İstanbul
Parçalı bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,6337 %0.27
51,6013 %-0.2
6.704,43 % 0,27
66.966,69 %0.505

İstenmeyen adam

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
İstenmeyen adam

Kapıdaki asker başıyla belli belirsiz bir işaret verince, yarım saattir oturmakta olduğu deri koltuktan kalktı. Askerin peşi sıra yürüdü. Kapılarının hiçbir zaman kapanmadığı söylenen geniş odanın eşiğinde biraz duraklayıp, içeriye baktı.

Duvarın tamamını kaplayan geniş pencerelerden, dışarıdaki palmiye ağaçları görülüyordu. Yengeç Dönencesi’nin hemen başındaki Karayip denizinin koyu mavisi, yukarıdaki kristal tepelere doğru uzanıp giden taş binaların yakıcı beyazlıkları arasında parlıyordu. Göz yaylımı uzanan Santa Maria plajının altın sarısı kumlarının hemen yanından geçip, El Morro yönüne kıvrılan karayoluna baktı. Yoldaki eski Amerikan arabalarının gittikçe azaldığını, buna karşılık hantal görünümlü Avtotor, Kamaz, Moskvitch gibi Sovyet malı otomobillerin sayısının hızla arttığını bir kez daha fark etti.

İçeriye girdi. Duvardaki kocaman Jose Marti tablosuna, büyük çalışma masasının üzerindeki resimlere baktı. Kendi ülkesinin şairi, Şilili şair Pablo Neruda ile Türk şair Nazım Hikmet’i Berlin’de yan yana gösteren fotoğrafı inceledi. Kırmızı bir çerçeve içinde bulunan Moncada Kışlası’nın resmine baktı. Bu askeri binanın, az sonra yüz yüze geleceği adam için neler ifade ettiğini çok iyi biliyordu.  Mavi-beyaz çizgili, köşesindeki kırmızı üçgen içinde beyaz bir yıldız bulunan ulusal bayrağın yanındaki cam kapaklı rafta görülen, iyice sararmış, mürekkebi solmuş gazeteyi de gördü. El Acussador gazetesinin ilk nüshalarından biri.  Birazdan konuşacağı adamın ‘ihtilal öncesi’ neredeyse tek başına çıkardığı yasadışı gazete.

Odayı koyu bir puro kokusu kapladı ve küçük kitaplığın yanındaki kapıdan içeriye giren adamı gördü. ‘Yalın, rahat ve ucuz’ diye nitelendirdiği ve üzerinden hemen hiç çıkarmadığı yeşil üniformasını giymişti. Gür sakalları, upuzun boyu ve geniş omuzlarıyla her zamanki gibi heybetliydi. Konuğunun yüzüne hiç bakmadan masanın başına geçti. Bir süre önündeki kağıtları inceledi. Purosundan derin nefesler çekti. Bayrağın kıvrımlarını düzeltir gibi yaptı. Pencereden dışarıya baktı. Sinirli olduğu ve bunun geçmesi için oyalandığı açıkça görülüyordu.

Purosundan bir nefes daha aldı. Sonra hızla döndü. Masaya dayandı ve kısık bir sesle konuşmaya başladı. Şimdi konuğunun tam gözlerinin içine bakıyordu ve bu bakışındaki öfke kıvılcımlarını da hiç gizlemiyordu.

“Siz ve hükümetiniz, beni ve halkımı hayal kırıklığına uğrattınız bayım” diye konuştu. Sonra da karşısındaki adamın ağzını açmasına fırsat bırakmadan, bir makineli tüfek hızıyla tüm cümlelerini sıraladı. Onun adadaki rejim muhalifleri ve CIA ajanı olduğu bilinen kişilerle yaptığı görüşmeleri izlediklerini söyledi. Bunların kendisini ve halkını üzdüğünü bildirdi. Buna benzer iddialarını sürdürdü. Onu “devrimin düşmanı” olarak gördüklerini de belirtti. Sonra purosundan derin bir nefes alıp, “Allende’nin bana bir yazar yerine bir madenci göndermesini bin kere tercih ederdim” dedi.

Kısa bir sessizlik oldu. Sakallı, üniformalı adam masadan uzaklaştı. Pencereden içeriye giren Karayip güneşinin keskin ışıkları altında, boyu sanki daha da uzamış gibiydi şimdi. Sonra karşısındaki adamın yüzüne bakmaya gerek görmeden, son cümlesini söyledi. “Persona non grata ilan edildiniz, ülkenize dönebilirsiniz”.

Konuşma bitmişti. Kendisinin de söyleyecek çok şeyi vardı ama bunların artık hiçbir yararı olmayacağını biliyordu. Başkanlık binasının çıkış kapısına doğru ağır adımlarla ilerledi. Koridorlarda karşılaştığı adamların, kendisine açık bir düşmanlıkla baktıklarını gördü. Bunlar, üzerinde kırmızı bir yıldız bulunan siyah tankçı berelerini yana yatırmış, uzun saçlı, sakallı ve yeşil üniformalı adamlardı. Tam kapıdan çıkarken içlerinden biri arkasından bağırdı. “Yazık oldu yoldaş, golf bile oynayamadık”.

Çıktı. Kapıda kendisini bekleyen arabaya bindi. Elçilik binasına doğru ilerlerken düşüncelere daldı. Üç ay önce ilk kez buraya gelişini, biraz önce kendisini azarlayan ve ülkesinden resmen kovan adamla ilk kez karşılaşmalarını ve hemen o gece sabaha kadar sürdürdükleri derin sohbeti hatırladı. O gece yine üniformasını giymiş olan adam son derece neşeli ve şakacıydı. İhtilalin başlangıcında Moncada Kışlası’na yaptıkları baskını komik bir şekilde anlatmış, yolu bilmedikleri için kışlayı bulamayıp, şeker kamışı tarlalarına nasıl daldıklarını, çiftçilerin kendilerini dövmek için sopalarla nasıl saldırdıklarını, kışladaki askerlerin açtıkları ilk ateşte önce ne kadar korktuklarını, sonra da nasıl karşı hücuma kalktıklarını kahkahalarla gülerek aktarmıştı.

Sakallı adam o gece o kadar neşeliydi ki, bir ara ağır bir Arjantin aksanı ile konuşmaya başlamış, her cümlesinin başına bir “Che” takısı koymuş ve sonunda da iyice abarttığı bir yalpalamayla yürüyerek, çoktandır ortalıkta görünmeyen en iyi silah arkadaşının taklidini bile yapmıştı. Sonra da gün ışırken, bahçenin bir tarafında kısa süren bir golf maçına girişmişlerdi.

Üzüntüyle içini çekti. Bütün bunlar geride kalmıştı artık. Şimdi ülkesine dönmesi ve kendisini büyük umutlarla buraya elçi olarak gönderen devlet başkanına bu başarısızlığının sebeplerini anlatması gerekiyordu…

Şili Devlet Başkanı Salvador Allende’nin,  ABD’nin Küba’ya uyguladığı siyasi ambargoyu uluslararası alanda resmen delmek için 1970 yılında özel olarak Küba’ya büyükelçi olarak gönderdiği Jorge Edwards, bu ülkede sadece üç ay yirmi gün görev yaptıktan sonra, “Persona Non Grata” yani ‘istenmeyen adam’ ilan edilip, ülkesine geri gönderildi. Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, Edwars’ı başkanlık binasındaki odasına çağırıp, düpedüz azarladı. Onun bir “burjuva aydını” ve “Küba devriminin düşmanı” olduğunu öne sürdü.

Büyükelçi Jorge Edwards ülkesi Şili’ye döndükten sonra bu olayı kitaplaştırdı. “Persona Non Grata” adını verdiği roman, bir süre piyasaya çıkamadı. Sonra okuyucuyla buluştu ve büyük ilgi uyandırdı.

Kitap çok beğenildi çünkü onu yazan adam yani Jorge Edwars, bir büyükelçiydi ama aynı zamanda da büyük bir yazardı. O nedenle öteki eserleri gibi bu kitabında da gayet başarılı olmuştu.

Şilili romancı ve gazeteci Jorge Edwards Valdes, 29 Haziran 1931’de doğdu. Orta halli bir ailenin çocuğuydu. Rahat bir ilk ve ortaöğrenimin ardından Santiago Hukuk Fakültesi’ne girdi. Fakülteyi bitirdikten sonra Şili Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. 1970 yılında kurulan Salvador Allende hükümeti, Jose Edwars’ı Küba’ya Şili Büyükelçisi olarak gönderdi.

ABD’nin yıllardır uyguladığı ağır ekonomik ve siyasi ambargo altında bulunan Küba’da bu atama büyük bir sevinç yarattı. Küba Devlet Başkanı Fidel Castro, kendi ülkesine gönderilen bu ilk büyükelçiyi coşkuyla karşıladı. Bu, bir anlamda Küba’nın uluslararası alandaki yalnızlığının sona ermesi için atılmış bir adım olarak görülüyordu.

Castro, törenle karşıladığı Jorge Edwars ile o gece sabaha kadar sohbet etti. Küba devrimini anlattı. Tüm Latin Amerika ülkeleri için nasıl güzel bir örnek oluşturacaklarından söz etti. Devrimin başlangıcı sayılan Monkada Kışlası baskınındaki olayları anlattı. Sonra da en yakın silah arkadaşı olan ve o sıralarda gizemli bir biçimde ortalıktan kaybolan Che Guevara’nın taklidini yaptı.O gecenin sabahında  Castro ile Edwars, birkaç askerin de katılmasıyla minik bir ‘golf turnuvası’ da düzenlediler.

Nedir, böyle güzel bir şekilde başlamış olan dostluk, kısa bir süre sonra gölgelendi. Edwars’ın  Jose Lezama Lima, Heberto Padilla ve Pablo Armando Fernandez gibi ‘rejim karşıtı’ olduklarından kuşkulanılan şair ve yazarlarla sık sık buluşması, Küba gizli polisinin dikkatini çekti.

Jorge Edwars’ın Şili’ye gönderdiği tüm raporları da çeşitli yollardan elde eden Küba gizli polisi, bu raporların birer örneğini doğrudan Fidel Castro’ya vermeyi ihmal etmedi. Edwars, ülkesine gönderdiği raporlarda, ‘Küba’nın ekonomisinin kötü durumda olduğunu, her an çökebileceğini, ülkede ağır bir Sovyetler Birliği etkisi bulunduğunu, hantal bir bürokrasinin tüm gelişmeleri engellediğini ve bunları eleştiren aydınların baskı ve tehdit altında bulunduklarını’ yazıyordu.

Fidel Castro, buna benzer raporları bir süre izledikten sonra kararını verdi. Jorge Edwars’ı başkanlık binasına çağırdı. Onunla kısa bir görüşme yaptı. Edwars’ı ‘Küba devriminin düşmanı, küçük burjuva aydını ve CIA ajanı olmakla’ suçladı. Şili Devlet Başkanı sosyalist Allende’ye de çattı ve “Küba’ya bir yazar yerine bir madenci göndermesini bin kere tercih ederdim” diye konuştu. Ardından da Jorge Edwars’ın Küba hükümeti tarafından ‘Persona non Grata’, istenmeyen adam olarak ilan edildiğini bildirerek, onu Küba’dan resmen kovdu.

Ülkesine dönen Edwars, bu olayı Persona non Grata adlı ünlü romanında ayrıntılarıyla anlattı. Küba devrimine karşı bir düşmanlığı olmadığını, aksine devrimi desteklediğini, muhalif aydınlar denen kişilerin yazar ve şair olduklarını ve onlarla sadece edebiyat sohbetleri yaptıklarını yazdı. Küba’daki Sovyet etkisi ile ekonomik zayıflığın ise gözle görülür bir gerçek olduğunu ve bir büyükelçi olarak bunları kendi ülkesine bildirmekle görevli bulunduğunu söyledi.

O sıralarda Allende’nin bir askeri darbe sonucunda öldürülüp, General Pinoche’nin iktidarı zorla ele geçirmesi nedeniyle Edwars’ın kitabı uzun bir süre yayımlanamadı. Daha sonra ilk kez 1973’te İspanya’da yayımlanan kitap büyük ilgi uyandırdı. Özellikle Avrupalı solcu aydınların dikkatini çeken kitap, Küba devrimi hakkında o zamana kadar oluşmuş bulunan havayı dağıttı. Kimi aydınlar, kitapta anlatılanlardan sonra Küba rejimine daha farklı bir gözle bakılması gerektiğini öne sürdüler.

Pinochet rejimi, Jorge Edwars’ı sürgüne gönderdi. Edwars, yakın arkadaşı olan ünlü şair Pablo Neruda’nın Paris Büyükelçiliği’ne atanması üzerine onunla birlikte Fransa’ya gitti ve bu ülkede beş yıl süren bir sürgün hayatı yaşadı. 

Paris’te bulunduğu sıralarda Le Monde ve İspanya’ya geçtiğinde de El Pais gazetelerinde makaleleri yayımlanan Jorge Edwars, bir yandan da kısa öyküler ile roman yazmayı sürdürdü. Gecenin Ağırlığı, Maskeler, Sessiz Tanıklar, Mumyalar Müzesi ve Hayali Kadın gibi eserleri birçok dile çevrildi. Latin edebiyatının en önemli ödüllerini kazanan Edwars, 1999’da Latin edebiyatının Nobel’i sayılan Cervantes ödülünü de aldı.

Gazetelerdeki köşe yazılarında sık sık Rusya’nın ‘yayılmacı’ politikasını eleştiren Jorge Edwars, 7 Kasım 2006’da Rus gazeteci Anna Politkovskaya’nın Çeçenistan müdahalesi sırasında öldürülmesi üzerine, Rusya Federasyonu yönetimini ve özellikle Vladimir Putin’i ağır bir dille suçladı. Putin’in, Kafkas halklarına uyguladığı sindirme siyaseti nedeniyle Politkovskaya’nın hayatını kaybettiğini öne sürdü ve Tolstoy’un ünlü Hacı Murat romanından örnekler vererek, Putin’in uygulamalarının Çarlık Rusya’sının uyguladığı kanlı sindirme politikasının bir devamı olduğunu öne sürdü.

Jorge Edwars, istenmeyen adam ilan edilip, kovulduğu Küba’ya, bir daha hiç gitmedi...    

 

 
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız