DOA: Depozito Soygun Sistemi
Sokakta susadığınızda bir çeşme bulamazsınız. Hemen küçük bir pet şişe su alırsınız. O şişeye elinizi uzattığınız an bir soygunun mağdurusunuzdur artık.
Bir soygunu size böyle anlatmazlar ama. 1 Temmuz'da başlayan DOA, yani Depozito İade Sistemi bu işin görünen kısmıdır. Ama ne depozito sistemidir, ne de iade.
Aldığınız bir şişenin içinde plastik hammadde fiyatı vardır değil mi? Bu hammadde geri dönüşünce maliyetin düşmesi gerekmez mi? İkincisi bir liralık depozito bedeli konduğunda fiyatın depozito bedelinden fazla artması nasıl mümkün oluyor? Sosyal medyada "para kazacağız" nidaları atanlara inandınız mı?

Depozito A.Ş. — İkinci Sezon
2018 sonbaharını hatırlayın. Poşet tüketimini azaltmak için 25 kuruş yapıldı. Daha kanun Meclis'e geldiğinde poşet meselesinde sayıların politik olduğunu yazmıştık. Teklif Meclis'e geldiğinde pek çok insan sevindi. O zamanlar "Poşet paralı olmuyor, doğa ve topluma ödetiliyor" demiştik. Ayrıca o 25 kuruşun marketler ve bakanlığa gelir kapısı olacağını anlatmıştık. İşte o büyük bir tepki yaratmış, öfkeye dönüşmüştü. Hatta yıllar sonra AKP vekili 2019 seçimlerini kaybetmelerinde bunun rolü olduğunu söylemişti.
Şimdi toplumun bunu unuttuğunu düşünerek daha büyük bir soygunla karşımıza geldiler. Bunun için çok çalıştılar. Zaten 2021'de üreticilerin doğrudan depozito sistemi kurması zorunlu olacaktı (7153 sayılı Kanun, Ek Madde 12). Önce depozito sistemini poşet düzenlemesi ile ertelediler. Sonra bu tür işler için Türkiye Çevre Ajansı'nı (TÜÇA) kurdular. Sonra depozito sistemini ertelediler, ertelediler, ertelediler. Tam 7 yıl sonra bizim karşımıza bununla çıktılar.
Böylece karşımıza birinci sezonda izlediğimiz Poşet A.Ş. dizisinin ikinci sezonu olan Depozito A.Ş. dizisi çıktı.
Soyulmanın Anatomisi
Bu sezonda üç kez soyulduğumuzu söylesem? Her birinin 25 kuruş poşetten daha beter olduğunu söylesem?
Birinci aşama: Pet, cam ya da alüminyum ürün aldığınız zaman depozitonun parasını siz zaten cebinizden 1 TL olarak peşin ödüyorsunuz. Bu 1 TL doğrudan TÜÇA'ya gelir. Demek ki gelen zammın 1 TL'si bunun içinmiş!
İkinci aşama: Geri dönüştürme sorumluluğu olan marketler bu sisteme kayıt olmak için ödedikleri parayı, aldıkları o makinanın parasını bizden çıkarmaları gerekiyor. İşte o bir lira zammın arkasından gelen elli kuruş da bunun için.
Yani bir ürün geri dönüşmese bile marketler ve Çevre Ajansı parayı peşin ve nakit alıyor! Müthiş bir iş modeli. (Bu mekanizmayı 2019'da poşet üzerinden detaylıca anlatmıştık.)
Üçüncü aşama: Asıl depozito dönüşüm sistemine verilen artık hammadde diyeceğimiz şeyin değeri. O da TÜÇA'ya gidecek (7261 sayılı Kanun, Madde 4/d ve Madde 8). Yani yarısı peşin üç harfli marketler ve dört harfli kurum, yarısı iade ile dört harfli kurum parayı kazanacak! Siz iade etseniz de kazanacak, iade etmeseniz de!
Üstelik DOA'nın toplamadığı, geri dönüşüm değeri düşük karışık plastik nereye gidiyor? Türkiye'nin 2024'de ne kadar çöp yaktığını, “SIFIR ATIK” ile ne anlatıldığını son yazımda açıklamıştık.
Türkiye Almanya olacaktı!
2018 poşet düzenlemesi gelmese Türkiye'de de zaten çok az uygulanan ve üreticiyi sorumlu kılan asıl model gelecekti. Poşet bunu bozdu. O uygulansa Almanya gibi olacaktık. Peki Almanya nasıl bir sisteme sahip?
Alman sistemi "depozito takas" (Pfandclearing) denilen kapalı bir devre üzerine kurulu: içecek üreticisi/ithalatçı (Erstinverkehrbringer) depozitoyu ilk uygulayan ve tahsil eden taraf; perakendeci tüketiciden depozitoyu alıyor, tüketici iade ettiğinde perakendeci geri ödüyor. Yani arada bir komisyoncu ajans yok! Özetle:
- Almanya'da bu işi kâr amacı güden bir aracı ajans yapmıyor, kâr amacı gütmeyen bir şirket (DPG — Deutsche Pfandsystem GmbH) yapıyor.
- Almanya’da devlet para akışında yok, sadece düzenleyici.
- Almanya’da depozito sisteminin başı üretici; bir ajans ve marketler değil.
- Almanya bir sistem kurduğu için geri dönüşüm oranı %97. Türkiye'de ise sistemin geliri %100!
Öde ve Ajansa Gelire Dönüştür mü?
Peki buna nasıl cüret ettiler? Önce 29 Kasım 2018'de poşet kanunu dediğimiz Çevre Kanunu ile ilgili düzenleme (7153 sayılı Kanun) TBMM'den geçti ve asıl depozito sistemi ertelendi. Sonra 24 Aralık 2020’de geçtiğini duyurduğum 7261 sayılı Kanun ile TÜÇA kuruldu. Bu kanun Meclis'e geldiğinde kimseyi ilgilendirmediğini, halkı ne kadar soyacağını ve bunun kimin ajansı olduğunu hafta hafta yazdık. Ama siyasetin meselesi haline getiremedik.
Peşinden Resmi Gazete'de Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği (26 Haziran 2021, RG.31523) çıktı. Ama bundan sonrası resmi değil, denetlenebilir Resmi Gazete'de yayımlanabilen bir şey değil. Mevzuat TÜÇA'ya "usul ve esasları sen belirle" dediği için TÜÇA kendi web sitesinde usul ve esasları yayımlıyor, istediği zaman güncelliyor. Yani sistemin mali kuralları, makine standartları, operatör kriterleri, birim bedelleri — hepsi Resmi Gazete'de değil, TÜÇA'nın kendi sitesinde.
Böyle olunca ortalık yalan haberden geçilmiyor. Ayda binlerce lira kazanacağınızı söyleyen hesaplar karşınıza çıkıyor. Bu kanunlar Meclis'e geldiğinde partiler sorgulasalar ve örgütleseler bugün bu noktada olmazdık. Bugün biz sorgulamak zorunda kaldık. Sorgulayalım o zaman!
Şehircilik Bakanı Kurum "Al kullan at devri bitti, al kullan dönüştür başladı" diyor. Dikkat edin, "azalt" demiyor. Yılda 25 milyar ambalaj üretilmeye devam edecek — bu rakam bu işlerde aracı olacak ajansın başkanının iddiası. Sistem üretimi azaltmayı değil, atığı toplamayı ve bu toplama işinden gelir yaratmayı hedefliyor. Bu bir çevre politikası değil, bir gelir modeli. Dönüştürülen doğa değil, halkın parası. Poşetten devletin ne kazandığını o zaman rakamlarla göstermiştik. Şimdi aynı model büyütülmüş haliyle karşımızda.
Ayrıca depozito meselesi sadece cam, plastik ve metal kutu içeceklerle sınırlı. Peki diğerleri neden depozitonun konusu değil? Gelir kapısı olmaya layık mı görülmedi!
Depozito Soygunundan Korunmanın Yöntemi!
DOA kullanmayacak mıyız? Hayır ama bu bir politik çözüm değil. Çünkü soygun ürünü alınca başlar. Aldığınız an soyuluyorsunuz. O yüzden ilk adım "depozitolu ürün boykotu".
İkinci adım ise belediyelerimizin inatla bu şirketlere çalışmayı bırakması. Artık bir zahmet meydanlara çeşme açsınlar. Artık bir zahmet musluktan su içmemizi sağlasınlar. Çeşmeleri kapatan belediyeler eskiden pet şişe su şirketlerine gelir kapısı yapıp bize gider kapısı yaptılar. Şimdi belediyenin günahı daha çok arttı; çeşmeleri kapatarak pet şişe su üreticileri, marketler ve aracı ajansa gelir, bize katlanmış bir gider kapısı yapıyorlar.

Belediyeler bunu çok kolay yapar, ama önce sizin bu yazıyı onlara iletmeniz ve talepte bulunmanız gerekiyor!
Peki pet şişe yeterli mi? Aslında değil ama bu işin mantığı gelir getirecek ürünler üstüne kurulu ve bunun amiral gemisi ise depozitonun yaklaşık yüzde kırkını tek başına kaplayan pet şişe su! 2017'de bu ülkenin çöp meselesini sorgulamıştık. O günden bu güne değişen tek şey soygunun kurumsallaşması.
Şimdi soru şu: Bize depozito diye yutturan propagandaya inanarak marketler ve aracı ajansın gelir kapısı mı olacağız? Yoksa suyu musluktan içme mücadelesi yapıp belediyeye çeşmeleri açtırmayı başaracak mıyız?
Not: Biraz hatırlamak için; bu konunun arka planını 2019'da Medyascope'ta detaylıca anlatmıştım; Ajans kurulurken yaşanan tartışmaları ise DW Türkçe röportajımda özetlemiştim.