Mavi Anadolu, Mavi yolculuk…
Soluk sarı renkteki kalın taş duvarları, dört köşesinde göğe doğru yükselen sivri kuleleri, uzanıp giden ışıksız pencereleri ile gün ışığında bile ürkütücü olan kışla, gecenin ilerlemiş saatlerinde daha da korkutucu bir hal aldı.
Onüçüncü Kabile’nin Sırrı
Sert ve soğuk kuzey rüzgarı, Volga’nın çamurlu sularını dalga dalga köpüklendirdi. Keskin ıslıklar çalarak tehlikeli burgaçlar yaptıktan sonra, nehrin ortasındaki küçük adacığın tam ortasına kurulmuş görkemli beyaz çadırın altın kuşaklı eteklerini havalandırdı.
Samanyolu’nda ahududu tadı, Plüton’da kalp işareti
Ayıptır söylemesi, çocukluğumdan beri gökbilimlerine yoğun bir ilgi duydum. İlk ve orta öğrenim sırasındaki kahramanlarım, Galile, Bruno, Kopernik, Sagan, Kepler gibi ünlü gökbilimcilerdi. Johannes Kepler olmayı düşlerdim mesela.
Ağlattığı bilindi, ağladığı bilinmedi…
Vapurdan indi. İskelenin hemen önünden başlayıp, döne kıvrıla evine doğru giden dik yokuşu tırmandı. Babadan kalma köşkün bahçe kapısından içeriye girdi. O anda daoğlunun ağlama seslerini duydu. Koşmaya başladı. Omuzlayarak ağır meşe kapıyı açtı. Oğlunun odasının önüne geldi.
2001: Bir Uzay Efsanesi
Kurumuş, otsuz ve sapsarı bir arazi. Suyu çoktan bitmiş bir derenin son sularının yarattığı küçük bir çamur gölü. İşte tam bu çamur gölünün kıyısında karşılaştılar. Kısa boylu, elleri dizlerinden aşağıda, çıplak, çıkık alınlı ‘maymun adamlar’.