İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6251 %0.19
51,5339 %0.2
6.792,18 % 0,89
65.279,73 %-7.988
Ara
Muhalif. M. ÖZEL 6 Şubat Depremleri: Yüzyılın en uzun gecesinin üzerinden 3 yıl geçti

6 Şubat Depremleri: Yüzyılın en uzun gecesinin üzerinden 3 yıl geçti

Türkiye, tarihinin en büyük jeolojik kırılmasını yaşayalı tam üç yıl oldu. 6 Şubat 2023'te 04.17'de duran zaman, kimileri için hala akmaya başlamadı. Resmi rakamlara göre 53 bin canın yitirildiği, 11 ilin haritadan silinme noktasına geldiği felaketin üçüncü yılında; bölgenin fiziksel inşasında sona yaklaşılırken, toplumsal ve hukuki enkazın ağırlığı artarak devam ediyor. İşte jeolojik gerçeklerden mahkeme salonlarına, konteyner kentlerden kayıp hayatlara; 6 Şubat'ın 3. yıl dosyası.

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 13 dk

Muhalif Analiz

6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye'nin güneydoğusunu sarsan, 11 ili doğrudan etkileyen ve "Asrın Felaketi" olarak literatüre geçen Kahramanmaraş merkezli deprem dizisini; olayın yaşandığı ilk anlardan başlayarak, aradan geçen üç yılın ardından Şubat 2026 itibarıyla gelinen son noktayı kapsayacak şekilde derinlemesine inceledik.

Çalışma, felaketin jeolojik ve teknik boyutlarını, yaşanan insani dramı, yönetimsel krizleri ve üçüncü yılında bölgenin fiziksel, sosyal ve hukuki rehabilitasyon sürecini bütüncül bir perspektifle ele almaktadır.

53 binden fazla can kaybına, 107 binden fazla yaralanmaya ve yüz milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden olan bu afet, sadece jeolojik bir kırılma değil, Türkiye'nin toplumsal, idari ve ekonomik yapısında da derin izler bırakan tarihsel bir dönüm noktası olarak analiz edilmiştir.

Kıyametin Anatomisi ve Kronolojik Akış

1.1. Felaketten Önce: Sessizliğin Jeolojik ve Meteorolojik Dekoru

2023 yılının Şubat ayı, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri için mevsim normallerinin üzerinde sert kış koşullarıyla başlamıştı. Bölge genelinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, hayatı halihazırda zorlaştırırken, yerin derinliklerinde yüzyıllardır biriken tektonik stres, kırılma noktasına ulaşmıştı. Doğu Anadolu Fay Zonu (DAFZ), Karlıova'dan başlayıp Hatay'a kadar uzanan hattı boyunca, tarihsel döngüsünü tamamlamış "sismik boşluklar" barındırıyordu. Bilim insanlarının ve TMMOB gibi meslek odalarının yıllardır hazırladığı raporlarda, özellikle Pazarcık ve Erkenek segmentlerinde enerji birikiminin kritik seviyeye ulaştığı, bölgenin büyük bir depreme gebe olduğu defalarca vurgulanmıştı. Ancak yer üstündeki yaşam, yaklaşan felaketten habersiz, kışın sessizliği içinde uyumaktaydı.

1.2. 04:17 – Zamanın Durduğu An ve İlk Şok (Mw 7.7)

6 Şubat 2023, Saat 04:17: Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli, yerin 8,6 kilometre derinliğinde meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem, Türkiye'nin modern tarihinde kaydettiği en yıkıcı sarsıntılardan biri olarak kayıtlara geçti. Sarsıntı, Doğu Anadolu Fay Zonu'nun Narlı segmentinde başladı, ancak kırılma o kadar güçlüydü ki Erkenek ve Amanos segmentlerine sıçrayarak toplamda yaklaşık 300 kilometrelik bir yüzey kırığı oluşturdu. Bu kırılma, jeolojik olarak "sol yanal doğrultu atımlı" bir mekanizmayla gerçekleşti ve yer kabuğunda 3 ila 7 metre arasında değişen yanal yer değiştirmelere neden oldu.

Sadece yaklaşık 65 saniye süren (bazı bölgelerde 80 saniyeye kadar hissedilen) bu sarsıntı, Kahramanmaraş, Hatay, Gaziantep, Adıyaman, Malatya, Kilis, Şanlıurfa, Adana, Osmaniye, Diyarbakır ve Elazığ olmak üzere 11 ilde, yaklaşık 14 milyon insanın yaşadığı geniş bir coğrafyada "kıyamet" etkisi yarattı. Binaların betonarme iskeletleri, ivme değerlerinin yerçekimi ivmesini aştığı bu şiddetli sarsıntıya dayanamayarak, içindeki insanlarla birlikte çöktü.

Saat 04:26: Henüz ilk şokun tozu dahi yere inmemişken, Gaziantep’in Nurdağı ilçesi merkezli 6,4 büyüklüğünde çok şiddetli bir artçı sarsıntı meydana geldi. İlk depremde ayakta kalmayı başaran ancak yorulan ve hasar gören binlerce bina, bu artçı şokla birlikte yıkıldı veya ağır hasar aldı. Bu durum, kaçmaya çalışan insanların enkaz altında kalmasına veya binaların içine sıkışmasına neden oldu.

Saat 04:36: Bölgedeki iletişim hatlarının kopması, baz istasyonlarının yıkılması ve elektrik kesintileri nedeniyle ilk dakikalarda Ankara'daki merkez ile bölge arasındaki bilgi akışı tamamen kesildi. Ancak saat 04:40 sularında Osmaniye'de nöbetçi AFAD ekipleri, Bilge Apartmanı enkazından ilk canlı vatandaşı çıkararak, yaklaşan devasa arama-kurtarma operasyonunun ilk adımını attı.

1.3. Seviye 4 Alarm ve Devletin Refleksi

Saat 05:00: AFAD Başkanlığı'nda ilk kriz masası toplantısı gerçekleştirildi. Bölgeden gelen parça parça bilgiler, yıkımın sadece bir ille sınırlı olmadığını, neredeyse Hollanda büyüklüğündeki bir coğrafyanın tamamının yerle bir olduğunu gösteriyordu. Kar yağışı ve kapanan yollar, lojistik sevkiyatını imkansız hale getiriyordu.

Saat 05:39: Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, kameralar karşısına geçerek Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası yardım çağrısını da içeren en yüksek alarm seviyesi olan "Dördüncü Seviye Alarm" ilan edildiğini duyurdu. Bu açıklama, devletin felaketin büyüklüğünü kabul ettiğinin ve kendi öz kaynaklarının ötesinde bir desteğe ihtiyaç duyulduğunun resmi itirafıydı.

Saat 06:00: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devletin tüm kurumlarıyla teyakkuz halinde olduğunu belirten ilk açıklamasını yaptı. Valilikler, belediyeler ve AFAD'ın çalışmalara başladığını duyurdu. Ancak sahadaki gerçeklik, yıkılan yollar, çöken havalimanı pistleri (Hatay Havalimanı) ve ağır kış şartları nedeniyle çok daha dramatikti.

Saat 06:19: Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma Genel Komutanlığı bölgede "acil durum" ilan etti. Türk Hava Kuvvetleri, "hava yardım koridoru" oluşturmak için uçaklarını hazırlamaya başladı. Aynı dakikalarda Kızılay, stoklarındaki kanın yetersiz kalabileceği öngörüsüyle tüm Türkiye'yi kan bağışına davet etti.

1.4. İkinci Yıkım: Elbistan Depremi (Mw 7.6)

Depremin üzerinden 9 saat geçmişti. Arama-kurtarma ekipleri enkazlara ulaşmaya çalışıyor, vatandaşlar hasarlı evlerinden eşyalarını kurtarmaya çalışıyor veya soğuktan korunmak için hasarlı binalara giriyordu. İşte tam bu sırada, sismoloji tarihinde karada ender görülen bir olay gerçekleşti.

Saat 13:24: Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesi merkezli 7,6 büyüklüğünde ikinci bir ana deprem meydana geldi. Bu deprem, ilk depremin tetiklediği, Doğu Anadolu Fayı'nın kuzey kolundaki Çardak Fayı üzerinde, yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşti. İlk depremden bağımsız bir fay hattında oluşan bu ikinci şok, özellikle Malatya, Elbistan, Ekinözü ve Göksun bölgelerinde "yıkıcı darbe" etkisi yarattı. İlk depremde ayakta kalan ancak yorulan binlerce bina, bu ikinci darbeyle yerle bir oldu. Bu durum, arama-kurtarma çalışmalarını sekteye uğrattığı gibi, kurtarma ekiplerinin de hayatını tehlikeye attı.

1.5. İlk 24 Saatin Kaosu ve Bilançosu

İlk günün akşamı (Saat 20:26), Sağlık Bakanı Fahrettin Koca acı bilançoyu açıklamaya başladı: 1.651 can kaybı, 11.119 yaralı ve yıkıldığı teyit edilen 3.471 bina. Ancak bu rakamlar, enkaz altındaki on binlerce insanı, köylerde ulaşılamayan cenazeleri ve henüz girilemeyen ilçeleri kapsamıyordu. 6 Şubat gecesi, Türkiye için tarihinin en uzun, en soğuk ve en karanlık gecesi oldu. Milyonlarca insan sokaklarda, araçlarda, yağmur ve kar altında sabahlamaya çalışırken, enkaz altından gelen sesler, çaresizliğin boyutunu haykırıyordu.

Yıkımın Teknik ve İdari Anatomisi

TMMOB Jeoloji, İnşaat ve Jeofizik Mühendisleri Odaları ile SBB tarafından hazırlanan raporlar, bu yıkımın sadece depremin büyüklüğüyle ("Asrın Felaketi" söylemiyle) açıklanamayacağını, bunun bir "ihmaller zinciri" olduğunu bilimsel verilerle ortaya koymaktadır.

2.1. Jeolojik ve Zemin Kaynaklı Nedenler

Zemin Büyütmesi ve Sıvılaşma: Hatay (Antakya, İskenderun) ve Adıyaman (Gölbaşı) gibi bölgelerde, alüvyon zeminlerin deprem dalgalarını sönümlemek yerine genliğini artırdığı (zemin büyütmesi) tespit edilmiştir. İskenderun ve Antakya'daki yıkımın şiddeti, derin yeraltı yapılarının sismik dalgaları bir mercek gibi odaklamasıyla açıklanmaktadır. Gölbaşı'nda ise zemin sıvılaşması nedeniyle binaların adeta bir gemi gibi zemine gömüldüğü veya yan yattığı, karayollarının ve demiryollarının kullanılamaz hale geldiği gözlemlenmiştir.

Aktif Fay Üzerine Yerleşim: Raporda, Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesi, Şekeroba mahallesi ve İslahiye gibi yerleşim yerlerinin doğrudan aktif fay zonları (sakınım bandı) üzerine inşa edildiği belirtilmektedir. Yüzey kırığı boyunca binalar, yollar ve altyapı tesisleri fiziksel olarak yırtılmış ve parçalanmıştır. Fay yasasının çıkarılmamış olması ve fay sakınım bantlarının imar planlarına işlenmemiş olması, bu yıkımın temel nedenlerinden biri olarak gösterilmektedir.

2.2. Yapısal Sorunlar ve Malzeme Kalitesi

Beton ve Donatı Yetersizliği: Yıkılan binaların enkazlarında yapılan incelemelerde, beton kalitesinin standartların (C25/C30) çok altında, hatta bazı yerlerde C10 seviyesinde olduğu görülmüştür. Kullanılan donatıların nervürsüz (düz) demir olduğu, etriye sıklaştırmasının yapılmadığı ve korozyona uğradığı belirlenmiştir. Dere kumu ve deniz kumu kullanımı, betonun mukavemetini düşüren bir diğer faktör olmuştur.

Tasarım ve Uygulama Hataları:

  • Yumuşak Kat: Giriş katlarının dükkan, galeri veya market yapılmak amacıyla duvarlarının kaldırılması veya kolonların kesilmesi/inceltilmesi, binaların giriş katlarının çökmesine ve üst katların olduğu gibi aşağı inmesine ("pancake" yıkılması) neden olmuştur.
  • Kısa Kolon ve Güçlü Kiriş-Zayıf Kolon: Mimari tasarımdaki hatalar (asma katlar, bant pencereler) kısa kolon oluşumuna yol açmış, bu elemanlar depremin kesme kuvvetine dayanamayarak kırılmıştır. Ayrıca, kolonların kirişlerden daha zayıf tasarlandığı yapılarda, kolonlar kırılarak binanın stabilitesini bozmuştur.

2.3. İdari Zafiyetler ve Denetim Sistemi

Yapı Denetim Sisteminin İflası: 2001 sonrası inşa edilen ve "depreme dayanıklı" etiketiyle satılan yeni binaların (Örneğin: Rönesans Rezidans, İsias Otel, Ebrar Sitesi, Galeria Sitesi) yıkılması, yapı denetim sisteminin uygulamada iflas ettiğini göstermiştir. Zemin etütlerinin yerinde denetlenmediği, beton dökümünde numunelerin usulüne uygun alınmadığı ve müteahhitlik sisteminin liyakate değil ranta dayalı olduğu raporlarda açıkça ifade edilmektedir.

İmar Afları: TMMOB raporunda, "İmar Barışı" adı altında çıkarılan yasaların, kaçak, projesiz ve mühendislik hizmeti almamış yapıları "kayıt altına alma" bahanesiyle yasallaştırdığı ve bu yapıları birer tabuta dönüştürdüğü vurgulanmaktadır. Deprem bölgesinde yüz binlerce yapının bu aflardan yararlandığı ve birçoğunun mezara dönüştüğü belirtilmektedir. İmar afları, teknik denetimi mülk sahibinin beyanına bırakarak devletin denetim sorumluluğundan kaçınmasına yol açmıştır.

Afet Yönetimindeki Koordinasyonsuzluk: "Tek adam rejimi"nin getirdiği aşırı merkeziyetçi yapı, yerel inisiyatifi yok etmiş ve karar alma süreçlerini yavaşlatmıştır. İlk 48 saatte askeri birliklerin sahaya inmesindeki gecikme, madencilerin ve gönüllülerin organizasyonundaki aksaklıklar, "altın saatler" olarak bilinen kritik sürenin verimsiz geçmesine neden olmuştur. Kızılay gibi köklü kurumların afet anında çadır satışı yapması gibi ticari refleksler göstermesi, kamusal hizmet anlayışının erozyona uğradığının en acı göstergesi olarak rapora yansımıştır.

İnsanlık Dramı ve Toplumsal Travma

3.1. Kayıpların Resmi ve Gayriresmi Yüzü

Resmi rakamlara göre 6 Şubat depremlerinde 53.537 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 107.213 kişi ise yaralanmıştır. Ancak yerel kaynaklar, muhtarlar ve meslek odaları, kayıtsız definler, enkazla birlikte kaldırılan cenazeler ve ulaşılamayan kayıplar nedeniyle gerçek rakamların bu sayıların üzerinde olabileceğine işaret etmektedir. Özellikle Hatay ve Adıyaman'da nüfus kütüğünden düşülen kişi sayısı ile bulunan cenaze sayısı arasındaki tutarsızlıklar, kamuoyunda tartışılmaya devam etmektedir.

