Sonunda bahar da geldi işte
Eski, çok eski bir tarihte günlerden bir gün Dumuzi öldü. Sümer halkı yasa boğuldu. Dumuzi, Bitkiler Tanrısı Dumuzi ölemezdi. O her zaman gözlerinin önünde olan, şafağın ilk pembe ışıkları yamaçlara vururken sürüsünü alıp kırlara çıkan çoban tanrı Dumuzi nasıl ölebilirdi?
Korkma, sönmez bu şafaklarda…
Korkuyordu. Hiç durmadan ‘korkma olmaz bu sefer’ diye kendini yüreklendiriyordu ama, yine başaramamaktan da korkuyordu. Arabistan çöllerinde isyancı Arap kabilelerine ve onları hiç durmadan kışkırtan, örgütleyen, silahlandıran sarışın İngiliz’e karşı uğradığı başarısızlığın acısını bir türlü...
Babamın öldüğü yaştayım
Büyücek bir yudumla bardaktaki viskiyi bitiriyor ve tezgaha koyuyorum. George hiçbir şey sormadan bardağı tekrar dolduruyor. Bir süredir boş olan yayvan bardağa da neredeyse ağzına kadar malt likörü koyuyor.
Sancılı bir ‘sergüzeşt”
Karaköy rıhtımına gelince faytondan indi. İçine birkaç giyim eşyası, kitap ve yazı müsveddelerini doldurduğu tahta bavulunu alıp, rıhtımı caddeden ayıran alçak demir parmaklıklara doğru yürümeye koyuldu. Heyecanlı ve daha çok korkuluydu.
Sevgileri yarınlara bırakmayalım
Güneş, Tiber nehrinin kıyılarında batıyor ve imparatorluk sarayının mermerlerini, camlarını, muhafızların tulgalarını altın rengine boyuyordu. İmparator Claudius, erguvan renkli pelerinini savurarak endişeyle haberciyi bekliyordu.