimdilik bir alternatifi de yok ve Türk’ü ile Acem’i ile meydanlarda halk çıkıp yönetim lehinde gösteriler yapıyor. Meseleyi Trump’a indirgemek hata olur; zaten Trump da giriştiği işin bumerang olabileceğinin farkında ve durumunu sarsmamak için çıkış yolu arıyor. Mesele ABD’nin ihtiyaçları; birincisi, silah ve mühimmat tekelleri stokları eritmek istiyor. İkincisi, petrol şirketleri İran petrollerine yeniden çökebilir miyizi test ediyor kanımca.  

İRAN’IN ESENLİĞİ İÇİN...

Ancak İran’ın halihazırdaki yönetiminin yaşananlardan ders çıkarıp iç cephesini güçlendirmek için laik kesime kamusal alanda daha çok şans tanıması, petrol ve doğalgaz zenginliğini halkın yaşamına yansıtması, rejimi “din” temelinden tedricen de olsa uzaklaştırması ve ülkeyi seçimlere, parlamentoya dayalı bir rotaya sokması; hukuk ve demokrasi için artık düğmeye basması gerekiyor.  İran’ın atması gereken bir adım da vekalet unsurlarıyla yayılmak yerine, kendi ulus devletini güçlendirmek suretiyle ayakta kalmak olmalıdır. İran, Amerikan emperyalizmine karşı bu yoldan giderek başarılı olabilir.

TÜRKİYE’NİN ALACAĞI DERSLER

ABD –İsrail/İran savaşının Türkiye açısından da derslerle dolu olduğunu belirtelim. Hava savunması açısından NATO’ya muhtacız. Bu anlaşıldı. Ulusal bir pozisyondan yoksunuz. O zaman süratle bu açığı kapatmalıyız. Ulusal hava savunma sistemlerini oluşturmalıyız. Öte yandan S-400’leri egemen bir devlet olarak gerektiğinde kullanmayacaksak neden aldık onca para sayıp? Savaş uçakları açısından da çok geri kaldığımız ortada. Buna da hızlı çözüm bulmak gerekiyor. Olası bir düşmanca saldırıya karşı yanıt verecek kısa, orta, uzun menzilli balistik füze envanterini de oluşturmak şart gözüküyor. Ayrıca Kürecik radar üssü de, İncirlik Üssü de, diğer Amerikan tesisleri de ortada bir ABD-İsrail/İran gerilimi oldukça Türkiye için risktir. Bu riski de değerlendirmek gerekiyor. Güçlü bir Türkiye, ancak güçlü bir ekonomi, sağlıklı bir demokrasi ve hukuk, güçlü bir iç cephe ve güçlü bir ordu ile mümkün. Unutulmamalı ki Türkiye çok önemli bir sorunu, Kıbrıs’ı iç cephesinin gücüyle ve bir koalisyon hükümetiyle çözmüştür. Türkiye’nin bir kısmının bir kısmını ‘düşman’ olarak görmesiyle iç cepheyi ancak zayıflatır ve gerçek düşmanlara prim vermiş olursunuz. Şunu da not  edeyim: İktidar değişse de gelecek olan iktidar Türkiye’nin esenliğini yine düşünür, ona göre pozisyon alır.

BÖLGEDEN, DUBAİ’DEN İZLENİMLER

Biraz da bölgeden, en çok Türk vatandaşının yaşadığı Dubai’den aldığım birebir bilgilerle not düşeyim. Orada hayat normale yakın. Havadaki hareketten kaynaklanan bir yakıt kokusu dışında bir şikayet yok gibi. Hayat normal akışında devam ediyor. Okullar savaşın yoğun günlerinde tatil edilmişti. Bir arkadaşım seyaate gititği Hint Okyanusu’ndaki bir adadan Dubai’ye uçakla dönebildi. Umman’dan Riyad’a otobüsle gidip oradan uçakla İstanbul’a dönenler biliyorum. Dubai’deki bir arkadaşım THY’de uçuşların açık gözüktüğünü söyledi. Whatsapp üzerinden bölgedeki arkadaşlarımla rahatça görüşebiliyorum. Bu arada Dubai’de örneğin cep telefonlarına konulan alarm programıyla insanlar alarme ediliyor fakat sığınak olmadığı için ancak pencerelerden uzaklaşılıyor. Havada zaman zaman gözüken BAE uçakları ise dron peşindeymiş! Turist olarak kente gelenler zaten ülkelerine dönmüş. Panik yok, halk sakin. Anlaşılan o ki, medyada, iletişim araçlarında çokça dezenformasyon ve abartı var.

XXX

Bu yazıyı perşembe öğleyin (dün) kaleme aldım. Yani savaşın 12. günü. Bu savaş bazılarının sandığı gibi çok uzun sürmeyecek. ABD ve İsrail’in nefesinin tükeneceği, frene basacağı günlerin çok uzak olmadığını düşünüyorum. Çünkü bölge ülkelerinin güvenlik kaygısı ve küresel ölçekteki petrol krizi de savaşın uzun sürmemesi doğrultusundaki etkenler. Tabii artık BM’nin de aktif bir şekilde savaşın durması yönünde tutum sergilemesi gerek. Türkiye’nin ise savaşın durmasını en çok isteyen pozisyonda olması beklenir. Hep söylüyorum; komşuların istikrarı, Türkiye için sıhhat ve esenlik demektir. Yakınımızdaki, hele sınır komşularımızdaki bir istikrarsızlık Türkiye’ye çok zarar verir. Suriye’deki istikrarsızlığın başımıza açtığı belaları 15 yıldır yaşadık, hala yaşıyoruz. Türkiye’nin bölgedeki konumu barışı korumayı gerektiriyor. Atatürk boşuna “Yurtta Barış Dünyada Barış” belgisiyle Türk dış politikasının temelini atmadı. Balkan ve Sadabad Paktlarını boşuna kurmadı. Türkiye’nin gideceği yol Büyük Atatürk’ün öngörülü yoludur. Fakat 11 Ortadoğu ülkesindeki 9 büyükelçinin Dışiişleri’nden yetişmeyen iktidarın adamları olmasıyla Türkiye nasıl gidecek Atatürk’ün çizdiği yoldan? AK Parti iktidarının kötülüklerinin biri de Dışişleri’nin genetiğiyle oynaması. Buna da parmak basmazsam olmaz!

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız