İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1972 %0.05
50,3990 %0.18
6.392,64 % -0,59
96.625,10 %1.629
Ara

Nazım Hikmet ve Hürriyet kavgası

YAYINLAMA:
Nazım Hikmet ve Hürriyet kavgası

Ecevit hükûmeti tarafından Adana İl Emniyet Müdürü olarak atanan Cevat Yurdakul 28 Eylül 1979 sabahında Müdürlük binasına giderken makam aracına yapılan silahlı saldırı sonucu öldürülmüştü. Yurdun dört bir yanında tepkiler yükseliyordu. ODTÜ öğrencileri de yurtlar bölgesinde toplanmış, protestolara katılmak üzere şehre inmeye hazırlanıyordu. 

Adettendir… yola çıkılmadan önce, konu hakkında bilgi ve biraz da ajitasyon için, bir konuşma yapılacaktır. Konuşmacı, ODTÜ’nün mavi öğrenci servislerinden birinin üzerinden, toplanan kalabalığa seslenmektedir. Konuşmanın sonunda, o sıtma görmemiş sesiyle, söyledikleri halen kulağımda çınlar.

“(…)
Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”

Şiiri, daha önceden bilirdim. Ama zihnime kazıldığı tarih 1979’dur. Üzerinden neredeyse yarım asır geçmiş.

***

2013 Haziran’ı, Gezi protestolarının en hareketli günleri. Taksim meydanında platform kurulmuş, Taksim Dayanışması, açıklama yapıyor. Taksim Dayanışması bileşenlerinden TMMOB adına konuşan kişi, konuşmasını mavi otobüsün üzerinden okunan dörtlükle bitirdi. 

Platforma ulaşıp, konuşmasını Nazım’ın şiiriyle bitiren kişiye, “Siz ODTÜ’den misiniz?1979’da orada öğrenci miydiniz?” diye sormak istemiştim. Tabii o koşullarda, mümkün olmadı. Benimki tahmindi tabii.

Otobüsün üzerinden gösterilen o duyarlılık, yıllar sonra TMMOB bünyesinde sürüyor olabilirdi. Ses, aynı ses değildi, coşku aynı coşku değildi elbette. Aradan 34 sene geçmişti. Kişi de o zamanki genç değildi. Ama şiirin coşkusu, aynı coşkuydu.

***

Aynı şiiri son olarak, otobüsün üzerinden okuyan Özgür Özel’den dinledim. Kağıthane mitinginde konuşmasına bu şiirle başlamıştı (24.12.2025). Daha önce Üsküdar Mitinginde  okumuştu (20 Ağustos 2025), Saraçhane mitinginde okumuştu (1 Temmuz 2025), Beyazıt mitinginde okumuştu (7 Mayıs 2025).

Özel’in Nazım’dan okuduğu tek şiir bu değildi. Mesela İzmir Gündoğdu Mitingi, “Davet” şiirini (19 Mayıs 2025), 39. Olağan Kurultayında ‘Güneşi İçenlerin Türküsünü’nü okudu:

“(…)
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
(…)”

Ağa Camii şiirini Özgür Özel’den dinlemedim hiç. Onu Erdoğan okumuştu.

***

Nazım Hikmet şiirlerini; Zülfü Livaneli’nin besteleri ve Genco Erkal’in sesinden sonra, kendi okuduklarım dışında, en çok Erdoğan’dan dinlemiştim. Şimdi listeme Özgür Özel de eklendi.

Erdoğan, Ağa Camii şiirini Taksim camisi açılışında (2021), İstanbul'un Fethini konu alan şiirini de 2020 yılında Ayasofya'nın açılışını konu aldığı bir konuşmasında (2020) okumuştu:

“Bölgedeki pek çok kiliseye karşılık sadece Ağa Camiini Taksim’e selam verdiğini gören -burası çok önemli- Nazım Hikmet, bu tabloyu dizelere şöyle dökmüştür:

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce / Ah, ey zavallı cami seni böyle görünce /
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım / Allah’ımın ismini daha çok candan andım.”

Gerçi Nazım Hikmet, o günleri farklı anlatır (Orhan Karaveli, Tanıdığım Nazım Hikmet):

“Bir çete kurmuştuk arkadaşlarla. Hava kararınca, daha çok gayrimüslimlerin oturduğu Cadde - i Kebir (İstiklal Caddesi) ile civarında dağılır ve buradaki düşman bayraklarını, özellikle Yunan bayraklarını utanmazca asıldıkları yerden indirir çöpe atardık.

Bir keresinde Beyoğlu’ndaki, tam da cadde üzerinde bulunan küçük ve sevimli Ağa Cami’nin tepesine kocaman bir Yunan bayrağı çekilmiş olduğunu görünce deliye döndüm. Çatıya tırmanıp bayrağı yırttım ama oradan geçen devriyeler tarafından az daha yakalanıyordum.”

Erdoğan 2017 yılında, 23 Nisan kutlamaları için yabancı ülkelerden Türkiye’ye gelen çocuklara da 'Kız Çocuğu' şiirinden bir bölümü okumuş, “Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.' Evet çocuklar öldürülmesin. Büyüklerin yol açtığı çocukların faturası çocuklara kesilmesin" diye konuşmuştu.

Burada anlamadığım şey, bu şiirin neden çocuklara okunduğuydu. Oysa, bu bir çocuk şiiri değildi.

***

Doğu Perinçek’in “Erdoğan bir Aydındır.” değerlendirmesinde Erdoğan’ın Nazım Hikmet’e gösterdiği ilginin payı vardır diye düşünürdüm. Yanılmış olabilirim.

Haklı olsaydım Perinçek, Özgür Özel için de aynı değerlendirmeyi yapar “Özgür Özel de bir aydındır.” derdi. Ben duymadım.

***

Hürriyet Kavgası şiiri şöyle başlar:

“Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular, 
yürüdüler karanlığın üstüne. 
Meydanları zaptettiler yine. 
(…)”

Böyle oluyor demek ki:
Hürriyet kavgası.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *