Pedro Almodóvar: Aşırı sağcı bir hükümet altında yaşayamam

İspanyol sinemasının usta yönetmeni Pedro Almodóvar, 20 Mart 2026'da vizyona girecek yeni filmi 'Amarga Navidad'ın (Acı Noel) arifesinde hem sanatına hem de giderek kutuplaşan dünya siyasetine dair çarpıcı açıklamalarda bulundu. Aşırı sağın yükselişinden duyduğu derin endişeyi dile getiren ünlü yönetmen, olası bir sağ ve aşırı sağ koalisyonu altında yaşamayı hayal bile edemediğini vurguladı.

İşte Pedro Almodóvar'ın o açıklamaları…

'Amarga Navidad' (Acı Noel), yas, ayrılık, sağlık sorunları veya yaratıcı tıkanıklıklar (başrolleri paylaşan Bárbara Lennie ve Leonardo Sbaraglia'nın canlandırdığı karakterlerin deneyimlediği gibi) yaşayan insanların birbirine yardım etmesini merkeze alan bir film. İçinde bulunduğumuz dönemde bu dayanışma mesajı naif, hatta ana akıma aykırı gibi görünebilir.

Bunun, içinden geçtiğimiz günlerde kesinlikle elzem bir ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Nitekim bir önceki filmim 'Yan Oda' (La habitación de al lado) da tam olarak birine eşlik etmek üzerineydi. Bazen yardım etmek, sadece o kişinin yanında sessizce oturmaktan ibarettir. Savaş bölgelerinde ya da kendi ülkemizde yaşanan krizlerde sivil toplum kuruluşlarının ve gönüllülerin yaptığı çalışmaları yakından takip ediyorum. Toplumda işgal ettiğim bu küçük alandan ben de bir şekilde yardım etmeye çalışıyorum. Klişe gelebilir ama empati bugün her zamankinden daha önemli. Açıkçası, şu an şahit olduğumuz türden savaşların bir daha asla yaşanmayacağını düşünürdüm. Savaşların daha çok siyasi ve ekonomik boyutlarda, soğuk savaşlar şeklinde olacağına inanırdım; bir ülkeyi vahşice işgal edip tüm dünyanın tepkisine rağmen orada kalıp bombalamaya devam etmenin mümkün olabileceğini aklım almazdı.

Aşırı sağın yükselişi ve geçmişe dönüş korkusu

İspanyol gençlerinin yüzde 25'inin Franco diktatörlüğü gibi bir rejim altında seve seve yaşayabileceğini gösteren o anketin ne kadar güvenilir olduğunu bilmiyorum ama bu tür şeyleri duyduğumda ürperiyorum. Birilerinin utanmadan "Ben Frankocuyum, o zamanlar hayat daha iyiydi" diyebilmesi kan dondurucu. Sanki bir arpa boyu yol alamamışız hissiyatı veriyor. Ben o devasa geçiş dönemini bizzat yaşadım; bir diktatörlükten demokrasiye geçmenin ne demek olduğu kelimelerle tarif edilemez. O dönemleri idrak edebilecek yaştaydım, Frankoculuğun ne olduğunu hatırlıyorum ve o günden bu yana ne kadar büyük mücadeleler verdiğimizi çok iyi biliyorum.

En karamsar olduğum anlarda bile, her geçen gün büyüyen, hiçbir program sunmadan sadece barbarca söylemler üreten bir aşırı sağ partisinin olduğu bugünkü gibi bir duruma düşeceğimizi hayal edemezdim. Bu gerçekten korkunç. Gabriel Rufián'ın sol partilere yaptığı birleşme çağrısıyla birlikte umarım nihayet aklımızı başımıza toplar ve durdurulamaz gibi görünen bu dalgayı engelleriz. İyimser olmak istiyorum ama dürüst olmak gerekirse çok endişeliyim. Hepimiz endişelenmeliyiz. Duyduğumuz her skandal cümleye tepki göstermeye devam etmeliyiz. Aşırı sağın göçmenler, feministler, eşcinseller veya trans kadınlar hakkında söylediklerine karşı tepkisiz kalamayız. Karşılık verebilmek için tüm bunlara derin bir öfke duymaya devam etmek istiyorum.

"Sağ ve aşırı sağ koalisyonu altında yaşayamam"

Durum gerçekten çok vahim. Eğer işler bu şekilde gitmeye devam ederse, önümüzdeki seçimlerden sonra sağ ve aşırı sağ koalisyonundan oluşan bir hükümetin idaresi altında yaşayacağız demektir. Şahsen benim böyle bir durumda yaşamaya kapasitem yok; kendimi böyle bir atmosferde hayal bile edemiyorum. Böyle bir tablo yaşam tarzımı kökünden değiştirir; beni sosyal ve siyasi anlamda çok daha agresif, çok daha aktif birine dönüştürür. Her halükarda bu ihtimal beni dehşete düşürüyor. Son 40 yılda o kadar büyük emeklerle onca şey başardıktan sonra, aniden şu anki gibi bir geri dönüşün yaşanmasını kabullenmek çok zor.

Sanatın ve popüler kültürün siyasetteki gücü

Kurgunun ve genel anlamda sanatın insanlara her zaman büyük faydası dokunabilir. Ancak korkarım ki, örneğin sadece bir film yaparak kalıcı ve kesin bir değişim yaratamazsınız. Yine de başarılabilecek şeyler var. Dünyanın en önemli spor etkinliklerinden birinde Bad Bunny'nin sahneye çıkıp göçmenleri temsil ederek tüm Latin Amerika'nın adını anması, [şu an ABD Başkanı olarak görev yapan] Donald Trump'ın başına gelebilecek en kötü şeydi. Bence o gece, ülkeyi tamamen otarşik bir şekilde yöneten Trump, iplerin bir anlığına da olsa elinden kayıp gittiğini, Bad Bunny'nin milyonlarca insanın önünde kendisini açıkça sorguladığını gördüğünde dünyanın en mutsuz insanı olmuştur.

Demek istediğim, yapılabilecek şeyler var ama bunun için bir müzik megastarı olmanın getirdiği o devasa güce sahip olmanız gerekiyor. Yine de Bad Bunny tek başına Trump'ı deviremez. Tabii ki Bruce Springsteen (The Boss) veya Taylor Swift gibi isimlerin de ona karşı durması çok yardımcı oluyor. Ancak hiçbir film tek başına bir hükümeti deviremez veya Trump gibi birine onu sahneden silecek kadar büyük bir zarar veremez.

İLGİLİ HABERLER