İlber Ortaylı: Bir Tarihçinin İstanbul’a Yakışan Son Yolculuğu
Bazı insanlar yalnızca yaşadıkları dönemin tanığı değildir; o dönemin hafızası olurlar. Tarihçi İlber Ortaylı da bu toprakların yaşayan hafızalarından biriydi.
Onu yalnızca bir akademisyen olarak tanımlamak eksik kalır. Çünkü Ortaylı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarih çizgisini milyonlarca insana yeniden anlatan, tarihi akademinin duvarlarından çıkarıp gündelik hayatın içine sokan nadir isimlerden biriydi. Onun konuşmalarını dinleyen herkes bilir: Tarih, onun dilinde kuru bir kronoloji değil; insanın, şehirlerin ve medeniyetlerin canlı bir hikâyesidir.

1947 yılında Avusturya’nın Bregenz şehrinde doğdu. Ailesi II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da bulunan Türk aydınlarından biriydi. Kısa süre sonra Türkiye’ye döndüler ve Ortaylı çocukluğunu büyük ölçüde Ankara’da geçirdi.

Eğitim hayatı ise Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan Galatasaray Lisesinde şekillendi. Galatasaray yalnızca bir lise değildir; Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan entelektüel geleneğin önemli merkezlerinden biridir. Ortaylı burada güçlü bir dil ve kültür eğitimi aldı. Fransızca başta olmak üzere birçok Avrupa diline hâkimiyetinin temelleri bu yıllarda atıldı. Daha sonra Almanca, İngilizce ve Rusça gibi dillerde de akademik çalışmalar yapabilecek seviyeye ulaştı.
Üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde, yani Mülkiye’de tamamladı. Bu kurum Türkiye’de devlet yönetimi ve akademi için önemli isimler yetiştiren bir okul olarak bilinir. Ortaylı burada tarih, siyaset ve diplomasi alanlarında derin bir eğitim aldı. Akademik çalışmalarını ilerletmek için yurt dışında da bulundu; Viyana Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi gibi önemli akademik merkezlerde araştırmalar yaptı.

Uzun yıllar boyunca Ankara Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi gibi kurumlarda ders verdi. Onun derslerine giren öğrencilerin anlattığı ortak bir şey vardır: İlber Ortaylı bir ders anlatmazdı; adeta bir dönemi yaşatırdı. Osmanlı saraylarından Avrupa diplomasi salonlarına, İstanbul’un mahallelerinden Balkan şehirlerine kadar uzanan geniş bir tarih coğrafyasını, sanki o an oradaymış gibi anlatırdı.
2005 yılında ise İstanbul’un en önemli tarihî mekânlarından birinin başına geçti ve Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü oldu. Yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olan bu sarayın yönetimini üstlenmek, bir tarihçi için sembolik olduğu kadar büyük bir sorumluluktu. Ortaylı bu görev sırasında sarayın tarihsel mirasının korunması, araştırmaların artırılması ve uluslararası tanıtımının güçlenmesi için önemli çalışmalar yaptı.

Benim için İlber Ortaylı yalnızca kitaplardan tanıdığım bir tarihçi değildi. Onunla tanışmam çok daha erken yıllara dayanıyor.
2004 yılında İstanbul Kültür Müdürlüğü’ne bağlı olarak düzenlenen İstanbul tarih gezileri vardı. Bu gezilere İlber Ortaylı bizzat rehberlik ederdi. Yaklaşık 25 kişilik küçük bir grupla ayda bir kez buluşur ve İstanbul’un farklı tarihî bölgelerini birlikte gezer, şehri onun anlatımıyla keşfederdik.
Yerebatan Sarnıcı’nda Bizans’ın hikâyelerini dinlerdik.
Yedikule Zindanları’nda Osmanlı siyasetini konuşurduk.
Topkapı Sarayı’nın avlularında imparatorluğun devlet geleneğini anlatırdı.
Küçük Ayasofya’nın taş duvarları arasında ise İstanbul’un katman katman biriken medeniyetini…
Biz aslında yalnızca bir şehir gezmiyorduk; bir medeniyetin içinde yürüyorduk.
O yaşlarda birçok insan eğlence parklarına, oyun dünyalarına giderken ben İstanbul’un tarihini geziyordum. Bugün geriye dönüp baktığımda bunun hayatımda ne kadar büyük bir şans olduğunu daha iyi anlıyorum.
Yıllar içinde zaman zaman karşılaştığımız, sohbet ettiğimiz, fikirlerini dinlediğim çok kıymetli bir insandı. Bazı insanlar yalnızca bilgi vermez; insanın zihninde bir kapı açar. İlber Ortaylı da benim için o kapıyı açan isimlerden biriydi.

Şimdi İstanbul bir tarihçisini uğurlamaya hazırlanıyor.
Pazartesi günü Fatih Camii Haziresinde defnedilecek. Hazire, Osmanlı geleneğinde cami avlularındaki mezarlıklara verilen isimdir. Ancak Fatih Camii’nin haziresi sıradan bir mezarlık değildir. Burası Osmanlı’nın ve Türkiye’nin ilim ve devlet hayatına yön vermiş pek çok önemli ismin yattığı, adeta bir tarih bahçesi gibidir.
Fatih Sultan Mehmed’in türbesi de burada yer alır. Yüzyıllar boyunca Fatih Külliyesi medreseleriyle, âlimleriyle ve öğrencileriyle Osmanlı’nın en önemli ilim merkezlerinden biri olmuştur. Bu yüzden bu hazirede yürürken yalnızca mezar taşlarının arasında dolaşmazsınız; aslında bir medeniyetin hafızasının içinde yürürsünüz.
Yarın İstanbul’un sokaklarında dolaşan, bu şehrin tarihini saatlerce anlatan o güçlü ses, artık bu tarih bahçesinde yerini alacak.
Benim zihnimde ise hep o yürüyüşler , sohbetler kalacak:
İstanbul’un taş sokaklarında ilerlerken, bir köşede durup “Bakın burası aslında…” diye başlayan o anlatılar…
Bu ülkenin hafızasına büyük katkılar bırakmış bir tarihçiyi uğurlamaya hazırlanıyoruz.
Saygı ve minnetle
Ruhunuz şad olsun..