Teknoloji Servet Transferi Silahı Mı?
Ekonomi gazetelerinin manşetlerinde, teknoloji konferanslarının ışıltılı sahnelerinde bize yıllardır anlatılan bir "peri masalı" var.
"Robotlar gelecek, verimsiz işleri elimizden alacak, üretim patlayacak, pasta büyüyecek ve hepimiz daha zengin olacağız."
Verimlilik artışı, refah artışı hikayesi kapitalizmin en büyük vaadiydi hep. Ancak MIT’den Daron Acemoğlu ve Yale’den Pascual Restrepo’nun mürekkebi henüz kurumayan 30 Ocak 2026 tarihli çalışmaları, bu masalı paramparça ediyor.
Araştırma, yüzleşmesi zor bir gerçeği verilerle yüzümüze çarpıyor.
Şirketler otomasyonu, çoğu zaman işi daha iyi yapmak (pastayı büyütmek) için değil, sırf işçiye ödedikleri "iyi maaştan" kurtulmak (pastadaki işçi payını kısmak) için kullanıyor. Teknoloji, bir üretim aracı olmaktan çıkıp, sermayenin işçinin cebindeki parayı kendi bilançosuna aktardığı devasa bir "servet transferi" mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Ekonomik teoride "rant" dediğimiz kavramı sadece arsa spekülasyonu sanmayın. Emek piyasasında rant bir işçinin, alternatiflerine kıyasla kazandığı fazladan refahtır. Sendikal haklar, kıdem, kurumsal hafıza veya sadece o işin zorluğundan kaynaklanan "iyi ücret", işçinin rantıdır.
Acemoğlu ve Restrepo’nun çalışması, otomasyonun körlemesine ilerlemediğini kanıtlıyor. Şirketler, teknolojik olarak en kolay olan işi değil, "rantı" en yüksek olan işi, yani işçisine piyasa ortalamasının üzerinde maaş ödeyen görevleri hedefliyor.
Bir şirket düşünün. İki seçeneği var:
1. Üretimi iki katına çıkaracak bir teknolojiye yatırım yapmak.
2. Maliyeti düşürmese bile, sırf saatliği 50 dolar olan kıdemli işçiyi kovup, yerine saatliği 40 dolar olan bir yazılım koymak.
Veriler gösteriyor ki, şirketler ikinciyi seçiyor. Amaç verimlilik değil, işçinin aldığı o 50 doların peşine düşmek.
%3’lük Balon Nasıl %0.3’e İndi?
Bu stratejinin toplumsal maliyeti korkunç. Şirket bilançosunda kâr artıyor, evet. Ama toplum düzeyinde ne oluyor?
Çalışma, 1980-2016 yılları arasındaki ABD verilerini tarıyor. Kağıt üzerinde otomasyon teknolojileri, maliyetleri düşürerek teorik olarak %3'lük bir verimlilik artışı (TFP) sağlamış. Burası madalyonun şirkete bakan parlak yüzü.
Ama madalyonun arkasında "tahsis verimsizliği" (allocative inefficiency) var. Şirketler yüksek maaşlı (yüksek katma değerli) işçiyi robota devredip, o işçiyi daha düşük verimli, düşük maaşlı bir hizmet işine ittiğinde, ekonominin genel verimliliği çöküyor.
Sonuç? Otomasyonun getirdiği o %3'lük kazancın %60 ila %90'ı, sırf bu "iyi işlerin yok edilmesi" yüzünden buharlaşıp gidiyor. Elimizde kala kala, toplumsal refaha yansıyan %0.3'lük komik bir artış kalıyor.
Pasta büyümüyor arkadaşlar. Sadece pastanın üzerindeki krema, işçinin tabağından alınıp sermayedarın tabağına sıyrılıyor.
Sessiz Kıyım: Maaş Makası Nasıl Kapanıyor?
Bu sürecin en sinsi yanı, eşitsizliği nasıl yarattığı. Eskiden "teknoloji vasıflı işçiyi sever, vasıfsızı ezer" denirdi. Bu da yalanmış.
Veriler, otomasyonun "grup içi" maaşları nasıl preslediğini gösteriyor. Bir meslek grubunda, en yüksek maaşı alanlar (yani rantı en yüksek olanlar) ilk hedef oluyor. Otomasyon bu "kaymak tabakayı" biçiyor ve herkesi taban maaşta eşitliyor.
Buna "U-şeklinde etki" deniyor. En düşük maaşlılara dokunulmuyor (zaten ucuza çalışıyorlar), en tepeye dokunulmuyor (henüz otomasyon oraya ulaşamıyor), ama orta-üst gelir grubu, yani toplumun belkemiği olan o "iyi maaşlı mavi/beyaz yakalılar" yok ediliyor.

Bu grafik, otomasyona maruz kalan grupların maaş dağılımındaki değişimi gösteriyor. Grafiğin sağ tarafındaki derin çukur (U-şekli), yüksek maaşlı %70-%90'lık dilimin gelirlerinin nasıl buharlaştığını ve rantın nasıl yok edildiğini mükemmel özetliyor.
Acemoğlu ve Restrepo’nun çalışması, son 40 yılda artan gelir eşitsizliğinin %52'sinin otomasyondan kaynaklandığını söylüyor. Ve bu eşitsizliğin beşte biri, doğrudan bu "rant transferi" mekanizmasıyla açıklanıyor.
Şirketlerin "verimlilik" adı altında sunduğu şey, aslında bir muhasebe hilesinden hallice. Yüksek maaşlı insanı üretimden koparıp, yerine makine koymak, şirket için kârlı olabilir. Ancak o insanı daha değersiz bir işe mahkûm etmek, toplum için fakirleşmedir.
Teknolojiye düşman değiliz. Ancak teknolojinin "kimin için" çalıştığını sorgulamak zorundayız. Eğer dijitalleşme ve robotlaşma, pastayı büyütmek yerine sadece işçinin payını kısmak için kullanılıyorsa, buna inovasyon demeyelim. Bunun adı olsa olsa, yüksek teknolojili bir gasp düzenidir.