3.2. Kayıp Yakınlarının Dinmeyen Acısı

Depremin 3. yılında (Şubat 2026), hala sevdiklerinden bir iz, bir kemik parçası, bir mezar taşı arayan ailelerin dramı devam etmektedir. Özellikle Hatay'daki Rönesans Rezidans enkazında kaybolan 52 kişi ve İkra Apartmanı'ndaki 28 kayıp (8'i çocuk), toplumsal vicdanda kanayan bir yara olmaya devam etmektedir. "Deprem Mağdurları ve Kayıp Yakınlarıyla Dayanışma Derneği (DEMAK)", mezarlıklardaki "kimsesiz" ibareli mezarların açılmasını (fethi kabir), çapraz DNA eşleşmelerinin genişletilmesini talep etmektedir. Ailelerin "Bir diş, bir kemik, bir mezar taşı istiyoruz" feryadı, hukuki süreçlerin yavaşlığıyla birleşerek öfkeye dönüşmektedir.

3.3. Psikolojik Enkaz ve Geleceksizlik Hissi

Fiziksel enkazlar kaldırılsa da ruhsal enkazlar 3. yılda da varlığını sürdürmektedir. Bölgede yapılan akademik araştırmalar, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), anksiyete, depresyon ve uyku bozukluklarının hala çok yaygın olduğunu göstermektedir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bölgede 5,1 milyon psikososyal destek hizmeti verildiğini açıklasa da, uzmanlar "deprem psikolojisi"nin etkilerinin nesiller boyu sürebileceği uyarısında bulunmaktadır. Özellikle çocuklar ve gençler üzerinde "geleceksizlik", "güvensizlik" ve "terk edilmişlik" duygusu hakimdir. Deprem bölgesindeki üniversite öğrencilerinin yaşadığı akademik kayıplar ve barınma sorunları, bu travmayı derinleştirmektedir.

3.4. Konteyner Kentlerde Yaşam: "Geçici"nin "Kalıcı"ya Dönüşümü

Depremin 3. yılına girilirken (Şubat 2026), başlangıçta "geçici" barınma çözümü olarak sunulan konteyner kentler, yüz binlerce insan için "kalıcı" bir yaşam alanına dönüşmüş durumdadır. Güncel verilere göre, deprem bölgesinde hala 126.583 konteynerde 360.455 kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun büyük bir kısmı (%43,5) yıkımın en ağır olduğu Hatay'dadır. 21 metrekarelik metal kutularda, yazın aşırı sıcak, kışın soğuk ve nemle, yağışlarda su baskınlarıyla mücadele eden aileler için "normale dönüş" henüz çok uzak bir hayaldir. Konteyner kentlerdeki sosyal yaşam alanlarının yetersizliği, mahremiyet sorunları ve güvenlik endişeleri, buradaki yaşamı daha da zorlaştırmaktadır.

Adalet Arayışı – Hukuk Enkazın Altında mı?

Depremin 3. yılında toplumun en hassas olduğu ve tartışmaların sürdüğü konu, sorumluların yargılanma sürecidir. Yargılamalarda "Bilinçli Taksir" ile "Olası Kast" arasındaki hukuki tartışma, verilen kararlara ve kamuoyu vicdanına damgasını vurmuştur.

4.1. İsias Otel Davası (Adıyaman) – "Şampiyon Melekler"

KKTC'li voleybolcu çocuklar ("Şampiyon Melekler") ve rehberlerin de aralarında bulunduğu 72 kişinin hayatını kaybettiği İsias Otel davasında, Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıklamıştır. Mahkeme, otel sahiplerine ve fenni mesullere cezalar verirken, 3 kamu görevlisine (dönemin İmar Müdürü, Ruhsat Şefi vb.) "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan 10'ar yıl hapis cezası vermiştir. Ancak aileler ve hukukçular, sanıkların "Olası Kast"tan (sonucu öngörerek ve kabullenerek hareket etme) yargılanması gerektiğini savunarak karara itiraz etmiş ve süreci istinafa/Yargıtay'a taşımıştır. Mahkemenin gerekçeli kararında yer alan "Daha önce Adıyaman'da böyle bir deprem yaşanmadığı için sanıkların depremin olmayacağına dair şanslarına güvendikleri" ifadesi, kamuoyunda ve hukuk camiasında büyük tepki çekmiş, adaletin tecellisi konusunda soru işaretleri yaratmıştır.

4.2. Rönesans Rezidans Davası (Hatay) – "Cennetten Bir Kare"

"Cennetten bir kare" sloganıyla satılan, en güvenli olduğu iddia edilen ancak depremde saniyeler içinde yıkılarak 269 kişiye mezar olan Rönesans Rezidans davasında da hukuki mücadele sürmektedir. Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların "Olası Kast" suçundan ek savunma yapmaları talebini reddetmiştir. Müteahhit Mehmet Yaşar Coşkun'un duruşmadaki savunmasında ölümlerden bahsederken "Tane tane" ifadesini kullanması, ailelerin acısını öfkeye dönüştürmüştür. Kayıp cenazeler (52 kişi) için hala iddianame hazırlanmamış olması, davanın en büyük handikaplarından biridir.

4.3. Ebrar Sitesi Davası (Kahramanmaraş)

1.400'den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve Kahramanmaraş'taki yıkımın sembolü olan Ebrar Sitesi'nin farklı bloklarına ilişkin davalarda, müteahhit Tevfik Tepebaşı ve diğer sanıklara 18 yıl ile 22 yıl arasında değişen hapis cezaları verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, verilen cezaların onanmasını talep etmiştir. Bilirkişi raporlarında, sitenin bulunduğu alanın zemin etüdü yapılmadan imara açıldığı ve bataklık zemin üzerine kurulduğu kesinleşmiştir. Sitenin K bloğunda tutuksuz yargılanan müteahhitler hakkında tutuklama kararı verilmiştir.

Sonuç ve Gelecek Projeksiyonu

6 Şubat depremlerinin 3. yılında Türkiye, bir yandan devasa bir fiziksel yeniden inşa sürecini (%90'lara varan fiziki gerçekleşme ile) başarıyla yürütürken, diğer yandan toplumsal, psikolojik ve hukuki onarım sürecinde zorlanmaktadır.

  • Barınma Krizi: 360 bin kişinin hala konteynerlerde yaşaması, barınma krizinin tam olarak çözülemediğini ve "geçici" sürecin uzadığını göstermektedir.
  • Adalet Duygusu: Yargılamalarda verilen cezaların (özellikle bilinçli taksir kararlarının) kamuoyu vicdanında "ödül gibi" algılanması ve bazı kamu görevlilerinin yargılanmasındaki isteksizlik, toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.
  • Göç ve Demografi: Bölgeden göç eden nitelikli nüfusun geri dönüşü konusunda yeterli teşviklerin olmaması, demografik yapının bozulması riskini taşımaktadır.
  • Şeffaflık: "Türkiye Tek Yürek" kampanyasında toplanan paraların akıbeti (115 milyar taahhüt, 83 milyar harcama açıklaması) konusundaki belirsizlikler ve soru işaretleri, güven sorununu beslemektedir.

Sonuç olarak; 6 Şubat, Türkiye için sadece bir takvim yaprağı değil, bir "milat"tır. Şehirler betonla ve demirle yeniden kurulabilir, ancak "dirençli kentler" ve "dirençli toplum" inşa etmek, sadece bina yapmaktan öte, hukuktan eğitime, denetimden ahlaka uzanan topyekûn bir zihniyet değişimini gerektirmektedir. 3. yılın sonunda görülen tablo şudur: Binalar yükseliyor, şehirler ışıklanıyor ancak yüreklerdeki enkazın kaldırılması ve adalet arayışının sonuçlanması daha uzun yıllar alacak gibi görünmektedir.

"Unutmadık, Unutturmayacağız" sloganı, sadece bir anma cümlesi değil, gelecekteki olası felaketlere (özellikle beklenen Marmara Depremi'ne) karşı bir hayatta kalma refleksidir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *